<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493</id><updated>2011-11-28T03:03:37.472+02:00</updated><category term='istirdat davası'/><category term='gecikme faizi'/><category term='intifa hakkı'/><category term='9. Hukuk Dairesi'/><category term='kamulaştırmasız elatma'/><category term='haksız fiil'/><category term='2b'/><category term='3. Hukuk Dairesi'/><category term='aleyhe bozma yasağı'/><category term='isteğe bağlı sigortalılık'/><category term='insan ve eşya tahliyesi'/><category term='kadastro tespiti'/><category term='haksız tahrik'/><category term='eşya iadesi'/><category term='işsizlik sigorta primi'/><category term='Tarım Bağ-Kur'/><category term='müzik eserleri sahibi'/><category term='Kamulaştırma Kanunu'/><category term='ssk maaşı'/><category term='acentanın yetkileri'/><category term='HUMK'/><category term='mağdurun zararının giderilmesi'/><category term='kira'/><category term='ödeme emrine itiraz'/><category term='icranın geri bırakılması'/><category term='Türk Ticaret Kanunu'/><category term='tüp bebek'/><category term='zincirleme suç'/><category term='bina sahibinin sorumluluğu'/><category term='sözleşmeden dönme'/><category term='765 Sayılı TCK'/><category term='551 sayılı KHK'/><category term='hükmen tescil'/><category term='ihaleyi kazananın hakları'/><category term='kasten öldürme'/><category term='acentanın sorumluluğu'/><category term='uyarlama yargılaması'/><category term='11. Hukuk Dairesi'/><category term='ticari defterler'/><category term='Bağ-Kur'/><category term='Borçlar Kanunu'/><category term='velayetin kaldırılması'/><category term='yol gideri'/><category term='Avukatlık Kanunu'/><category term='ödeme emrinin iptali'/><category term='hak düşürücü süre'/><category term='5237 sayılı Kanun'/><category term='Tebligat Kanunu'/><category term='kambiyo senedi'/><category term='vergi alacağı'/><category term='yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı'/><category term='kazanılmış hak'/><category term='öncesi orman olan yerler'/><category term='itirazın iptali'/><category term='yetkisiz temsil'/><category term='kişisel ilişki kurulması'/><category term='2. Hukuk Dairesi'/><category term='ortak giderlerden sorumluluk'/><category term='hedefte yanılma'/><category term='CMUK'/><category term='vesayet'/><category term='feshin geçersizliği'/><category term='tapudaki şerhin kaldırılması'/><category term='bütünleyici parça'/><category term='ceza mahkemesi kararının bağlayıcılığı'/><category term='sit alanı'/><category term='sigortalılık süresinin tespiti'/><category term='müterafik kusur'/><category term='mükerrirlere özgü infaz'/><category term='19. Hukuk Dairesi'/><category term='vekalet sözleşmesi'/><category term='eleştirisi sınırı'/><category term='haczedilmezlik'/><category term='elatmanın önlenmesi'/><category term='müddeabihin değeri'/><category term='marka hakkına tecavüz'/><category term='anataşınmazın korunması'/><category term='ayıp'/><category term='acenta'/><category term='yaşlılık aylığı'/><category term='yağma'/><category term='rehnin paraya çevrilmesi'/><category term='kısmi dava'/><category term='temyiz süresi'/><category term='kesin delil'/><category term='teminat ipoteği'/><category term='kusur'/><category term='Ceza Muhakemeleri Kanunu'/><category term='eser sözleşmesi'/><category term='sosyal sigortalar kanunu'/><category term='tecavüzün önlenmesi'/><category term='6570 sayılı Kanun'/><category term='haciz ihbarnamesi'/><category term='akıl hastalığı'/><category term='hizmet akdi devri'/><category term='mücbir sebep'/><category term='13. Hukuk Dairesi'/><category term='faize itiraz'/><category term='sigortacının rücu hakkı'/><category term='kapitalizasyon faizi'/><category term='prim ödeme koşulu'/><category term='taksim sözleşmesi'/><category term='yargı yolu'/><category term='uzlaşma'/><category term='sigortacının sorumluluğu'/><category term='kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği'/><category term='maddi tazminat'/><category term='6183 sayılı Kanun'/><category term='Vergi Usul Kanunu'/><category term='4. Hukuk Dairesi'/><category term='faydalı model'/><category term='11. Ceza Dairesi'/><category term='15. Hukuk Dairesi'/><category term='işgal ve faydalanma'/><category term='şikayet'/><category term='direnme kararından dönülmesi'/><category term='yaralama'/><category term='Hukuk Genel Kurulu'/><category term='arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi'/><category term='iş kazası'/><category term='haksız rekabet'/><category term='nafakanın arttırılması'/><category term='kesin süre'/><category term='davacının ölmesi'/><category term='1. Hukuk Dairesi'/><category term='müşterek sorumluluk'/><category term='İhale Kanunu'/><category term='8. Hukuk Dairesi'/><category term='icra inkar tazminatı'/><category term='eski tapu kaydı'/><category term='işyeri kavramı'/><category term='İmar Kanunu'/><category term='tenkis'/><category term='kefilin sorumluluğu'/><category term='basiretli tacir gibi davranma'/><category term='KEY'/><category term='Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'/><category term='vekalet ücreti'/><category term='18. Hukuk Dairesi'/><category term='yazılı delil başlangıcı'/><category term='belirli süreli iş sözleşmesi'/><category term='Tapu Kanunu'/><category term='tapu sicili'/><category term='Türk Medeni Kanunu'/><category term='imar planı olmayan yerler'/><category term='elbirliği mülkiyet'/><category term='6. Hukuk Dairesi'/><category term='ölünceye kadar bakma sözleşmesi'/><category term='vasiyetnamenin tenfizi'/><category term='taşkın yapı'/><category term='malın değerinin azlığı'/><category term='ilamlı icra'/><category term='gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi'/><category term='savunma hakkı'/><category term='hak arama özgürlüğü'/><category term='TİSGLK'/><category term='davadan feragatın feshi'/><category term='bir taşınırın teslimine dair ilam'/><category term='toplu iş sözleşmesi'/><category term='hile'/><category term='seçenek yaptırımlar'/><category term='resmi şekil'/><category term='sigortalılığın tespiti'/><category term='tebligat'/><category term='Türk Ceza Kanunu'/><category term='husumet ehliyeti'/><category term='Karayolları Trafik Kanunu'/><category term='bağımsız bölümde tadilat'/><category term='yetki'/><category term='imzaya itiraz'/><category term='yardım nafakası'/><category term='işverenin sorumluluğu'/><category term='14. Hukuk Dairesi'/><category term='açık bono'/><category term='kasko sigortası'/><category term='aciz belgesi'/><category term='21. Hukuk Dairesi'/><category term='İş Kanunu'/><category term='ispat külfeti'/><category term='borçlunun iflası'/><category term='eksik harç'/><category term='bankanın sorumluluğu'/><category term='cinsel saldırı'/><category term='resmi evrakta sahtecilik'/><category term='terk nedeniyle boşanma'/><category term='iddia ve savunma dokunulmazlığı'/><category term='2. Ceza Dairesi'/><category term='genel su'/><category term='mali hakların korunması'/><category term='ölüme bağlı kazandırmalar'/><category term='Basın Kanunu'/><category term='muhdesat'/><category term='tanıkla ispat'/><category term='kayıtsız şartsız borç ikrarı'/><category term='Harçlar Kanunu'/><category term='muris muvazaası'/><category term='elbirliği mülkiyetin paylı mülkiyete dönüştürülmesi'/><category term='taraf ehliyeti'/><category term='meşru müdafaa'/><category term='tapu iptali'/><category term='Mer&apos;a Kanunu'/><category term='kamulaştırma bedeli'/><category term='imara aykırı bina'/><category term='küçüğe vasi atanması'/><category term='kat malikleri kurulu'/><category term='imtiyaz sahibinin sorumluluğu'/><category term='hasılat kirası'/><category term='manevi tazminat'/><category term='davaların birleştirilmesi'/><category term='malullük aylığı'/><category term='kesin hüküm'/><category term='noterin sorumluluğu'/><category term='1. Ceza Dairesi'/><category term='icra müdürünün takdir yetkisi'/><category term='aval'/><category term='haksız haciz nedeniyle tazminat'/><category term='endüstriyel tasarım'/><category term='Noterlik Kanunu'/><category term='tasarrufun iptali'/><category term='sözleşmenin sona ermesi'/><category term='ihtiyati haciz'/><category term='edimler arasındaki dengenin bozulması'/><category term='İYUK'/><category term='556 sayılı KHK'/><category term='kıdem tazminatı'/><category term='T.C. Anayasa'/><category term='ticari mümessil'/><category term='iştirak'/><category term='gizli ayıp'/><category term='evlat edinme'/><category term='çakışan sigortalılık'/><category term='5. Hukuk Dairesi'/><category term='kamu düzeni'/><category term='malik hanesinin açık bırakılması'/><category term='Bağ-Kur sigortalılığın şartları'/><category term='kamu malları'/><category term='kambiyo takibi'/><category term='istihkak iddiası'/><category term='Devlet İhale Kanunu'/><category term='5. Ceza Dairesi'/><category term='kanun yararına bozma'/><category term='takibin durması'/><category term='taraf sıfatı'/><category term='göçmen kaçakçılığı'/><category term='4. Ceza Dairesi'/><category term='Ceza Genel Kurulu'/><category term='Kadastro Kanunu'/><category term='16. Hukuk Dairesi'/><category term='kesinleşmeden icra olunamayan ilamlar'/><category term='12. Hukuk Dairesi'/><category term='haciz talebi'/><category term='velayet'/><category term='bononun unsurları'/><category term='özel su'/><category term='kişilik haklarının ihlali'/><category term='Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'/><category term='sıra cetveline itiraz'/><category term='17. Hukuk Dairesi'/><category term='umuma ait mallar'/><category term='davanın açılmamış sayılması'/><category term='10. Hukuk Dairesi'/><category term='haklı sebeple fesih'/><category term='abonman sözleşmesi'/><category term='20. Hukuk Dairesi'/><category term='fuzuli işgal'/><category term='boşanma'/><category term='Tarımsal faaliyet'/><category term='kadastro hatalarının düzeltilmesi'/><category term='konut dokunulmazlığı'/><category term='kiralananın tahliyesi'/><category term='Avukatın sorumluluğu'/><category term='emsal karşılaştırması'/><category term='görevi kötüye kullanma'/><category term='hakaret'/><category term='itibari hizmet süresi'/><category term='tekerrür'/><category term='önalım hakkı'/><category term='ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip'/><category term='AİHM kararları'/><category term='adi yazılı satış sözleşmesi'/><category term='tapu tescili'/><category term='objektif imkansızlık'/><category term='6. Ceza Dairesi'/><category term='teşebbüs'/><category term='kaçak su kullanımı'/><category term='iş sözleşmesi'/><category term='imar uygulaması'/><category term='görev'/><category term='taraf teşkili'/><category term='sözlü sözleşme'/><category term='teminat bonosu'/><category term='müşterek mülkiyet'/><category term='davadan feragat'/><category term='bono'/><category term='lehe olan kanun hükmünün uygulanması'/><category term='menfaat zıtlığı'/><category term='menfi tespit davası'/><category term='kurum zararının rücuan ödenmesi'/><category term='bozmadan sonra yeni hüküm kurulması'/><category term='hukuki yarar'/><category term='3. Ceza Dairesi'/><category term='sulh'/><category term='olası kast'/><category term='zamanaşımı'/><category term='kira sözleşmesi'/><category term='feshi ihbar süresi'/><category term='yemin'/><category term='iyiniyetli hamil'/><category term='usuli kazanılmış hak'/><category term='tüketici'/><category term='kangütme saiki'/><category term='eksik incelemeyle hüküm kurulması'/><category term='hükmün açıklanmasının geri bırakılması'/><category term='Kat Mülkiyeti Kanunu'/><category term='aile konutu şerhi'/><category term='müteselsil sorumluluk'/><category term='icra takibi'/><category term='vekilin azli'/><category term='dürüstlük kuralı'/><category term='harç muafiyeti'/><category term='kararın basın yoluyla ilanı'/><category term='çifte tapu'/><category term='mer&apos;a'/><category term='dava arkadaşlığı'/><category term='muacceliyet'/><category term='tüketici mahkemesi'/><category term='uyarlama davası'/><category term='yetki itirazı'/><category term='süresiz şikayet'/><category term='ıslah'/><category term='imar ve ihya'/><category term='Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'/><category term='bekletici mesele'/><category term='müdafi'/><category term='iyiniyetli zilyet'/><category term='Bağ-Kur Kanunu'/><category term='ipoteğin terkini'/><category term='müddeabihin temliki'/><category term='İcra İflas Kanunu'/><category term='karar düzeltme'/><category term='tescilli marka'/><category term='ecrimisil'/><category term='yargılamanın yenilenmesi'/><category term='icra suçları'/><category term='aktif dava ehliyeti'/><category term='destekten yoksun kalma tazminatı'/><category term='7. Hukuk Dairesi'/><category term='taşınmazın ihale yoluyla satışı'/><category term='kiracının sorumluluğu'/><category term='eşit davranma ilkesi'/><title type='text'>Emsal Yargıtay Kararları</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>232</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-54620576232130407</id><published>2010-12-29T09:59:00.001+02:00</published><updated>2010-12-29T10:06:44.800+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bağ-Kur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bağ-Kur Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='10. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tüp bebek'/><title type='text'>10. Hukuk Dairesi, 2008/10738 E.N. 2008/11033 K.N.</title><content type='html'>ÖZET: DAVA, BAĞ-KUR SİGORTALISI DAVACININ, 1997 YILINDAN BERİ EVLİ OLDUKLARI EŞİ İÇİN KISIRLIK TANISI KONULDUKTAN SONRA UYGULANAN TÜP BEBEK TEDAVİSİ İÇİN ÖZEL SAĞLIK KURUMUNA YAPILAN HARCAMALARIN TAHSİLİ İSTEMİNE DAİRDİR. MAHKEMECE YAPILACAK İŞ, NORMAL YOL VE TEDAVİ YÖNTEMLERİYLE ÇOCUK SAHİBİ OLAMAYAN BİR KADININ, TÜP BEBEK YOLUYLA ÇOCUK SAHİBİ OLABİLMESİ İÇİN UYGULANAN TEDAVİNİN, TIBBİ MANADA BİR HASTALIK SAYILIP SAYILAMAYACAĞININ, DAVACI KADINA UYGULANAN KISIRLIK TEDAVİSİNİN, SAĞLIK SİGORTASI KAPSAMINDA OLUP OLMADIĞININ ADLİ TIP KURUMUNDAN SORULARAK SONUCUNA GÖRE KARAR VERİLMESİDİR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;DAVA:Davacı, 3.033.54 YTL tedavi giderinin yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi E… P…. A… tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, Bağ-Kur sigortalısı davacının, 09.02.2005 tarihli Bütçe Uygulama Talimatı da gözetilerek, 1997 yılından beri evli oldukları eşi için kısırlık tanısı konulduktan sonra uygulanan tüp bebek tedavisi için özel sağlık kurumuna yapılan harcamaların tahsili istemine dair olup; mahkemece, davacının eşi için IVF uygulanmasının zorunlu olmayıp, öncesinde çocuk sahibi olabilmek için uygulanması gerekli yöntemler bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09/02/2005 tarihli, 25722 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 2005 yılı Bütçe Uygulama Talimatı, tüp bebek tedavisi için sevk esasları ve tüp bebek tedavisine başlama kriterleri ile tüp bebek tedavisi işlem bedeli ve ödeme esasları belirlenmiş, davalı Kurumun Yönetim Kurulunun 24/02/2005 tarih ve 2005/40 sayılı kararı ile; "Tüp bebek, intrauterin inseminasyonu (IUI) over inseminasyon (OI) tedavilerinin Bütçe Uygulama Talimatında belirtilen şartlar doğrultusunda Kurumumuzca karşılanası ve ayrıca tüp bebek tedavisinde kullanılacak ilaçların, Bütçe Uygulama Talimatı eki ilaç listelerinde yer almak kaydıyla, bu Talimatın 12.1 inci maddesinde belirtilen esaslara uygun olarak düzenlenecek resmi sağlık kurulu raporunda belirtilen dozları aşmayacak şekilde, üremeye yardımcı tedavi hekim tarafından reçete edilerek, hasta katılım payı alınmak suretiyle temin edilmesi" hususu uygun bulunmuş ve tüp bebek uygulamaları ile ilgili olarak kullanılması gerekli görülen ilaçların usulüne uygun olarak düzenlenmiş sağlık kurulu raporuna istinaden, tedavinin yapıldığı özel üremeye yardımcı tedavi merkezlerinde tedaviyi yapacak uzman hekim tarafından reçete edilmesi halinde sözleşmeli eczanelerden temin edilebileceği ve bedellerinin de Kurumca karşılanacağı kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar davacının anılan talimatta belirtilen sevk ve tedaviye başlama kriterlerine dair anılan düzenlemelere uymadığı anlaşılmakta ise de, davacının tedavisine dayanak sağlık kurulu raporunun 11.01.2005 tarihli olduğu, embriyo transferinin 30.01.2005 tarihinde gerçekleştirildiği, böylece davacı hakkında anılan talimat hükümlerinin uygulanamayacağı belirgindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim, Sağlık Bakanlığı, Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 11.4.2005 gün ve 2005/64 sayılı Genelgesinde de, talimatın yayım tarihi olan 09.02.2005'den önce tüp bebek tedavisi yaptırmış veya tedaviye başlamış hastalar için geriye dönük işletilemeyeceği vurgulanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece yapılacak iş, normal yol ve tedavi yöntemleriyle çocuk sahibi olamayan bir kadının, tüp bebek yoluyla çocuk sahibi olabilmesi için uygulanan tedavinin, başka bir anlatımla, kadının istemesine ve korunmamasına rağmen gebe kalamamasının, 1479 sayılı Yasanın Ek-13 ve 14. maddeleri kapsamında hastalık olarak kabul edilmesinin mümkün olup olmadığının,tıbbi manada bir hastalık sayılıp sayılamayacağının, davacı kadına uygulanan kısırlık tedavisinin, sağlık sigortası kapsamında olup olmadığının Adli Tıp Kurumundan sorularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,18.09.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-54620576232130407?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/54620576232130407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2010/12/10-hukuk-dairesi-200810738-en-200811033.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/54620576232130407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/54620576232130407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2010/12/10-hukuk-dairesi-200810738-en-200811033.html' title='10. Hukuk Dairesi, 2008/10738 E.N. 2008/11033 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-6262179652287498400</id><published>2010-12-29T09:54:00.003+02:00</published><updated>2010-12-29T09:59:21.300+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bağ-Kur Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='prim ödeme koşulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='10. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarımsal faaliyet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarım Bağ-Kur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşlılık aylığı'/><title type='text'>10. Hukuk Dairesi 2009/16945 E.N. 2010/1713 K.N.</title><content type='html'>ÖZET:&lt;br /&gt;Dava konusu döneme ilişkin olarak davacının kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyetinin varlığı ve süresi; 2926 sayılı Kanun'un 3/b, 6, 10 ve 36. maddeleri çerçevesinde gerekli inceleme ve araştırma yapılarak; nerede oturduğu, kendi mülkü veya miras yolu ile elde ettiği mülkte mi yoksa ortaklık ya da kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde mi tarımsal faaliyette bulunduğu; varsa, ortaklık veya kiralamaya ve arazi miktarına ait delillerin neler olduğu, icar sözleşmesi bulunup bulunmadığı; ilçe tarım müdürlüğü, tarım kredi ile yağlı tohumlar veya ürettiği ürün çeşitlerine göre üyesi olma ihtimali bulunan diğer kooperatif kayıtlarının başlangıç ve bitiş tarihleri; hangi tür ürünler ektiği, ne kadar ürün elde ederek nerelere sattığı, ürün teslimlerinden Bağ-Kur prim tevkifatı yapılıp yapılmadığı, tarımsal faaliyete ara verip vermediği, zirai kurum kayıtlarının başlangıç ve bitiş tarihleri, kooperatif ve bankalardan tarımsal amaçlı kredi kullanıp kullanmadığı, ortalama gelirinin ne kadar olduğu ve geçimini sağlamaya yetip yetmediği, tohum veya gübre alımlarına ilişkin belgeleri bulunup bulunmadığı, ruhsatlı veya satın almaya ilişkin sözleşmesi ile malikinin beyanı da alınmak suretiyle zilyetliğinde olan traktörü bulunup bulunmadığı, hayvanı; dolayısıyla hayvan satış sözleşmeleri veya süt satımına ilişkin müstahsil makbuzları bulunup bulunmadığı hususları dava konusu dönem içerisinde görev yapan muhtar veya azalar ile, ilgili kişi ve kurumlardan sorularak ve zabıta marifetiyle araştırılıp somut veri ve belgelere dayalı tespit yapılarak, davacının 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak kabul edilmesi gereken dönem kuşku ve duraksamaya neden olmayacak şekilde belirlenmelidir. &lt;br /&gt;2926 sayılı Kanun'un yaşlılık aylığından yararlanma şartlarını düzenleyen 17. maddesi, 4956 sayılı Kanun'un 56. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış, 4956 sayılı Kanun'un 54. maddesiyle 2926 sayılı Kanuna eklenen Ek 3. maddede; 1479 sayılı Kanun'un yaşlılık aylığı bağlama koşullarına ilişkin hükümlerinde dahil olmak üzere bir kısım hükümlerinin 2926 sayılı Kanuna tabi sigortalılar hakkında da uygulanacağı düzenlenmiştir. Bu yönde, yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin yazılı isteği gereğince davacıya, davalı Kurum tarafından yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için; 1479 sayılıKanun'un geçici 10. maddesinde düzenlenen ( mahkemece kabul edilen sürelerde dahil olmak üzere prim ve her türlü borç olmamalıdır )sigortalılık primi ödeme süresiyle yaş şartının birlikte gerçekleşmiş olması gerektiği göz ardı edilmemelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DAVA : Davacı, 28.03.1990 - 01.07.1997 tarihleri arasında 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğunun ve 01.06.2008 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. &lt;br /&gt;Mahkeme, davanın kabulüne karar vermiştir. &lt;br /&gt;Hükmün, davalı Kurumun avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi M. Arınmış tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi: &lt;br /&gt;KARAR : 1- 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 2926 sayılı Kanun'un 2, 6 ve 9. maddeleridir.2926 sayılı Kanun'un; 2. maddesi uyarınca "...diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmayan tarımsal faaliyette bulunan kimseler...Tarım Bağ-Kur sigortalısı sayılırlar." Sigortalılığın sona ermesini düzenleyen 6. maddesinde ise, bu gibilerin diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamına tabi bir işte çalışmaları halinde çalışmaya başladıkları tarihten itibaren sigortalılıklarının sona ereceği öngörülmüştür. Ancak, anılan Kanun'un 5. maddesinde yerini bulduğu üzere sigortalılığın zorunlu oluşu ve kapsama dahil bulunmak koşuluyla sigortalı olmak hak ve yükümünden vazgeçilemeyeceği gibi kaçınılamayacağı olgusu, Kanun'un 9. maddesinde yer alan Kurumun resen tescil yükümü ile birlikte gözetildiğinde, davacının, diğer sosyal güvenlik kuruluşu olan Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi çalışmasının bitiminde 2926 sayılı Kanun çerçevesinde tarımsal faaliyetlerine yeniden başlayarak devam etmesi halinde, davalı Kurumun sonradan gerçekleşen bu tarımsal faaliyete değer vermesi zorunludur. Bu bağlamda, 2926 sayılı Kanun kapsamında kendi adına ve hesabına tarımsal faaliyetin sürdüğünün karinesi; valilik, kaymakamlık, özel idare, belediye, muhtarlık ve nüfus idareleri kayıtlarıyla, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunla kurulu meslek kuruluşlarının, 1581 sayılı Kanun'a göre kurulan tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin, 1163 sayılı Kooperatifler Kanun'una göre kurulan Pancar ve Ekicileri İstihsal Kooperatifleri ile Birliği, Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi ve tarım kesimine yönelik faaliyette bulunan millî bankaların kayıtlarıdır. &lt;br /&gt;Somut olayda davacının; tarımsal faaliyeti nedeniyle 2926 sayılı Kanun uyarınca sigortalılık tescilinin 01.05.1985 tarihi itibariyle yapıldığı, 29.03.1990 - 12.04.1990 tarihleri arasında 13 gün Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi sigortalı olarak çalışması nedeniyle, sigortalılığının 28.03.1990 tarihi itibariyle durdurulduğu ve prim ödemesi nedeniyle 01.07.1997 tarihinden itibaren yeniden başlatıldığı anlaşılmaktadır. &lt;br /&gt;Davada çözülmesi gereken hukuksal sorun, tescil ya da tevkif ata dayalı olarak başlayan Tarım Bağ-Kur sigortalılığının devamı sürecinde devreye giren ve makul kabul edilebilecek bir süre devam eden başka bir zorunlu sigortalılık nedeniyle, Tarım Bağ-Kur sigortalılığının sona erip ermeyeceği, başka bir anlatımla; Tarım Bağ-Kur sigortalılığı devam eden kişinin, 506 veya 1479 sayılı Kanun'lar kapsamında zorunlu sigortalı olması ve bu sigortalılığın makul kabul edilebilecek bir süre devam etmesi halinde, yeniden tescil başvurusu, prim ödemesi ya da ürün teslimatı nedeniyle tevkif atı bulunmadan boşlukta geçen dönemde devam eden kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyet nedeniyle Tarım Bağ-Kur sigortalısı sayılıp sayılamayacağı noktasında toplanmaktadır. &lt;br /&gt;Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.02.2007 gün ve 2007/21-73-71 sayılı kararında ayrıntıları açıklandığı üzere, davacının 01.05.1985 tarihinde başlayan 2926 sayılı kanun kapsamındaki Tarım Bağ-Kur sigortalılığının, Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi çalışması nedeniyle 28.03.1990 tarihinde sona erdiği, 29.03.1990 - 12.04.1990 tarihleri arasında gerçekleşen 13 gün çalışmasının makul kabul edilebilecek bir süre olması nedeniyle dava konusu dönemde kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyetinin kesintisiz sürdüğünün belirlenmesi halinde davacı 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak kabul etmek mümkün olacaktır. &lt;br /&gt;Açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde somut olayda; dava konusu döneme ilişkin olarak davacının kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyetinin varlığı ve süresi; 2926 sayılı Kanun'un 3/b, 6, 10 ve 36. maddeleri çerçevesinde gerekli inceleme ve araştırma yapılarak; nerede oturduğu, kendi mülkü veya miras yolu ile elde ettiği mülkte mi yoksa ortaklık ya da kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde mi tarımsal faaliyette bulunduğu; varsa, ortaklık veya kiralamaya ve arazi miktarına ait delillerin neler olduğu, icar sözleşmesi bulunup bulunmadığı; ilçe tarım müdürlüğü, tarım kredi ile yağlı tohumlar veya ürettiği ürün çeşitlerine göre üyesi olma ihtimali bulunan diğer kooperatif kayıtlarının başlangıç ve bitiş tarihleri; hangi tür ürünler ektiği, ne kadar ürün elde ederek nerelere sattığı, ürün teslimlerinden Bağ-Kur prim tevkifatı yapılıp yapılmadığı, tarımsal faaliyete ara verip vermediği, zirai kurum kayıtlarının başlangıç ve bitiş tarihleri, kooperatif ve bankalardan tarımsal amaçlı kredi kullanıp kullanmadığı, ortalama gelirinin ne kadar olduğu ve geçimini sağlamaya yetip yetmediği, tohum veya gübre alımlarına ilişkin belgeleri bulunup bulunmadığı, ruhsatlı veya satın almaya ilişkin sözleşmesi ile malikinin beyanı da alınmak suretiyle zilyetliğinde olan traktörü bulunup bulunmadığı, hayvanı; dolayısıyla hayvan satış sözleşmeleri veya süt satımına ilişkin müstahsil makbuzları bulunup bulunmadığı hususları dava konusu dönem içerisinde görev yapan muhtar veya azalar ile, ilgili kişi ve kurumlardan sorularak ve zabıta marifetiyle araştırılıp somut veri ve belgelere dayalı tespit yapılarak, davacının 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak kabul edilmesi gereken dönem kuşku ve duraksamaya neden olmayacak şekilde belirlenmelidir. &lt;br /&gt;2- 2926 sayılı Kanun'un yaşlılık aylığından yararlanma şartlarını düzenleyen 17. maddesi, 4956 sayılı Kanun'un 56. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış, 4956 sayılı Kanun'un 54. maddesiyle 2926 sayılı Kanuna eklenen Ek 3. maddede; 1479 sayılı Kanun'un yaşlılık aylığı bağlama koşullarına ilişkin hükümlerinde dahil olmak üzere bir kısım hükümlerinin 2926 sayılı Kanuna tabi sigortalılar hakkında da uygulanacağı düzenlenmiştir. Bu yönde, yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin yazılı isteği gereğince davacıya, davalı Kurum tarafından yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için; 1479 sayılıKanun'un geçici 10. maddesinde düzenlenen ( mahkemece kabul edilen sürelerde dahil olmak üzere prim ve her türlü borç olmamalıdır )sigortalılık primi ödeme süresiyle yaş şartının birlikte gerçekleşmiş olması gerektiği göz ardı edilmemelidir. &lt;br /&gt;3- Kabule göre; mahkemece kabul edilen sigortalılık sürelerinde dahil olmak üzere yaşlılık aylığı bağlanması için davacının 25 yıl primi ödenmiş sigortalılık süresi olmadığının belirgin olmasına karşın, davacıya yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiş olması, isabetsizdir. &lt;br /&gt;Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı olduğu şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. &lt;br /&gt;O halde, davalı Kurumun avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. &lt;br /&gt;SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15.02.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-6262179652287498400?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/6262179652287498400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2010/12/10-hukuk-dairesi-200916945-en-20101713.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6262179652287498400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6262179652287498400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2010/12/10-hukuk-dairesi-200916945-en-20101713.html' title='10. Hukuk Dairesi 2009/16945 E.N. 2010/1713 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-1575602174465879471</id><published>2010-07-18T13:15:00.003+03:00</published><updated>2010-07-18T14:23:38.415+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tenkis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vekalet sözleşmesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Medeni Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='3. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ölüme bağlı kazandırmalar'/><title type='text'>3. Hukuk Dairesi 2004 /12296 E.N , 2004 /13423 K.N.</title><content type='html'>ÖZET:&lt;br /&gt;Muris İ.'in sattığı kahvehanenin bedeli olan 15 bin doları Antalya yolculuğu sırasında dava dışı A.'ye "şayet yolda bir şey olursa bu parayı kardeşim N.'ye teslim et" diyerek verdiği, bilahare murisin Kocaeli'ne döndükten sonra depremde göçük altında kalarak ölmesi üzerine sözü edilen paranın davalıya teslim edildiği hususlarında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;Uyuşmazlık konusu sözleşmede davalıya karşı gerçekleştirilen kazandırma, vasiyet benzeri kendine özgü bir kazandırmadır; yoksa davalının kabulünü gerektiren bir bağışlama değildir. O nedenledir ki işlem şekle bağlı tutulmamıştır. &lt;br /&gt;Bu böyle olmakla birlikte, davacının (murisin) alacaklılarının ve saklı paylı mirasçılarının bu ivazsız ve şekilsiz kazandırmanın risklerine karşı maddi açıdan korunmaları gerekmektedir. Kaldı ki TMK.567 kuralı da üçüncü kişi yararına ölüme bağlı hayat sigortaları konusunda böylesine uzlaştırıcı bir yaklaşımı seçmiştir. &lt;br /&gt; &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;DAVA : Dava dilekçesinde 4.336.000.000 lira alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.            Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARAR : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A) UYUŞMAZLIK KONUSU OLAY &lt;br /&gt;Muris İ.'in sattığı kahvehanenin bedeli olan 15 bin doları Antalya yolculuğu sırasında dava dışı A.'ye "şayet yolda bir şey olursa bu parayı kardeşim N.'ye teslim et" diyerek verdiği, bilahare murisin Kocaeli'ne döndükten sonra depremde göçük altında kalarak ölmesi üzerine sözü edilen paranın davalıya teslim edildiği hususlarında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.            Murisin davacı ve davalıdan oluşan iki mirasçısı bulunmaktadır. Davacı davaya konu edilen A.'ye tevdi edilen para üzerindeki yarı payını (miras hissesini) istemiş, mahkemece dava kabul edilmiştir.            Sorunun çözümlenmesi için aşağıdaki bilgilerin verilmesinde yarar görülmüştür.           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B) ÖLÜMDEN SONRA ETKİNLİK KAZANMASI ÖNGĞÖRÜLEN VEKALET (mandatum post mortem)            Bu tür vekalet sözleşmesinde görevlendirilen vekilin yapacağı işlemin kapsamı, türü ve zamanı saptanmaktadır. Yapılacak görevin icrası belirsiz bir geleceğe, ölüm sonrasına ertelendiği için sağlıklı bir sağlararası işlemin varlığından kuşku duyulmamalıdır.            Müvkkilin ölümünden sonra bir iş görülmesi için vekaletin hukuksal niteliği, kapsamı ve vasiyeti tenfiz memuru ataması ile olan karşılıklı ilişkileri, ölüme bağlı tasarruf şekline tabi olup olmadığı hususu çok tartışmalıdır. Baskın görüşe göre, müvekkilin ölümünden sonra bir üçüncü kişiye karşılıksız bir kazandırmada bulunmaya yönelik vekaletin, tenfizi bağışlayanın ölümüne bağlı bağışlamaya ilişkin BK.mad.240/II hükmüne tabi tutulması gerektiği yolundadır. Böylece bu çeşit bir vekaletin asgari olarak ölüme bağlı tasarruf şeklinde yapılması gerekecektir. Öyle ki, üçüncü kişiye yapılacak kazandırmaya ilişkin kayıt, bir sözleşme (vekalet sözleşmesi içinde) yer alsa bile, bu sözleşmesel kayıt tek taraflı bir vasiyete dönüşür (Bkz. T., H. Borçlar Hukuku, Özel Borçlar İlişkileri, C.II, 3. bası, Ank. 1987, sh. 655 ve orada anılan: Piotet, Guisan, Tuor, Escher, Kocayusufpaşaoğlu, İmre, Oğuzman, BGE 89 II 87).            Azınlıkta kalan görüşe göre ise; ölüme bağlı bir kazandırmaya yönelse dahi mandatum post mortem'in ölüme bağlı bir tasarruf şekline tabi bulunmadığıdır. Örneğin, A. von T.'a göre: "Murisin ölümünden sonra mümessil tarafından yapılacak faydalandırıcı işlem, ölüme bağlı faydalandırıcı işlem sayılmak gerekir; bununla beraber, bu faydalandırıcı işlemler (ölüme bağlı tasarruflar) için emredilen şekle tabi değildirler" (Tuhr, Andreas von: Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, c. 1-2, çev. C. E., Ank. 1983, sh. 333. Ayrıca bkz. T., sh. 657 ve orada anılan: E., G. ve R. S. Sağlararası İşlem Yoluyla Ölüme Bağlı Kazandırma, İst. 1979, sh. 177, 178).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C) ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA SÖZLEŞME&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aa) Genel olarak:&lt;br /&gt;Üçüncü kişi yararına sözleşme, sözleşmenin tarafı olmayan bir kişiye, onun yararına bir edim kararlaştırılmasıdır (Bkz. A., Ş.: Tam Üçüncü Şahıs Yararına Sözleşme, İst. 1976, sh. 10).            Üçüncü kişi yararına sözleşmede üçüncü kişiye özgü bir hak tanınmış olur. Üçüncü kişi, yararına kurulan sözleşmeden doğan hakkını derhal, herhangi bir irade açıklamasına, sözleşmeye katılmasına, kabul açıklamasında bulunmasına, hatta bu durumu bilmesine gerek kalmadan kazanır. Alacak doğrudan doğruya üçüncü kişinin (davalının) kişiliğinde doğar. Bu durum miras hukukunda mirasçıların terekedeki mallar üzerinde doğan tam hakları ve zilyedliklerine benzemekte ise de, davalı murisin halefi (ardılı) sayılmamaktadır (Tuhr, sh. 733, Akyol, sh.183).            Üçüncü kişi (davalı), sözleşmeden doğan alacağı muaccel (ivedi) olur olmaz, bunu borçludan (muristen) doğrudan doğruya talep edebilir (E. F.: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, c.III, Ank. 1991, sh.333).            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bb) ÖLÜME BAĞLI ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA SÖZLEŞME            &lt;br /&gt;Uyuşmazlık konusu olaydaki ayırdedici belirgin özellik, kazandırma lehdarı olarak öngörülmüş üçüncü kişinin (davalının) BK.mad. 111 kuralı anlamında somut ve gerçek bir alacak hakkına kavuşturulması (vekalet sözleşmesinin bir lehdar kaydıyla pekiştirilmesi) isteğinin varlığıdır (Bkz. uyuşmazlık konusu olayda özdeş bir örnek için: Serozan, sh.180).            Eğer, miras hukukçularının önderlik ettiği görüş dikkate alınacak olursa, mirasbırakanın ölüm sonrası malvarlığı ilişkilerini ancak miras hukukunun (vasiyetnameyle veya miras sözleşmesiyle mirasçı nasbı, vasiyet., külfet, vakıf gibi) geleneksel düzenlemeleri içerisinde yapabileceklerdir. Oysa, ölüme bağlı üçüncü kişi yararına sözleşme aracılığı ile gerçekleştirilen ölüme bağlı kazandırmalar (sağlararası işlem yoluyla) pekala geçerli sayılabilmelidir.            BK. mad. 111'de üçüncü kişi yararına sözleşmenin tabi olacağı şekil düzenlenmiş değildir. Bununla birlikte tarafların apmak istedikleri sözleşme için kanun hangi şekli öngörmüşse, bunun üçüncü kişi yararına yapılması halinde de aynı şekle uyulmak gerekir. Temel ilişkisi bir vekalet olması durumunda da bu çözüm değişecek değildir.            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖLÜME BAĞLI ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA SÖZLŞEME, ölüme bağlı kazandırmayı amaçlayan sağlararası işlem olup şekle bağlı olmaksızın gerçekleştirilebilmektedir. Zira hukuksal işlemi elden geldiğince kurtarıcı yorum ilkesi ve şekil kurallarının elden geldiğince dar tutulup kıyas yoluyla yaygınlaştırılmaması yolundaki ana kural bu tür yorumu gerekmektedir (Serozan, sh.69).            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖLÜM SONRASINDA ETKİLİ YETKİLENDİRME, ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA SÖZLEŞME İLE BÜTÜNLEŞTİRİLMİŞTİR (BKz. Serozan, sh. 180). Böylece ölüme bağlı üçüncü kişi yararına sözleşme aracılığı ile gerçekleştirilen ölüme bağlı kazandırmalar korunup geçerli tutulmuştur.            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C) DEĞERLENDİRME:            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aa) İŞLEMİ GEÇERLİ KILICI YORUM            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizatihi ölüme bağlı tasarruf şekline uyulmamış olsa bile tarafların bir sağlararası işlemi kurmak istediklerini ve böyle bir işlemin ölüme bağlı tasarruf hükümlerine bağlanmasının zorunlu olmadığını gösterebilir. Kuşku durumunda (kazandırıcı işlemin sağlararası işlem mi yoksa ölüme bağlı tasarruf mu sayılacağı sorununun çözümünde) favor negotii (işlemi kurtarıcı, geçerli kılıcı yorum) ilkesi doğrultusunda, geçersiz bir ölüme bağlı işlem yerine geçerli bir sağlararası işlemin varlığı kabul edilmelidir (BGE 99 11 268)            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bb) Hukukumuzda terekeyle ilgili tüm işlemlerin özellikle ölüme bağlı kazandırmaların mutlaka miras hukuku ilkelerine göre gerçekleştirilmesi yolunda bir zorunluluk bulunmamaktadır. Zira, pozitif hukukun belirli bir amaca ulaşmak üzere birden fazla hukuki yolu yurttaşların önüne açtığı olasılıklarda, yurttaşların bu yollardan mutlaka birisini kullanmaları kendilerinden beklenemez. Gerçekten de ölüme bağlı bağışlama hakkında kıyasen ölüme bağlı tasarruf hükümlerinin uygulanmasını öngören BK. mad. 240/II kuralını, ölüme bağlı kazandırmayı amaçlayan tüm sağlararası işlemlerde genelgeçer bir ilke olarak kabul edilip tüm bu işlemler miras hukuku ilkelerine bağlı tutulamaz. Öyle ki ölüme bağlı kazandırmayı amaçlayan üçüncü kişi yararına sözleşme dahil ölüm sonrasında etkili vekalet ve temsil yetkisi sağlama işlemleri BK. mad. 240/II açısından değerlendirilemez.            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cc) Muris, kazandırılacak değeri (15 bin doları) sağlığında aracı kişiye (A.'ye) devretmiş; A.'de (aracı kişi) 15 bin doları kendi malvarlığından davalıya intikal ettirmiştir. Miras bırakanın terekesinden bir kazandırma sözkonusu değildir. Ölüme bağlı üçüncü kişi yararına bir sözleşme gündemdedir. Gerçekten de (ancak) aracısız kazandırmalar, ölüme bağlı bağışlama kavramı ve dolayısıyla BK.mad.240 kuralı çerçevesi içinde toplanabilecek kazandırmalardır. Bu nedenle aracılı kazandırmalar, ölüme bağlı bağışlama kavramı ve BK.mad.240 kuralı dışında tutularak, ayrı bir çatı altına, ölüme bağlı üçüncü kişi yararına sözleşme çatısı altına sokulmaklıdır (Bkz.Serozan, sh.44.195, 215 ve 216).            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dd) Şu var ki, münferit kazandırmanın beraberinde getirdiği menfaatler çatışmasında tereke ilgililerinin (davacının) çıkarı ile kazandırmada bulunan kişinin (mirasbırakanın) çıkarını tutarlı bir biçimde uyumlu hale getirmek gerekir. Aynı sonuç, ölüme bağlı üçüncü kişi yararına sözleşme için de geçerlidir. Burada da hem ölüme bağlı kazandırmanın amacına ulaşmasına yardımcı olmak üzere sağlararası işlem hükümleri, hem de tereke ilgililerini (davacıyı) bu kazandırma türünün beraberinde getirebileceği sakıncalarına karşı koruyucu miras hukukunun öncelikler düzeni birlikte uygulanmalıdır. Öyle ki, bir yandan hukuksal işlemin geçerliliğini kurtarırken, öte yandan tereke ilgililerinin (davacının) çıkarlarını da kollayan bir çözüm yolu benimsenmelidir.            &lt;br /&gt;Çatışan menfaatleri adaletli ve uyumlu bir biçimde düzenleyen, mirasbırakanın son dileklerine uyan ve tereke ilgililerinin çıkarları da gözetilip kollanmalıdır.            &lt;br /&gt;O halde, saklı paylı mirasçılar yararına kazandırmanın tenkisine öncelikle bu tür kazandırmalardan başlanmalıdır (TMK.mad.563/570).            &lt;br /&gt;Öte yandan, mirasbırakanın ivazlı sağlararası işlem alacaklılarının hakkı bu tür kazandırıcı işlem alacaklılarının hakkının önünde yer alacaktır (TMK.mad.603/1). Önce murisin alacakları tatmin edilecek, ancak geriye bir şey kalırsa ölüme bağlı kazandırmalar terekeden yerine getirilecektir.            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D) SONUÇ:            &lt;br /&gt;Uyuşmazlık konusu sözleşmede davalıya karşı gerçekleştirilen kazandırma, vasiyet benzeri kendine özgü bir kazandırmadır; yoksa davalının kabulünü gerektiren bir bağışlama değildir. O nedenledir ki işlem şekle bağlı tutulmamıştır.            Bu böyle olmakla birlikte, davacının (murisin) alacaklılarının ve saklı paylı mirasçılarının bu ivazsız ve şekilsiz kazandırmanın risklerine karşı maddi açıdan korunmaları gerekmektedir (KRAUSKOPF, Der Vertrag zugunstenritter, Dritter, Fribourg, 2000, -tez N. 1678 vd; Serozean Miras Hukuku, İradi Mirasçılık, sh.200). Kaldı ki TMK.567 kuralı da üçüncü kişi yararına ölüme bağlı hayat sigortaları konusunda böylesine uzlaştırıcı bir yaklaşımı seçmiştir.            &lt;br /&gt;Mahkemece yukarıdaki ilkeler dikkate alınmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.            &lt;br /&gt;Kabule göre, reddedilen kısım üzerinden davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmemesi de usul ve kanuna aykırı bulunmuştur.            Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince (BOZULMASI), ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6.12.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Not: Yerel mahkemenin direnme kararı vermesi üzerine Hukuk Genel Kurulu 2006/3-754 E. 2006/757 K. sayılı ve 29.11.2006 tarihli kararıyla direnme kararını özel dairenin bozma kararındaki gerekçelerle bozmuştur.)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-1575602174465879471?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/1575602174465879471/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2010/07/3-hukuk-dairesi-2004-12296-en-2004.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1575602174465879471'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1575602174465879471'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2010/07/3-hukuk-dairesi-2004-12296-en-2004.html' title='3. Hukuk Dairesi 2004 /12296 E.N , 2004 /13423 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-327918561999846929</id><published>2010-06-29T23:03:00.000+03:00</published><updated>2010-06-29T23:04:57.247+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haksız fiil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='7. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zamanaşımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Borçlar Kanunu'/><title type='text'>7. Hukuk Dairesi 2008/3541 E.N , 2009/2363 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o HAKSIZ FİİL&lt;br /&gt;o ZAMANAŞIMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAKSIZ FİİLLERE UYGULANAN BİR YILLIK ZAMANAŞIMI SÜRESİ, ZARAR GÖRENİN, ZARARI VE ZARAR VERENİ ÖĞRENDİĞİ TARİHTEN İTİBAREN BAŞLAR. TÜZEL KİŞİLER VE KAMU KURUMLARI YÖNÜNDEN ZAMANAŞIMI SÜRESİ, O TÜZEL KİŞİ VEYA KURUMUN DAVA AÇMA KONUSUNDA EMİR VERMEYE YETKİLİ ORGANI TARAFINDAN, ZARARIN VE ZARAR SORUMLUSUNUN ÖĞRENİLMESİ İLE BAŞLAR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından istenilmiş olup, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla; dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mahkemece, davanın zamanaşımına uğradığı, davanın zamanaşımına uğramadığı varsayılsa bile, zararın dava dışı sigorta şirketi tarafından tamamen karşılandığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan bu sonuç da davanın niteliğine, tarafların sıfatına, bilirkişi konusundaki yasal düzenlemeye uygun düşmemiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Haksız fiillerden kaynaklanan davalarda uygulanması gereken Borçlar Kanunu'nun 60. maddesi hükmüne göre 1 yıllık zamanaşımı süresi, zarar görenin, zararı ve zarar sorumlusunu öğrendiği günden itibaren başlar. Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre tüzel kişiler, özellikle kamu kurumları yönünden zamanaşımı süresinin işlemeye başlayabilmesi için, o tüzel kişi veya kurumun dava açma konusunda emir vermeye yetkili organları tarafından zararın ve zarar sorumlusunun öğrenilmesi zorunludur. Dava açma konusunda emir verme yetkisi bulunmayan daha alt birimlerin zararı ve zarar sorumlusunu öğrenmesi, zamanaşımı süresinin başlayabilmesi için yeterli değildir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Somut olaya gelince, davacı vekilince dosyaya ibraz edilen yazışma örneklerinden, davacı şirket adına dava açma konusunda emir vermeye yetkili organın kim olduğu, zararı ve zarar sorumlularını ne zaman öğrendiği tespit edilemediğinden, davanın zamanaşımı süresi içinde açılıp açılmadığı belirlenememektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Öte yandan davacı taraf, gerçek zararın sigorta şirketi tarafından ödenen miktarın üzerinde olduğunu öne sürerek, sigorta şirketi tarafından ödenen dışında kalan zararının tahsili için dava açmıştır. Mahkemece zarar miktarı yönünden 3 kişilik iki ayrı bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılmış, uzman bilirkişi kurulunca düzenlenen ilk raporda davacının talebinin kadri maruf olduğu, ikinci raporda ise, sigorta şirketi tarafından ödenen bedel düştükten sonra davacının karşılanmayan zararının 21.658,79 TL olduğu açıklanmış, mahkemece yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın alınan raporlara aykırı biçimde zararın sigorta şirketi tarafından karşılandığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;HUMK'nın 275. maddesi hükmüne göre, genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkesin bilmesi gereken konularla hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konular dışında kalan ve çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Kural olarak, bilirkişi raporu hakimi bağlamaz. Hakim raporu serbestçe takdir eder. HUMK'nın 284. maddesi hükmüne göre de hakim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi, gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Davanın tarafları da sözle veya dilekçe ile bilirkişi raporuna itiraz ederek, yeniden bilirkişi incelemesi ve keşif yaptırılmasını isteyebilirler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Somut olaya gelindiğinde, davaya konu olayda hasar miktarının belirlenmesinin özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir konu olduğu kuşkusuzdur. Bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olması, bu hususun mahkemenin de kabulünde olduğunu göstermektedir. Az yukarıda açıklanan hukuksal olgu ve iki bilirkişi raporunun birbiri ile çelişkili olduğu dikkate alındığında, mahkeme hakimi yeni bir bilirkişi kurulundan çelişkiyi giderecek yeni bir rapor almaksızın kendi hukuki bilgisi ile hasar değerlendirmesi yapması ve bilirkişi düşüncesine aykırı karar vermesi yasal olarak mümkün değildir. Eksik araştırma ve soruşturma ile ve yasal düzenlemelere aykırı biçimde karar verilemez.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hal böyle olunca, mahkemece öncelikle davacı şirketin tüzük veya ana sözleşmesine göre dava açma konusunda emir ve talimat vermeye yetkili temsilci veya temsilcilerinin kim olduğu, bunların zararı veya zarar sorumlularını ne zaman öğrendikleri tespit edilmeli, davanın zamanaşımı süresi içinde açılıp açılmadığı duraksamasız belirlenmeli, zamanaşımı hususunda olumlu veya olumsuz bir karar verildikten sonra davanın esasına girilmeli, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığının kabulü halinde davacı şirket tarafından sigorta şirketine verilen ibranamenin ancak ödenen bedel ve sigorta şirketine ödenen bedel yönünden sonuç doğuracağı, sigorta şirketi tarafından ödenen bedel dışında kalan zarar yönünden ve diğer zarar sorumluları yönünden ibra anlamına gelmeyeceği gözetilerek, hasar miktarı yönünden yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınmalı, raporlar arasındaki çelişki giderilmeli, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mahkemece, böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), peşin ödenen temyiz harcının istek halinde davacı tarafa iadesine, 09.06.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-327918561999846929?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/327918561999846929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2010/06/7-hukuk-dairesi-20083541-en-20092363-kn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/327918561999846929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/327918561999846929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2010/06/7-hukuk-dairesi-20083541-en-20092363-kn.html' title='7. Hukuk Dairesi 2008/3541 E.N , 2009/2363 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-6960658704663895344</id><published>2010-06-29T22:56:00.000+03:00</published><updated>2010-06-29T22:58:04.939+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='elatmanın önlenmesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kira sözleşmesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ecrimisil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='3. Hukuk Dairesi'/><title type='text'>3. Hukuk Dairesi 2009/12879 E.N , 2009/15643 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o ECRİMİSİL&lt;br /&gt;o ELATMANIN ÖNLENMESİ&lt;br /&gt;o KİRA SÖZLEŞMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZİLYET OLMA İMKANI BULUNMAYAN KİŞİ, KÖTÜ NİYETLİ ZİLYEDİN ELDE ETTİĞİ SEMERELER NEDENİYLE ECRİMİSİL TALEP EDEMEZ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava dilekçesinde men'i müdahale ve 27000 TL ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü, kısmen reddi cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği düşünüldü.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Davacı vekili dilekçesinde, dava dışı idareye ait hizmet binasının duvarını ihale yolu ile kiraladığını, bu duvarda davalı İ... Mobilya'ya ait reklamın bulunduğunu, davalıya ihtar gönderilmek suretiyle işgale son verilmesinin istendiğini, ancak son verilmediğini beyan ederek, men'i müdahale ve 27000 YTL ecrimisilin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Davalı savunmasında, reklam işi konusunda, dava dışı reklam şirketi ile anlaştıklarını, reklamı takma ve sökme işinin bu reklam şirketine ait olduğunu, bu nedenle de sorumluluk reklam şirketinde olup, husumetin ona yöneltilmesi gerektiğini ifade etmiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mahkemece, men'i müdahale konusunda karar verilmesine yer olmadığına, ecrimisil yönünden ise, davanın kısmen kabulü ile 16000 YTL ecrimisilin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;HGK'nın 01.11.2000 tarih ve 2000/3-1341-1584 sayılı kararında; "Ecrimisil, hak sahibi zilyedin, kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminattır." şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre ecrimisil davası, taşınmazın maliki ya da zilyedi tarafından açılabilir. TMK'nın 973. maddesine göre; "Bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir." Aynı Kanun'un 977. maddesine göre "zilyetlik, şeyin veya şey üzerinde hakimiyeti sağlayacak araçların, edinene teslimi veya edinenin önceki zilyedin rızasıyla şey üzerinde hakimiyeti kullanacak duruma gelmesi halinde devredilmiş olur."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Somut olayda; davacı, dava konusu edilen duvarı ihale yolu İle kiralamış, 06.01.2005 tarihli ve 5 yıl süreli kira sözleşmesi imzalanmıştır. Ancak, bu kira sözleşmesi ile davacıya yer teslimi yapılmamıştır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dolayısıyla, davacı, taşınmaz kendisine teslim edilmeyen kiracıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sorun bu nedenle zilyet olmayan kiracının, kiraladığı taşınmazı haklı bir nedene dayanmadan işgal eden kişiden tazminat talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bilindiği üzere, 08.03.1950 gün ve 22/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararında, başkasının malını haklı bir nedene dayanmadan işgal edenin fiili, "haksız fiil" olarak nitelendirilmiş ve kararın sonuç bölümünde tazminat talep edebilmek için "malik veya zilyet" olmak koşulu getirilmiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Davacı, Hazine adına kayıtlı taşınmazı, "Gelirler Genel Müdürlüğü'nden" yaptığı kira sözleşmesi uyarınca kiralamış, ancak kiralananı teslim almamış, bu nedenle de taşınmazın zilyedi olmamıştır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Borç ilişkisi (kira sözleşmesi), sadece alacaklı ile borçlu (kiraya veren-kiracı) arasında nisbi sonuçlar doğurduğundan, üçüncü kişilere borç (yükümlülük) yüklemediğinden, ilke olarak üçüncü kişiler tarafından ihlal edilmezler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ancak, borç ilişkisinin (kira sözleşmesinin) konusunu oluşturan şey (kiralanan) ihlal anında alacaklının zilyetliğinde ise, bu gibi akdi ilişkilerde üçüncü şahıs kiracının zilyetliğini ihlal ederse, alacaklı kiracı üçüncü şahsa karşı tazminat davası açabilir. Ancak burada alacaklının açacağı tazminat davasının hukuki sebebi, üçüncü şahsın borç ilişkisini değil, zilyetliği ihlal etmiş olmasıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kendisine taşınmaz teslim edilmemiş olan, bu itibarla da zilyet olma imkanı bulunmayan davacının, iade ile mükellef zilyedin sorumluluğunu düzenleyen TMK'nın 995. maddesine dayanarak kötü niyetli zilyedin (davalının) elde ettiği semerelerden dolayı tazminat talep etme imkanı da bulunmamaktadır. Zira, bu hükmün uygulanabilmesi için, zilyedin iade yükümlülüğünü yerine getirmemiş olması gerekir. Olayda işgal edenin, yani davalının taşınmazı davacıya iade yükümlülüğü bulunmadığı gibi, zilyet olmayan kiracının taşınmazın zilyetliğini devrini talep hakkı da bulunmamaktadır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tüm bu nedenle, alacak hakkına üçüncü kişilerce elatılmış bulunan zilyet olmayan kiracı davacılar, uğradığını ileri sürdüğü zarara katlanmak ya da kiralayana karşı kiralananın teslim edilmemesinden doğan zararlarının tazmin edilmesini istemek zorundadır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan, kabulü ile hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA) ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 13.10.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-6960658704663895344?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/6960658704663895344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2010/06/3-hukuk-dairesi-200912879-en-200915643.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6960658704663895344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6960658704663895344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2010/06/3-hukuk-dairesi-200912879-en-200915643.html' title='3. Hukuk Dairesi 2009/12879 E.N , 2009/15643 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-2141176382612994370</id><published>2010-06-29T22:47:00.001+03:00</published><updated>2010-06-29T22:53:03.638+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haczedilmezlik'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2008/12-433 E.N , 2008/430 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o HACZEDİLMEZLİK&lt;br /&gt;o ŞİKAYET&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HACİZ İSTEMİNİN İCRA MEMURUNCA YERİNE GETİRİLMESİ ZORUNLUDUR. İCRA MEMURUNUN HACZEDİLECEK MENKUL, GAYRİMENKUL YA DA HAKLARIN HACZEDİLİP HACZEDİLEMEYECEĞİ KONUSUNDA BİR TAKDİR YETKİSİ YOKTUR. BU HUSUS, HACİZDEN SONRA BORÇLUNUN ŞİKAYETİ ÜZERİNE, ANCAK MAHKEMECE DEĞERLENDİRİLİR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki "şikayet" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Üsküdar Birinci İcra Hukuk Mahkemesi)'nce şikayetin reddine dair verilen 07.05.2007 gün ve 2007/317-435 sayılı kararın incelenmesi şikayetçi/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onikinci Hukuk Dairesi'nin 23.10.2007 gün ve 2007/16268-19290 sayılı ilamı ile; (...Alacaklı vekili tarafından İcra Müdürlüğü'ne başvurularak borçlunun SSK'dan almakta olduğu emekli maaşı üzerine haciz konulması talep edildiği, bu talebin İcra Müdürlüğü'nce SSK emekli maaşının haczi kabil olmadığı gerekçesi ile reddedildiği anlaşılmıştır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Haciz, cebri icra organı tarafından yapılan Devlete ilişkin bir hakimiyet tasarrufu olup, icra takibinin konusu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için, bu yolda istemde bulunan alacaklı lehine, söz konusu alacağı karşılayacak miktar ve değerdeki borçluya ait mal ve haklara icra memuru tarafından hukuken el konulmasıdır. İcra Dairesi'nin, haciz talebinden itibaren en geç 3 gün içinde haczi yapması gerekir (madde 79/1). İcra Müdürlüğü'nce, (borçlunun kendi yedinde veya 3. şahısta bulunan menkul malları ile gayrimenkullerinden ve alacak ve haklarından alacaklının ana para, faiz ve masraflar da dahil olmak üzere bütün alacaklarına yetecek miktarı) haczedilecektir (madde 85/1).&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gerek İİK'nın 79. maddesinde, gerekse 85. maddesinde yer alan ifadelerden ortaya çıkan sonuç, haciz isteminin icra memurunca yerine getirilmesinin zorunlu olduğu ve icra memuruna, haczedilecek menkul, gayrimenkul ya da hakların niteliği esas alınarak bunun haczinin mümkün bulunup bulunmadığı konusunda bir takdir yetkisi tanınmadığıdır. (HGK'nın 31.03.2004    tarih ve 2004/12-202 E.-2004/196 K.)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Her ne kadar 506 sayılı Kanun'un 121. maddesi gereğince işçinin SSK'dan almakta olduğu emekli maaşının haczi mümkün değil ise de, bu husus haciz işleminden sonra, borçlunun şikayeti halinde gözönünde bulundurulacağından, mahkemece şikayetin kabulü ve İcra Müdürü işleminin iptali yerine, bu istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama i   sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Temyiz Eden: Şikayetçi/alacaklı vekili&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve aynı ilkelerin Hukuk Genel Kurulu'nun 31.03.2004 gün ve 2004/12-202 Esas, 2004/196  Karar sayılı ilamında da vurgulanmış olmasına göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sonuç: Şikayetçi/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, | direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı I HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz ! peşin harcının geri verilmesine, 18.06.2008 gününde oyçokluğu ile karar i verildi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;KARŞI OY&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şikayet konusu işlem, icra memurunun, davalı borçlunun SSK'ca bağlanan emekli maaşının tamamının haczi için alacaklı tarafından yapılan haciz talebinin reddine ilişkin bulunmaktadır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Haciz istem konusu yapılan maaşın haczedilemeyeceği 506 sayılı Yasa'nın 121 ve 1479 sayılı Yasa'nın 67. maddeleri hükümleri uyarınca emredici bir hükümle düzenlenmiştir. Anılan Yasa hükümleri uyarınca bu maaşın, İİK'nın 82. maddesinde sayılan haczi caiz olmayan mallar ve haklar kapsamında mütalaa edilmesi gerekir. Bu durumda icra memurunun, İİK'nın kendisine tanıdığı yetki ve verdiği görev gereğince, anılan hükümler uyarınca haczi mümkün olmayan maaşın haczi konusunda alacaklı talebinin reddi karar vermesinde ve İcra Hukuk Mahkemesince de bu yöne ilişkin alacaklı şikayetinin reddinde yasaya aykırılık bulunmadığından, mahkeme kararının onanması düşüncesinde olduğundan sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak etmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-2141176382612994370?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/2141176382612994370/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2010/06/hukuk-genel-kurulu-200812-433-en.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/2141176382612994370'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/2141176382612994370'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2010/06/hukuk-genel-kurulu-200812-433-en.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2008/12-433 E.N , 2008/430 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-6156240280774404444</id><published>2009-10-10T12:38:00.002+03:00</published><updated>2009-10-10T12:41:59.997+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='9. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kıdem tazminatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İş Kanunu'/><title type='text'>9. HUKUK DAİRESİ 2007/3906 E.N. 2009/12118 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIDEM TAZMİNATININ HESAPLANMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIDEM TAZMİNATINA ESAS ALINMASI GEREKEN SÜRE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIDEM TAZMİNATINA HAK KAZANMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;1475 s. MülgaİşK/14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZETİ&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Kıdem tazminatının hesabı açısından kural olarak aynı guruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmaz. Ancak çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında başka işverenlere hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan işverenler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu gibi durumlar için Dairemizin önceki içtihatlarında "şirketler arasında organik bağ" dan söz edilerek kıdem tazminatına hak kazanma, hesap tarzı yönlerinden aralarında bağlantı bulunan bu işverenlerin birlikte sorumluluğuna gitmekteydi. (...) Dairemiz önceki içtihatlarına dönmüştür. Bu yolla kıdem tazminatının hesabında organik bağ çerçevesinde sonuca ulaşma hedeflenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DAVA: Davacı, kıdem tazminatı alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi O.F.Tüfek tarafından düzenlenen rapor dinlendikten soma dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşverene ait bir ya da birkaç işyerinde belli bir süre çalışmış bir işçinin, işini kaybetmesi halinde işinde yıpranması, yeni bir iş edinmede karşılaşacağı güçlükler ve işyerine sağladığı katkı göz önüne alınarak, geçmiş hizmetlerine karşılık işveren tarafından işçiye kanuni esaslar dahilinde verilen toplu paraya "kıdem tazminatı" denilmektedir. Kıdem tazminatının koşullan, hesabı ve ödeme şekli doğrudan İş Kanunlarında düzenlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıdem tazminatı, feshe bağlı haklardan olsa da, iş sözleşmesinin sona erdiği her durumda talep hakkı doğmamaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 120. maddesi hükmüne göre yürürlükte bırakılan 1475 sayılı yasanın 14. maddesinde kıdem tazminatına hak kazanabilmek için işçinin işverene ait işyerinde en az bir yıl çalışmış olması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıdem tazminatına hak kazanma noktasında en az bir yıllık çalışma yönünde yasal koşul, İş Kanunu sistemi içinde nispi emredici bir hüküm olarak değerlendirilmelidir. Buna göre toplu ya da bireysel iş sözleşmeleri en az bir yıl çalışma koşulu işçi lehine azaltılabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin işyerinde fiilen çalışmaya başladığı tarih en az bir yıllık sürenin başlangıcıdır. Tarafların iş ilişkisi kurulması yönünde varmış oldukları ön anlaşma bu süreyi başlatmaz. Yine iş sözleşmesinin imza tarihi yerine, fiilen iş ilişkisinin kurulduğu tarih, tazminatına hak kazanma ve hesap yönünden dikkate alınması gereken süreyi başlatacaktır. İşçinin çıraklık ilişkisinde geçen süreler de kıdem tazminatına esas alınacak süre yönünden değerlendirilemeyecektir. Buna karşın deneme süresi, kıdem süresine eklenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin kıdem hakkı bakımından aranan en az bir yıllık süre, derhal fesihlerde feshin bildirildiği anda sona erer. Kural olarak fesih bildirimi muhataba ulaştığı anda sonuçlarını doğur. Bildirimli fesihler yönünden ise ihbar öneli süreye dahil edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsçinin işyerinde çalıştığı sırada almış olduğu istirahat raporlarının kıdem süresinde değerlendirilmesi yerinde olur. işçinin çalıştığı sırada bir defada ihbar önelini 6 hafta aşan istirahat raporu süresinin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınamayacağı, kararlılık kazanmış Yargıtay uygulamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin iş sözleşmesinin askıda olduğu süreler de, kıdem süresinden sayılmamalıdır. Örneğin ücretsiz izinde geçen süreler kıdem tazminatına esas süre bakımından dikkate alınmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2822 sayılı yasanın 42. maddesinin 5. fıkrası uyarınca grev ve lokavtta geçen süreler kıdem süresine eklenemez. Tutukluluk ve hükümlülükte geçen süreler de kıdem tazminatına esas sürede dikkate alınmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin en az bir yıllık çalışması aynı işverene ait işyeri ya da işyerlerinde geçmiş olmalıdır. Kural olarak aynı guruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmaz. Ancak çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında başka işverenlere hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan işverenler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu gibi durumlar için Dairemizin önceki içtihatlarında "şirketler arasında organik bağ" dan söz edilerek kıdem tazminatına hak kazanma, hesap tarzı yönlerinden aralarında bağlantı bulunan bu işverenlerin birlikte sorumluluğuna gitmekteydi (Yargıtay 9.HD. 26.3.1999 gün 1999/18733 E, 1999/6672 K). Ancak daha sonraki kararlarda organik bağdan söz edilerek sonuca gidilemeyeceği kabul edilmiştir (Yargıtay 9.HD. 28.11.2005 gün 2005/34442 E, 2005/37457 K). Dairemizin bu yöndeki kararlan son yıllarda istikrar kazanmış ve farklı işverenler nezdinde geçen sürelerin kıdem tazminatı hesabı noktasında birleştirilebilmesi için işyeri devri, hizmet akti devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi ve birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği çok sayıda kararda vurgulanmıştır (Yargıtay 9. HD. 22.10.2007 gün 2007/ 5762 E, 2007/ 30979 K). Ancak, bu yöndeki yaklaşım işçilerin yasal haklarını karşılamada özellikle davaların uzaması göz önünde bulundurulduğunda yetersiz kalmıştır. Bu nedenle Dairemiz önceki içtihatlarına dönmüştür. Bu yolla kıdem tazminatının hesabında organik bağ çerçevesinde sonuca ulaşma hedeflenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin alt işverende geçen hizmet süresinin, -işyeri devri ayrık olmak üzere- asıl işveren ait işyerinde geçmiş olarak değerlendirilmesinin de mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1475 sayılı yasanın 14/2. maddesi, işçinin aynı işverene bağlı olarak bir ya da değişik işyerlerinde çalıştığı sürelerin kıdem hesabı yönünden birleştirileceğini hükme bağlamıştır. O halde kıdem tazminatına hak kazanmaya dair bir yıllık sürenin hesabında da işçinin daha önceki fasılalı çalışmaları dikkate alınır. Bununla birlikte, her bir fesih şeklinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde gerçekleşmesi hizmet birleştirmesi için gerekli bir koşuldur, işçinin önceki çalışmaları sebebiyle kıdem tazminatı ödenmişse, aynı dönem için iki defa kıdem tazminatı ödenemeyeceğinden tasfiye edilen dönemin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması mümkün olmaz. Yine, istifa etmek suretiyle işyerinden ayrılan işçi kıdem tazminatına hak kazanmayacağından, istifa yoluyla sona eren önceki dönem çalışmaları kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmaz. Ancak aynı işverene ait bir ya da değişik işyerlerinde çalışılan süre için kıdem tazminatı ödenmemişse, bu süre aynı işverende geçen sonraki hizmet süresine eklenerek son ücret üzerinden kıdem tazminatı hesaplanmalıdır. Zamanaşımı definin ileri sürülmesi halinde önceki çalışma somasında ara verilen dönem 10 yılı aşmışsa önceki hizmet bakımından kıdem tazminatı hesaplanması mümkün olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin iş sözleşmesi feshedilmediği halde, çeşitli nedenlerle kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemler avans niteliğinde sayılmalıdır, işçinin iş sözleşmesinin feshinde kıdem tazminatına hak kazanılması durumunda işyeri ya da işyerlerinde geçen tüm hizmet sürelerine göre kıdem tazminatı hesaplanmalı, daha önce avans olarak ödenen miktar yasal faiziyle birlikte mahsup edilmelidir. Kıdem tazminatına hak kazanmadığı halde avans adı altında ödemeyi alan ve bu şekilde yararlanan işçi de sonucuna katlanmalıdır. Dairemizin Kararlılık kazanmış olan uygulaması bu doğrultudadır (Yargıtay 9.HD. 2008/ 18826 E, 2008/ 14859 K).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yargıtay uygulaması, kamu kurum ve kuruluşlarından emeklilik sebebiyle ayrılan işçi yönünden borçlanılan askerlik süresinin de kıdeme esas süreye ekleneceği şeklindedir, işçinin ölümü halinde de mirasçıların talep edebileceği kıdem tazminatı hesabında borçlanılan askerlik süresinin dikkate alınması gerekir (Yargıtay HGK. 9.4.2004 gün 2004/ 9-339 E, 2004/357 K).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut olayda dosya içeriğindeki 6.11.2003 tarihli davalı Belediye Başkanlığının Sigorta İl Müdürlüğüne gönderdiği yazıda, davacı işçinin yaşlılık aylığı hak edeceğinden söz ederek "... bu itibarla adı geçen Mustafa Ayaz'ın 6.11.2003 tarihi itibari ile kurumumuzdan ilişiği kesilmiştir." şeklinde ifade de bulunulmuştur. Bu durumda işverenin iş sözleşmesinin feshinin kabulü gerekir. Kıdem tazminatının kabulü gerekir iken yazılı şekilde reddi hatalı olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 28.04.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-6156240280774404444?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/6156240280774404444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/10/9-hukuk-dairesi-20073906-en-200912118.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6156240280774404444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6156240280774404444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/10/9-hukuk-dairesi-20073906-en-200912118.html' title='9. HUKUK DAİRESİ 2007/3906 E.N. 2009/12118 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-3200199145619124047</id><published>2009-06-14T11:23:00.000+03:00</published><updated>2009-06-14T11:24:45.288+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Medeni Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='küçüğe vasi atanması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='velayetin kaldırılması'/><title type='text'>2. Hukuk Dairesi 2006/10576 E.N , 2007/220 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o KÜÇÜĞE VASİ ATANMASI&lt;br /&gt;o VELAYETİN KALDIRILMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ÇOCUKLARIN BABASI ÖLMÜŞ, VELAYET HAKKINA SAHİP ANNE İSE CEZAEVİNDE TUTUKLU OLUP KISA SÜREDE SALIVERİLME OLASILIĞI DA UZAKTIR. ANNENİN VELAYET GÖREVİNİ GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİRMESİ MÜMKÜN OLMADIĞINDAN, VELAYETİN KALDIRILMASINA KARAR VERİLMESİ VE ÇOCUKLARA VASİ ATANMASI İÇİN YETKİLİ VESAYET MAKAMINA İHBARDA BULUNULMASI YÖNÜNDE HÜKÜM KURULMALIDIR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Medeni Kanunu'nun 348. maddesinin (1.) bendinde "... ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi..." velayetin kaldırılması sebebi olarak hükme bağlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayda çocukların babası Mustafa 24.11.2005 tarihinde ölmüştür. Velayet hakkına sahip olan (TMK m. 336/3) anne Neriman ise, kocasını kasten öldürmek suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanmakta olup, bu suçtan 24.11.2005 tarihinden bu yana cezaevinde tutukludur. Yargılandığı suçun niteliği itibariyle kısa sürede salıverilme olasılığı da uzak görünmektedir. Annenin cezaevinde tutuklu olması, velayet görevini gereği gibi yerine getirmesine engeldir. Bu bakımdan velayetin kaldırılmasına karar verilmesi ve her iki çocuğa da bir vasi atanması için yetkili vesayet makamına ihbarda bulunulması yönünde hüküm tesis edilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçelerle davanın reddedilmesi doğru görülmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Hükmün yukarıda gösterilen sebeple (BOZULMASINA), temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23.01.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-3200199145619124047?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/3200199145619124047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/2-hukuk-dairesi-200610576-en-2007220-kn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3200199145619124047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3200199145619124047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/2-hukuk-dairesi-200610576-en-2007220-kn.html' title='2. Hukuk Dairesi 2006/10576 E.N , 2007/220 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-3164203970485716722</id><published>2009-06-14T11:21:00.002+03:00</published><updated>2009-06-14T11:23:21.695+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='elbirliği mülkiyetin paylı mülkiyete dönüştürülmesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yetki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2. Hukuk Dairesi'/><title type='text'>2. Hukuk Dairesi 2006/10217 E.N , 2006/18301 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİNİN PAYLI MÜLKİYETE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ&lt;br /&gt;o YETKİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİN PAYLI MÜLKİYETE DÖNÜŞTÜRÜLMESİNE İLİŞKİN DAVADA İİK'NIN 121. MADDESİ GEREĞİ İCRA HAKİMLİĞİNE YETKİ VERİLMESİ GEREKİR. İCRA MÜDÜRLÜĞÜNDEN ALINAN YETKİ BELGESİYLE DAVA AÇILIP KARAR VERİLEMEZ.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, elbirliği mülkiyetin paylı mülkiyete dönüştürülmesine ilişkindir (TMKm. 644).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İcra İflas Kanunu'nun 121/1. maddesi "... başka nevi malların satılması lazım gelirse icra müdürü satışın nasıl yapılacağını tetkik merciinden sorar." 2. fıkra ise; "merci ikametgahları malum olan alakadarları davet ve gelenleri dinledikten sonra açık artırma yaptırabileceği gibi satış için bir memur da tayin edebilir, yahut iktiza eden diğer bir tedbiri alabilir." hükmünü taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıklama karşısında, bu davanın açılabilmesi için İcra Hakimliğince yetki verilmesi gerekirken, İcra Müdürlüğünden alınan yetki belgesine dayanılarak dava açılması ve karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Temyiz edilen hükmün açıklanan nedenle (BOZULMASINA), temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 25.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-3164203970485716722?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/3164203970485716722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/2-hukuk-dairesi-200610217-en-200618301.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3164203970485716722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3164203970485716722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/2-hukuk-dairesi-200610217-en-200618301.html' title='2. Hukuk Dairesi 2006/10217 E.N , 2006/18301 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-934568593931685036</id><published>2009-06-14T11:19:00.000+03:00</published><updated>2009-06-14T11:20:29.127+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='1. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='savunma hakkı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='taraf teşkili'/><title type='text'>1. Hukuk Dairesi 2006/6564 E.N , 2006/8313 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o TARAF TEŞKİLİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;TARAF TEŞKİLİ SAĞLANMADAN VE DAVALIYA SAVUNMA HAKKI VERİLMEDEN KARAR VERİLEMEZ.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı, yaşlı ve yalnız bir kadın olmasından faydalanan davalı Ali ve annesinin akraba olmaları bahanesi ile kendisine yakınlaştıklarını, diğer akraba ve komşularını çevresinden uzaklaştırdıklarını, manevi baskı ve korkutma altında tutarak maliki bulunduğu 12666 ada 17 parseldeki 16 nolu bağımsız bölümü Ali'nin satış göstererek üzerine aldığını, daha sonra Ali'nin bu yeri el ve işbirliği içinde hareket eden diğer davalı İbrahim'e muvazaalı olarak devrettiğini, davalı Ali ve annesinin baskı ve korkutmasından başka akrabalarının 31.10.2003 tarihinde kendisini davalılardan uzaklaştırmaları ile kurtulduğunu ileri sürüp davalı İbrahim adına olan tapu kaydının iptali ile kendi adına tescilini istemiştir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı Ali, davacıdan satın alarak maliki olduğu dava konusu taşınmazı ihtiyacı nedeniyle diğer davalı İbrahim'e sattığını, satışın gerçek ve geçerli bir akit olduğunu, davacının iddialarının doğru olmadığı gibi hayatın olağan akışına da ters düştüğünü, 1955 doğumlu İbrahim, dava konusu olayla ilgisi bulunmadığını, davada kendisine husumet yöneltilemeyeceğini bildirip davanın reddini savunmuşlar, davalı 1980 doğumlu İbrahim, duruşmalara katılmamış,' yanıt da vermemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, davada 1955 doğumlu İbrahim'in ilgisi bulunmadığı, davacı ile Ali arasında yapılan sözleşmenin ikrah ile illetli olduğu, Ali ile İbrahim arasındaki satış işleminin ise danışıklı olduğu gerekçeleriyle; 1955 doğumlu İbrahim hakkındaki davanın  husumetten reddine, Ali ve  1980 doğumlu İbrahim aleyhine açılan davanın ise kabulüne karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karar, davalı Ali vekili ve davalı İbrahim tarafından süresinde duruşmalı temyiz edilmiş olmakla; tetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği değerden reddedilerek gereği görüşülüp düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava ve birleşen dava tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekişme konusu 12666 ada 17 parsel sayılı taşınmazdaki 16 nolu bağımsız bölümün ikrah yolu ile davalı Ali'ye ondan da davalı İbrahim'e temlik edildiği iddiasıyla açılan davanın yargılaması sırasında, kayıt maliki İbrahim'in başka kişi olduğu, asıl davalı olması gereken kişinin 1980 doğumlu İbrahim olduğu belirtilerek ayrı bir dava açıldığı, Antalya Sekizinci Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/115 esasına kaydedilen bu davanın önce açılan dava ile birleştirildiği ve birleştirilen davanın davalısı hakkında hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, hakkında hüküm kurulan birleştirilen davanın davalısı İbrahim'e dava dilekçesinin usulen tebliğ edilmediği, onun bakımından taraf teşkili sağlanmadığı görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraf teşkili yapılmadan, davalıya savunma hakkı verilmeden karar verilmiş olması doğru değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle olunca, davalı 1980 doğumlu İbrahim'e yöntemine uygun şekilde dava dilekçesinin tebliğ edilmesi, taraf teşkilinin sağlanması, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir. Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 13.07.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-934568593931685036?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/934568593931685036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/1-hukuk-dairesi-20066564-en-20068313-kn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/934568593931685036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/934568593931685036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/1-hukuk-dairesi-20066564-en-20068313-kn.html' title='1. Hukuk Dairesi 2006/6564 E.N , 2006/8313 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-3464263268529189859</id><published>2009-06-14T11:18:00.000+03:00</published><updated>2009-06-14T11:19:33.478+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='1. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müddeabihin temliki'/><title type='text'>1. Hukuk Dairesi 2006/4602 E.N , 2006/8306 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o MÜDDEABİHİN TEMLİKİ&lt;br /&gt;o SEÇİMLİK HAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İKİ TARAFTAN BİRİ MİİDDEABİHİ BİR BAŞKASINA TEMLİK EDERSE; DİĞER TARAF, TEMLİK EDENLE OLAN DAVASINDAN VAZGEÇEREK DAVAYI MİİDDEABİHİ DEVRALAN KİŞİYE YÖNELTEBİLİR YA DA DİLERSE DAVASINI DEVREDEN KİŞİ HAKKINDA TAZMİNAT DAVASINA ÇEVİREBİLİR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAHKEMECE, DİĞER TARAFA HANGİ SEÇİMLİK HAKKIM KULLANDIĞI RESEN SORULMALIDIR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasında görülen davada;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı, 182 ada 7 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalının binasının yapılan imar uygulaması sonucu taşınmazına tecavüzlü hale geldiğini ileri sürüp elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı, kanundan doğan hapis hakkı bulunduğunu, binanın yıkımının bedeli ödenmesi şartıyla mümkün olduğunu, yıkımın fahiş zarar doğuracağından bedeli karşılığında yerin adına tescili gerektiğini bildirip davanın reddini savunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, davacının kesin süreye rağmen binanın bedelini yatır-madığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; tetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 7 parsel sayılı taşınmazın imar uygulaması ile oluştuğu, davalı yapısının ise bu uygulama ile tecavüzlü hale geldiği görülmektedir. Bu durumda 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesi gözetilmek suretiyle hüküm kurulması gerekeceğinde kuşku yoktur. Nitekim mahkemece de bu husus dikkate alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, yargılamanın devamı sırasında davacı çekişmeli taşınmazı satarak taşınmazdaki mülkiyet ilişiğini kesmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği üzere; dava açıldıktan sonra da sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devre-dilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş HUMK'nın 186. maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usuli işlemler düzenlenmiştir. Söz konusu madde hükmüne göre, iki taraftan biri dava konusunu (müddeabihi) bir başkasına temlik ettiği takdirde diğer taraf seçim hakkını kullanmakta, dilerse temlik eden ile olan davasını takipten vazgeçerek davayı devralan kişiye yöneltmekte, dilerse davasına temlik eden kişi hakkında tazminat davası olarak devam edebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendiliğinden (resen) gözetilmesi zorunlu bulunan bu usul kuralına göre, mahkemece diğer yana seçimlik hakkı hatırlatılarak davaya hangi kişi hakkında devam edeceği sorulmalı, sonucuna göre işlem yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut olayda; yukarıda belirtildiği üzere usul işlemlerinin yerine getirilmesi, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 13.07.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-3464263268529189859?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/3464263268529189859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/1-hukuk-dairesi-20064602-en-20068306-kn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3464263268529189859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3464263268529189859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/1-hukuk-dairesi-20064602-en-20068306-kn.html' title='1. Hukuk Dairesi 2006/4602 E.N , 2006/8306 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-7025089718250977210</id><published>2009-06-14T11:16:00.000+03:00</published><updated>2009-06-14T11:18:41.694+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bağ-Kur Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='malullük aylığı'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2006/7454 E.N , 2006/12240 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o KONTROL MUAYENESİ&lt;br /&gt;o MALULLÜK AYLIĞI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;KENDİSİNE MALULLÜK AYLIĞI BAĞLANAN, ANCAK YAPILAN KONTROL MUAYENESİ SONUCU MALULLÜK HALİNİN KALKTIĞINDAN BAHİSLE AYLIĞI KESİLEN DAVACININ, KURUM SAĞLIK KURULU'NCA VERİLMİŞ OLAN 2/3 ORANINDA İŞGÜCÜ KAYBETMİŞ SAYILMASINI GEREKTİREN BULGU MEVCUT OLMADIĞINA İLİŞKİN RAPORA DAVA AÇMAK SURETİYLE İTİRAZ ETTİĞİ GÖZETİLEREK; ÖNCE SSYS KURULU'NDAN RAPOR ALINMALI, BU RAPORA DA İTİRAZ EDERSE; TIP FAKÜLTELERİNİN KONUYA İLİŞKİN BİLİM DALI UZMANLARINDAN OLUŞAN KURULDAN RAPOR ALINARAK SOSYAL SİGORTA İŞLEMLERİ TÜZÜĞÜ'NDEKİ ESASLAR ÇERÇEVESİNDE İTİRAZ DEĞERLENDİRİLMELİDİR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı, malullük aylığının kesImesine ilişkin Kurum işleminin iptali ile aylıkların kesildiği tarihten itibaren tespitine, yeniden bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve  aşağıdaki karar tespit edildi.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Dava, hukuki nitelikçe; davca sigortalıya 03.08.2000 günlü sağlık kurulu raporuna dayanılarak 01.09.2000 tarihi itibariyle Bağ-Kur'ca, 1479 sayılı Kanun'a göre, iki yıl sonra kontrol şartı ile bağlanmış bulunan malullük aylığının, sonradan kontrol&lt;br /&gt;muayenesi üzerine 01.08.2002 tarihinden başlayarak 23.05.2003 tarihinde kesildiği ancak, renal transplantasyon ve diabetus mellutis hastalığı nedeniyle 2/3 oranındaki çalışma gücü kaybının devam ettiğinden bahisle, aksine Kurum işleminin iptali ile malullük aylığının kesildiği tarihten itibaren Bağ-Kur'ca yeniden bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davanın yasal dayanağını teşkil eden 1479 sayılı Kanun'un 28. maddesinin, kontrol tarihi itibariyle yürürlükte bulunan hükmüne göre; bu kanun uygulamasında çalışma gücünün en az 2/3'ünü yitirdiği tespit edilen sigortalılar malul sayılmakta olup, sigortalının hangi hallerde çalışma gücünün en az 2/3'ünü yitirmiş sayılacakları ise, SSSİ Tüzüğü'ndeki esaslara göre belirlenecektir. Yine aynı Yasa'nın 56. maddesi hükmü kapsamında; malullük halinin tespitinde; Sağlık Bakanlığı, SSK, Üniversiteler ya da Kamu İktisadi Teşebbüslerine ait hastanelerin sağlık kurullarınca verilecek raporlarda belirtilen hastalık ve arızalar esas alınacağı gibi, malullük istemlerine ilişkin olarak Kurum Sağlık Kurulu'nca verilen karara, ilgililer tarafından itiraz edilmesi halinde de, SSYS Kurulu'nca itirazın değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davaya konu olayda da; 01.09.2000 tarihi itibariyle kendisine, Bağ-Kur'ca 1479 sayılı Kanun'a göre malullük aylığı bağlanan, ancak, aynı Yasa'nın 32. maddesi hükmü gereğince yapılan kontrol muayenesi sonucu malullük halinin kalktığının belirlendiğinden bahisle 01.08.2002 tarihinden başlayarak malullük aylığı kesilen davacının; Kurum Sağlık Kurulu'nca verilmiş olan, "sigortalının 2/3 oranında işgücünü kaybetmiş durumda sayılmasını gerektiren bir bulgu mevcut olmadığına" ilişkin raporuna karşı dava açmak suretiyle itiraz ettiği olgusu gözetilerek, 1479 sayılı Kanun'un 56. maddesinde öngörülen yasal prosedür kapsamında, öncelikle SSYS Kurulu'ndan rapor alınmalı; bu rapora da davacının itiraz etmesi halinde ise, Tıp Fakültelerinin konuya ilişkin bilim dalı uzmanlarından oluşan Kurul'dan, özellikle Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü'nde öngörülen esaslar çerçevesinde bu itirazın değerlendirilmesi sağlanmak suretiyle sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, davacı sigortalının, kontrol muayenesi tarihinde ve sonrasında çalışma gücünü en az 2/3 oranında yitirip yitirmediği olgusunu, 1479 sayılı Kanun'daki yasal düzenlemeye aykırı biçimde özürlülere verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre irdeleyen ve belirtilen nedenle yetersiz bulunan Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 05.10.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-7025089718250977210?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/7025089718250977210/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-20067454-en.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/7025089718250977210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/7025089718250977210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-20067454-en.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2006/7454 E.N , 2006/12240 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-7760344889977553880</id><published>2009-06-14T11:14:00.002+03:00</published><updated>2009-06-14T11:16:39.727+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eleştirisi sınırı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manevi tazminat'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2006/4-230 E.N , 2006/2888 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o MANEVİ TAZMİNAT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;BASIN YOLU İLE KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRIDAN DOLAYI MANEVİ TAZMİNAT İŞLENEBİLMESİ İÇİN HUKUKA AYKIRILIK, KUSUR, ZARAR VE UYGUN NEDEN-SONUÇ BAĞI KOŞULLARININ BİRLİKTE GERÇEKLEŞMESİ GEREKİR. YAYIMLANAN BİR HABER YA DA YAPILAN BİR ELEŞTİRİNİN HUKUKA AYKIRI SAYILMASI İÇİN İSE, GERÇEKLİK, GÜNCELLİK, KAMU YARARI, TOPLUMSAL İLGİ VE KONU İLE İFADE ARASINDA DÜŞÜNSEL BAĞLILIK KOŞULLARINDAN BİRİNE AYKIRILIK BULUNMASI GEREKİR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki "manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Ankara Onbirinci Asliye Hukuk Mahkemesi)'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.02.2004 gün ve 2002/963 E. 2004/60 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinin 19.10.2004 gün ve 2004/9987-11908 sayılı ilamı ile; (...Dava, kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan zararın dava ve karşı dava ile ödettirilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece verilen kararın Dairece bozulması üzerine bozmaya uyularak dava kısmen kabul edilmiş, kararı davalı (karşı davacı) H.Y. temyiz etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bozma üzerine yapılan bilirkişi incelemesinde, dava konusu olan ve davacı tarafından yazılan "Annenin Kitabı" isimli eserin orijinali olduğu iddia edilen Benjamin Spock'un kitabındaki benzerliklerden bahsedildikten sonra bazı fotoğraflarda yer yer çeviriden yararlanmaya dayanan anlatım benzerlikleri olduğu belirtilmiştir. Ancak kitabın ilk baskısının "Bitirirken" başlıklı kısmında davacının asıl kitabın yazarı olan Benjamin Spock'dan söz ettiği, böylece bunun bir kaynak gösterme olduğu, bu haliyle de intihalden söz edilemeyeceği sonucuna varılarak, bu sonuç yerel mahkemece de kabul görmüş ve davalı (karşı davacı)nın 15.11.2000 tarihli Milliyet Gazetesinde "Önce Doğramacı'yı Kınamak Lazım" başlıklı yayınla davacı (karşı davalı)nın kişilik haklarına saldırının varlığı kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rapor bütünü ile incelendiğinde yer yer davacı (karşı davalı)nın kitabının orijinalinden tercümeler yapılarak kaleme alındığı ve o bölümlerde kaynak gösterilmediği görülmektedir. Yukarıda belirtilen ve kaynak gösterme olarak belirtilen düşünce "Bitirirken" isimli bölümden de anlaşılacağı üzere bir kaynak gösterme olmayıp; kitabın yazılmasında izlenen yönteme ilişkin bir belirlemedir. Bir eserin yazılmasında, elbette kaynaklardan yararlanma' olabilir. Hatta o eserin zenginleştirilmesi, karşılaştırma yapılması bakımından zorunlu ve yarar da sağlayabilir. Böyle bir yöntem izlenirken, alınan düşünce ve örneğin kime ve hangi eserine ait bulunduğuna yollama yapılması yerleşmiş ve zorunlu bir yazım kuralıdır. Aksi halde, başkasına ait düşünce ve üretimleri kendinize aitmiş gibi bir sonuç çıkarılmış olur ki, bilim ve yazım kuralları bunu hoşgörü ile karşılamaz. Hatta düşüncesinden yararlanılan esere yollama yapılmakla (basım tarihi, yeri ve sayfa numarası gösterilmekle) okuyucunun gerektiğinde o eserden daha geniş biçimde yararlanma olanağını da sağlamış olur. Bu yöntem, bilim çevrelerince tartışılmaz ve yerleşmiş bir kuramdır. Özellikle bilimsel bir eserin yazılmasında bu kurala uymak ve bunu izlemek hukukun vazgeçemeyeceği bir sonuçtur. Bu haliyle yöntemine uygun olarak davacı (karşı davalı)nın kaynak gösterdiğinden söz edilemez. Kaldı ki kitabın sonraki basımlarında ve bu başlık altında bir bölüm ve Benjamin Spock'un ismine de yer verilmemiştir. Bu değerlendirmeler göz önünde tutulduğunda davalı (karşı davacı)nın, davacı (karşı davalı)ya yönelik olarak kitapta aşırma yapıldığı biçimindeki sözlerinin yukarıda açıklandığı üzere görünüm itibariyle hukuka aykırılık oluşturmadığı anlaşılmaktadır. O halde davalı (karşı davacı)nın sözlerinin hukuka aykırılığından söz edilemeyeceğine göre, davanın reddedilmesi gerekirken yazılı biçimde kısmen kabulü usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temyiz Eden: Davalı vekili&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava; kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyuşmazlık; davaya konu yayında hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği, dolayısıyla manevi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15.11.2000 tarihli Milliyet Gazetesinde yer alan dava konusu yayını Prof. Dr. H.Y. kaleme almıştır. Bu yayında aynen; "YÖK, doçent adaylarının bilim ahlakını denetleyecek bir "etik" komite kuruyor. Önce Doğramacı'yı kınamak lazım başlığı altında;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim ahlakından sapmanın çok çeşidi var. Bunların en kaba ve ilkeli ise kuşkusuz başkalarının eserini kendisinin gibi sunmak. Osmanlıca'da bu ayıba "intihal" denmiş, "aşırmak" bence hem daha yalın, hem daha etkili... Aşırmaya Batı toplumlarında çok kötü gözle bakılıyor. Yapanın da toplum gözünde adi hırsızdan pek farkı yok. Ülkemizde ise başkasının eserini aşırmak, öyle pek ayıp değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Aşırmak" ayıp mı? başlığı altında; ...veya yazdığını çalmak, toplum gözünde tüccarın malını çalmakla aynı tutuluyor olmuş. 19. yüzyıldan itibaren de "aşırmak" adi suç muamelesi görmeye başlamış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etik komitesi başlığı altında da; YÖK yeni bir karar almış, Doçent adaylarının yayınlarının bilim ahlakına uyup uymadığı bir "etik" komitesince incelenmiş... bir önerim var. YÖK doğrudan kurucusuna dönüp şöyle desin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sayın İ.D., başkalarının eserlerini kendinin gibi göstermek artık bıktırıcı düzeylere geldi. Uğur Mumcu'dan bu yana dünya alem biliyor ki, siz bugüne dek yapılmış aşırmaların belki de en büyüğünü ve fütursuzunu yaptınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğramacı'nın aşırmaları başlığı altında ise; YÖK'ün gayretli yöneticilerini bilim ahlakını koruma yönündeki girişimleri için içten kutlarım. Ancak kendilerine hatırlatırım ki, Doğramacı'nın (Annenin Kitabı, 1968) Benjamin Spock'tan (Baby and Child Çare, 1946) aşırması gibi adeta tüm bir ulusun&lt;br /&gt;bilim haysiyetine gölge düşüren vakaların üzerine gitmeden bilim ahlakımızı düzeltmek bence olanak dışıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..."Tamam beni attınız ama benden yüz misli daha fazla aşıranların karşısında hala saygıyla eğilenler sizler değil misiniz" derse ne diyebiliriz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanaşımı başlığı altında ise, ...Hepsinden evvel ahlaktan sapmada zamanaşımı olamaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...(Tabii son 2 yıl içinde yapılmış olanlar) "Üniversiteden uzaklaştırma" cezasını getiriyor. Bu hiç gerçekçi bir ceza değil. Bilimsel aşırmanın da hafifi ağırı vardır ve her suç gibi aşırma da nicelik ve niteliğine uyan yaptırım gerektirir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yayın üzerine davalı hakkında manevi tazminat davası açılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dosyaya Türkiye Bilimler Akademisi, Doğramacı'yla İlgili Bilim Ahlakından Sapma İddiası ve Konu Hakkında Bilim Ahlakı Komitesi Raporu, 9 Ocak 1998 Tarihli Rapora Ek, 12 Ocak 1998, Türkiye Bilimler Akademisi Konsey Başkanlığına başlıklı rapor; Prof. H.Y. (Başkan), Prof. A.D. (Üye), Prof. İ.H.D. (Üye) hazırlanmış ve kısaca; ...Aynı kişinin yıllardır ve fütursuzca bu bilimsel aşırmada ısrar edebilmesi ülkemiz bilim ve yüksek öğreniminin şimdisi için utanç, geleceği için de bu kişiye bilim çevrelerince gerekli tepki göste-rilmemeye devam edilirse son derece endişe vericidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Milli Pediatri Derneği Genel Kurulu aldığı 18 Kasım 2000 gün ve 2000/18 sayılı kararında; "İ.D. hocamıza bu yazıyla yapılmış saldırıyı kınıyoruz." denilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatlar Bölümü İngiliz Edebiyatı ve Karşılaştırmalı Edebiyat Profesörü Porf. Dr. J.P.'nin 5 Şubat 2001 tarihli noter tasdikli raporunda özetle; "Prof. Dr. İ.D.'nin yazdığı "Annenin Kitabı"nda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Benjamin Spock'un yazdığı "Baby and Child Care"den büyük oranda aşırma yapıldığı belirlenmiştir." denilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca açıklanan bu raporlar, taraflarca dosyaya ibraz edilen delillerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhakeme sırasında, mahalli mahkemece, dosya belirlenen bilirkişi heyetine sunulmuş, Ü.S., Prof. Dr. T.T.T. ve Av. M.S.G.'den oluşan bilirkişi heyeti; ...netice olarak, "Annenin Kitabı'nın" halk sağlığı ve çocuk sağlığı ile ilgili toplum yararına ilişkin bilgiler içerdiğini, aynı konuyu ele alan diğer kitaplarla benzerlik gösterdiğinin doğru olduğunu, davalının basında çıkan beyanının, davacının kişilik haklarını zedeleyici, kamuoyunda küçük düşürücü ağır tecavüz ve hakaret mahiyetinde olduğunu, karşılık davanın ise yersiz olduğunu raporlarında ifade etmişlerdir. Ancak daha önceki bölümlerde; ...Çocuk bakımı ve sağlığı ile ilgili doğru bilgi ve görüşlerin hemen hemen her ülkede ortak ve evrensel olduğunu, bu doğru bilgi ve görüşlerin herhangi bir kişinin orijinal görüş ve fikirleri olmadığını... kısaca bunların ANONİM (aleni) bilgiler olduğunu, bunların Dünya Sağlık Örgütü ve UNİCEF başta olmak üzere uluslararası pek çok örgüt tarafından yayınlanması istenilen bilgiler olduğunu, ...el kitabı niteliğindeki bu kitaplardaki (Dr. Spock'un "Baby and Child Çare" adlı kitap) bilgilerin bir kişinin orijinal buluşu olmadığını, ...aşırmanın olabilmesi için bir başkasının fikrini veya eserini kendisine mal etmesi gerektiğini, halka mal olmuş orijinal yönü bulunmayan bilgilerin kullanılmasının kesinlikle aşırma olamayacağını, ...vurgulamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu raporda, dosyaya katıldıktan sonra, mahalli mahkeme kısaca şu gerekçe ile aşağıdaki kararını vermiştir. "...Yukarda açıklandığı üzere haberin gerçek olmadığı bilirkişiler kurulu ile açıklanmış ve güncel bulunmadığı da keza bizzat davalılar tanıkları beyanıyla da saptanılmış bulunmakla, kamuoyunu bilgilendirmeyle ilgili savunmaya itibar edilmemiştir. ...Davalı tarafça, şu ya da bu sebeple ve hatta sanki duyulan bir husumete dayalı hareket edildiği yolunda mahkemeye tam bir kanaat hasıl olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denildikten sonra davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bu kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel Daire; ...gerçekten alıntı bulunup bulunmadığının bu konuda uzman olan bilirkişi incelemesi ile belirlenmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Usulüne uygun biçimde yeniden bilirkişi incelemesi yapılmalı ve davacının eserinin kaynak gösterilmeden alıntı yapılıp yapılmadığı belirtildikten sonra olay yeniden değerlendirilerek varılacak uygun sonuca göre karar verilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerekçesiyle mahalli mahkeme kararını bozmuştur. Davacı vekilinin karar düzeltme istemi reddedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahalli mahkeme bu bozma kararına uymuştur. İstenilen şekilde bilirkişi heyeti oluşturulmuş ve rapor alınmıştır. Bu raporda kısaca; ...her iki kitabın ne şekil, ne kurgu, ne de içerik açısından birbirinin aynı olmadığını, her iki kitabın da çocuk bakımı konusunda halk eğitimi için yazıldığını, bu nedenle birtakım bilgilerin benzerlik taşımasının doğal olduğunu, bu bilgilerin birçok araştırmacının çalışmaları ile ortaya çıkmış anonim bilgiler ve kabul görmüş gerçekler olduğunu... herkes tarafından yazılan bilgiler olduğu, bu bilgilerin Dr. Spock'a ait özel bilgiler olmadığını, bu nedenle de herhangi bir aşırmadan söz etmenin mümkün olmadığını, davacının belirtilen kitaptan aşırma, çalma veya intihal ile kitabını yazdığına dair herhangi bir kanıt bulunmadığını,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildirmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rapora davalı tarafın itiraz etmesi üzerine, mahalli mahkeme yeniden ve bozma kararında bildirilen şekilde bilirkişi heyeti oluşturarak yeni bir rapor almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu raporda bozmadan sonra alınan ilk rapor gibi; ...Doktor Benjamin Spock'un eserinden yararlandığını ve ona atıflarda bulunulduğunu, ...kitabın birçok yerlerinde anlatılan konuların Doktor Benjamin'in kitabında yer almadığını, bu hali ile davacının yazdığı eserin tamamen kendi emeği ürünü olduğunu, kitabın yazıldığı dönemlerde, bu tip kitapların hazırlanmasında atıf yapmanın etik kurallara aykırı olmadığını,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahalli mahkeme bu raporları aldıktan sonra, ikinci kararını vermiştir. İlk kararında olduğu gibi; ...bu yazıda davacının kişilik haklarına ve bilimsel kariyerine hukuka aykırı biçimde saldırıda bulunulduğunun sabit olduğu, nitekim; yazıda geçen sözcüklerin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmayacağının Yargıtay kararında da belirtilmediği, Yargıtay kararında gerçekten bir intihal var ise o zaman davalının yazdıklarının doğru olması nedeniyle kendisinin hakarette bulunduğunun kabul edilemeyeceği, bunun da her iki kitabın bu konuda uzman bilim adamlarına incelettirilerek tespit ettirilmesi gerektiği yönünde olduğu, ...böylece davacının kişilik haklarına ve bilimsel kariyerine, hukuka aykırı biçimde saldırıda bulunulduğunun sübuta erdiği...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklanarak aynı kararı vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı karşı davacının temyiz etmesi üzerine;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel"Daire; ...Rapor bütünü ile incelendiğinde yer yer davacı (karşı davalı)nıhrkitabının orijinalinden tercümeler yapılarak kaleme alındığı ve o bölümlerdi kaynak gösterilmediği görülmektedir. Yukarda belirtilen ve kaynak gösterme plarak belirtilen düşünce "Bitirirken" isimli bölümden de anlaşılacağı üzere bir kaynak gösterme olmayıp, kitabın yazılmasında izlenen yönteme ilişkin bir belirlemedir... Aksi halde başkasına ait düşünce ve üretimleri kendinize aitrniş gibi bir sonuç çıkarılmış olur ki, bilim ve yazım kuralları bunu hoşgörü ile karşılamaz... Özellikle bilimsel bir eserin yazılmasında bu kurala uymak ve bunu izlemek hukukun vazgeçemeyeceği bir sonuçtur. Bu haliyle yöntemine uygun olarak davacı (karşı davalı)nın kaynak gösterdiğinden söz edilemez. Kaldı ki kitabın sonraki basımlarında ve bu başlık altında bir bölüm ve Benjamin Spock'un ismine de yer verilmemiştir. Bu değerlendirmeler göz önünde tutulduğunda davalı (karşı davacı)nın, davacı (karşı davalı)ya yönelik olarak kitapta aşırma yapıldığı biçimindeki sözlerinin yukarıda açıklandığı üzere görünüm itibariyle hukuka aykırılık oluşturmadığı, anlaşılmaktadır... davanın reddedilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denilerek verilen karar bozulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerel Mahkeme bu bozmaya karşı direnme kararı vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kararda özetle; ...Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinin istediği nitelikte bilirkişiler seçilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilirkişiler kitabın bilimsel bir eser olmayıp, anonim bilgiler içeren bir başucu kitabı olduğunu belirtmekte ve bu tür yayınlarda herkese ait fikirler olması nedeni ile dünyadaki uygulamalarda olduğu gibi atıf yapılmasına gerek olmadığını belirtmekte, esasen kitapta yer alan görüşlerin Benjamin Spock'un kendisine ait kişisel ve orijinal görüşleri olmadığı belirtilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırma olabilmesi için belirtilen görüşlerin o şahsın orijinal görüşleri olması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi ...konunun uzmanı olan bilirkişilerin görüşlerinin aksine, doğrudan doğruya aşırma olduğu sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiği şeklinde hüküm kurması Dairenin önceki ve sonraki kararları arasında çelişki oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırma ve aşırmak kelimelerinin dava konusu yazıda ifadesini bulan ve davalının gerçek amacını ifade eden anlamı, Prof. Dr. İ.D.'nin bilimsel hırsızlık yaptığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı da yazıları ile davacının bilim hırsızlığı yaptığını iddia etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalının yazısı nedeni ile, davacının kişilik hakları zedelenmiş, kamuoyunda küçük düşürülmüş ve kişilik haklarına ağır bir tecavüzde bulunulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Aynı miktara karar verilmesi gerekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denilmek suretiyle direnme kararı vermiş ve aynı hükmü kurmuştur. Kararı davalı-karşı davacı vekili temyiz etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayın gelişimine kısaltılarak yer verilmiştir. Ancak, gerek mahkeme kararlarına, gerek bilirkişi raporlarına ve gerekse Özel Daire kararlarına sadık kalınılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdan beri açıklanan bilgilerin irdelenmesinde;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baştan beri alınan bilirkişi raporlarında; her iki kitabın da el kitabı olduğu, anonim bulunduğu, orijinal fikirler taşımadığı, yazarların geliştirdikleri fikirler olmadığı ve o nedenle kaynak gösterilmesine gerek bulunmadığı ısrarla vurgulanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı, bilirkişilerin raporlarına aykırı olarak; 1998 tarihinden bu tarafa davacının bu durumunu dile getirmekte ve ağır bir şekilde eleştirmekte ve zaman zaman da (somut olayda olduğu gibi) kişilik haklarına haksız olarak saldırıda bulunmaktadır. Bu defa davalı YÖK'ün doçent adaylarının bilim ahlakını denetleyecek bir "etik" komitesi kuruluyor olmasını değerlendireceği yerde davacıya hakaret etmiş ve kişilik haklarına saldırıda bulunmuştur. Böyle bir etik komitenin kurulması ile davacı arasında en küçük bir ilişki bulunmamaktadır. Yani olay güncel değildir. Aynı zamanda davacıya yer verilmesinin de izahı yoktur. Olayın hem gerçek olmadığı bilirkişi raporları ile belirlenmiş, hem de güncel bulunmadığı yukarıdaki açıklamalardan anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel Daire, birinci bozmasında, konunun özelliği itibariyle, gerçekten alıntı bulunup bulunmadığının tespiti bakımından bu hususta uzman olan bilirkişi kurulundan rapor alınmasını istemekte ve alınacak rapora göre bir karar ver demektedir. Bu durumda, eğer alıntı yok denilirse; davalının kaleme aldığı yazı güncel olmadığından ayrıca davacının kişilik haklarına da saldırı oluşturduğundan, hukuka aykırı olduğundan uygun bir tazminata hükme-dilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dairenin bu tespiti sonucu verilen uyma kararı ile; davacı yönünden usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Nitekim uzman bilirkişiler yukarıda açıklandığı gibi intihal (aşırma) olmadığını saptamışlardır. Müzakereler sırasında da bu duruma bazı üyelerce değinilerek, Özel Dairenin zaten kişilik haklarına saldırıyı kabul ettiğini ve bu hususun davacı yararına usuli kazanılmış hak oluşturduğunu vurgulamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel Daire; ikinci bozmasında anlatılanları bir kenara bırakmıştır. Bilirkişilerin görüşlerinin aksine kitapları bilimsel eser olarak kabul etmiştir. Neticesinde de, davanın reddinin gerekeceğini vurgulamıştır. Hakimler, uzmanlık isteyen konularda, bilirkişi yerine geçerek kendi kişisel düşünce ve görüşlerine dayanarak hüküm veremezler. Bu kural tüm yargı birimlerini bağlar. Dolayısı ile mahkeme bilirkişi düşüncesini benimsememesi durumunda kendisini bilirkişi yerine koyamayacaktır (YHGK'nın 13.09.1961 gün ve 1961/1-95 E., 37 K. sayılı). Bu durum yerel mahkeme için geçerli olduğu gibi Yargıtay için de geçerlidir. Aksi halde usuli kazanılmış hak kuralı yukarıda açıklandığı gibi ihlal edilmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istenebilmesi için hukuka aykırılık, kusur, zarar ve uygun neden-sonuç bağı koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Yayımlanan bir haber ya da yapılan bir eleştirinin hukuka aykırı sayılması için ise, gerçeklik, güncellik, kamu yararı, toplumsal ilgi ve konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık koşullarından birine aykırılık bulunması gerekir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;6,Somut olayda; Milliyet Gazetesinde yayımlanan yazının, bilirkişi raporları içeriğine göre, gerçek ve güncel olmadığı, yazının eleştiri sınırlarını aşarak, hakarete vardığı, bu nedenlerle hukuka aykırı bulunduğu belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, Özel Dairenin yukarıda açıklanan değerlendirmesi, Yargıtay'ca benimsenen bilirkişi raporlarının değerlendirilmesi ile ilgili ilkeye de aykırı olduğu saptanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerel Mahkemenin direnme kararının dosya kapsamına uygun olduğu belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarına yönelik davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairesine gönderilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;S o n uç: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin direnme kararı doğru olmakla birlikte hükmedilen tazminat miktarına yönelik davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın (DÖRDÜNCÜ HUKUK DAİRESİNE) gönderilmesine, 10.05.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARŞI OY&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayanan manevi tazminat istemine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava konusu edilen yazı; davalı tarafından yazılmış olup, Milliyet Gazetesi'nin 15 Kasım 2000 tarihli sayısında yer almıştır. &lt;br /&gt;Davalı, "Önce Doğramacı'yı Kınamak Lazım" başlıklı yazısında YÖK'ün; "Doçent adaylarının bilim ahlakını denetleyecek etik komite kurmasını çok yerinde bulduğunu, çünkü bilim alanında aşırmanın çok yaygın olduğunu, konunun bu nedenle önem taşıdığını belirttikten sonra, Sayın İ.D.'nin başkalarının eserlerini kendisinin gibi göstermesi artık bıktırıcı düzeylere geldi. Siz  &lt;br /&gt;bugüne dek yapılmış aşırmaların belki de en büyüğünü ve fütursuzunu yaptınız. Uğur Mumcu'nun ortaya koyduklarından sonra Spock aşırmasını 13. baskıya kadar getirdiniz... Bir genç doçent adayının aşırma yaptığı kanıtlanıp, yükseltilmesi durdurulduğunda, üniversiteden ilişkisi kesildiğinde, -benden yüz misli daha fazla aşıranların karşısında hala saygıyla eğilenler sizler değil misiniz derse ne diyebiliriz? Aşırma, ahlaki bir sapmadır. Zamanaşımı olmamalıdır. Oysa 2 yıllık zamanaşımı süresi kabul edilmiş... Acaba eski ve büyük aşırmaları örtbas etmek için mi konmuş? Yürürlükte olan kurallara göre, tüm aşırmalar -büyük, küçük demeden- üniversiteden uzaklaştırma cezası getiriyor... Aşırma, ahlaktan sapma olduğuna göre, aşırmada zamanaşımı olmamalıdır. Ahlaki ve dürüstlüğe yönelik olan bu konuda üniversite ve bilim adamlarımıza büyük sorumluluklar düşmektedir", biçiminde eleştiri ve değerlendirmelerde bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı, yazıda kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu iddia ederek, manevi tazminat isteminde bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı, TUBA (Türkiye Bilimler Akademisi) Konseyi'nde bilimsel aşırma konusunda etik komisyonlar oluşturulduğunu, incelenen eserler arasında İ.D.'nin "Annenin Kitabı" adlı eserinin de bulunduğunu, komisyonca anılan kitapla, Benjamin Spock'un aynı isimli (Baby and Child Care-1946) kitabının karşılaştırıldığını, bilimsel aşırma olduğunun belirlenerek TUBA Konseyi'ne bildirildiğini, dava konusu edilen yazının YÖK tarafından oluşturulan etik komitelerle ilgili olduğunu, bu yüzden davacı ve kitabından söz edildiğini, davacının kişilik haklarına saldırının söz konusu olmadığını savunup davanın reddini istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarafların delilleri sunmalarından  sonra,  mahkemece  bilirkişi  incelemesi yaptırılmıştır.' Biri hukukçu diğeri Prof. Dr. olan iki kişilik bilirkişi kurulunca düzenlenen raporda; ujudavacıya ait kitabın aynı konuda yazılmış diğer kitap ile benzerlik gösterdiğinin/doğru olduğu, ancak dava konusu yazıdaki sözlerin davacıya yöneliksaldırı oluşturduğu" bildirilmiştir. Mahkemece bilirkişi raporu esas alınarak davanın kısmen kabulü ile'10 milyar TL manevi tazminatın davalıdan alınmasına karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararın davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Dördüncü Hukuk , Dairesince, "Hukuki vasıflandırma ve değerlendirmeyi hakimin kendisi yapacağından, bilirkişi kuruluna hukukçu bilirkişi almaya gerek olmadan konusunda uzman (Dr..ve İngilizce bilen) bilirkişi kurulundan, davacıya ait eser ile alıntı yapıldığı iddia edilen eserin dosyadaki orijinalleri karşılaştırılarak; konu, düzen, anlatım biçimi ve diğer tüm özellikleri değerlendirilmek suretiyle bilimsel aşırma yapılıp yapılmadığını belirleyen rapor alınarak," sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek mahkeme kararı bozulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, bozmaya uyularak oluşturulan bilirkişi kurulundan rapor alınmış, bilirkişiler raporlarında; davacıya ait kitap ile B. Spock'a ait kitabın konusunun aynı olduğu için benzerlik göstermesinin doğal olduğunu, çünkü kitaplardaki bilgi ve değerlendirmelerin anonim bilgiler olduğunu bildirmişlerdir. Rapora itiraz edilmesi üzerine hem itirazların değerlendirilmesi, hem de benzerlik konusunun denetlenmesi için yeniden oluşturulan bilirkişi kurulu raporunda; "a- Davacının kitabında B. Spock'un eserinden yararlanıldığı, konuların büyük bölümünün aynı olduğu, ancak bazı bölümlerin davacının kendi emeği ürünü olduğu, b- Kitabın yazıldığı dönemlerde (1950-601arda) bu tip kitapların hazırlanmasında bilimsel aşırma yapmanın etik kurallara aykırılık oluşturmadığı" belirtilmiştir. (Her iki bilirkişi kurulu raporunda da; konuların karşılaştırması, hangi sayfada benzerlik ve alıntı olduğu, hangi cümle ve değerlendirmelerin aynı olduğu konularına girilmeden genel bir değerlendirme ile yetinilmiştir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece; bilirkişilerin bu raporları esas alınarak, yeniden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesince, "...raporlar bütünüyle incelendiğinde, yer yer Spock'un kitabının orijinalinden tercümeler yapılarak kaleme alındığı ve o bölümlerde kaynak gösterilmediği görülmektedir. Yukarıda belirtilen ve kaynak gösterme olarak belirtilen düşünce -Bitirirken- isimli bölümden de anlaşılacağı üzere bir kaynak gösterme olmayıp kitabın yazılmasında izlenen yönteme ilişkin bir belirlemedir. Bir eserin yazılmasında elbette kaynaklardan yararlanma olabilir. Böyle bir yöntem izlenirken, alınan düşünce ve örneğin kime ve hangi eserine ait bulunduğuna yollama yapılması, yerleşmiş ve zorunlu bir yazım kuralıdır. Aksi halde başkasına ait düşünce ve üretimleri kendinize aitmiş gibi bir sonuç çıkarılmış olur ki, bilim ve yazım kuralları bunu hoşgörü ile karşılamaz. Hatta düşüncesinden yararlanılan esere yollama yapmakla (basım tarihi, yeri ve sayfa numarası gösterilmekle) okuyucunun gerektiğinde o eserden daha geniş biçimde yararlanma olanağı da sağlanmış olur. Bu yöntem, bilim çevrelerince tartışılmaz ve yerleşmiş bir kuraldır. Özellikle bilimsel bir eserin yazılmasında bu kurala uymak ve bunu izlemek hukukun vazgeçemeyeceği bir sonuçtur. Bu haliyle yöntemine uygun olarak davacı (karşı davalı)nın kaynak gösterdiğinden söz edilemez. Kaldı ki kitabın sonraki basımında B. Spock'un ismine de yer verilmemiştir. Bu değerlendirmeler göz önünde tutulduğunda davalının davacıya yönelik olarak kitaptan aşırma yapıldığı biçimindeki sözlerinin yukarıda açıklandığı üzere görünüm itibariyle hukuka aykırılık oluşturmadığı anlaşılmaktadır. O halde davalının sözlerinin hukuka aykırılığından söz edilemeyeceğine göre, davanın reddedilmesi gerekirken yazılı biçimde kısmen kabulü usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerektiği", belirtilerek kararın bozulması üzerine mahkemece önceki kararda direnilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dosyada bulunan delil ve belgeler şunlardır, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Benjamin Spock'a ait "Baby and Child Çare" isimli 1946 basım tarihli İngilizce kitap ve davacı İ.D.'ye ait ilk baskısı 1952 tarihli olan, 1968 tarihli, 1990 tarihli ve 1998 tarihli (14. baskı) "Annenin Kitabı" isimli kitaplar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Uğur Mumcu'nun 29 Kasım 1981 tarihli "Dr. Spock ve Prof. Doğramacı" başlıklı yazısı (yazıda, İ.D.'nin, B. Spock'un kitabının 9, 28, 43, 197, 271, 272 ve 374. sahifelerinden aynen aldığı paragraflar, karşılaştırmalı olarak verilmiştir),&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Davacının U.G. ile yaptığı söyleşi yazısı (davacıya yöneltilen B. Spock'un kitabından aşırma yaptığınız iddia ediliyor sorusuna davacı, -B. Spock ile birlikte çalıştık, dostumdur, biçiminde yanıt vermiştir),&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Hepsi de Prof. Dr. olan bilim adamlarından oluşan "TUBA Etik Kurulu"nca hazırlanmış (9 kabul, 1 çekimser oy ile kabul edilmiş olan) 09 Ocak 1998 tarihli rapor (raporda sayfa sayfa gösterilmek suretiyle, davacı İ.D.'ye ait Annenin Kitabı isimli eserde, B. Spock'un eserinden aşırma yapıldığı, 1960 tarihli basımının 55, 56, 252, 261, 270, 276. sayfalarında, 1990 tarihli basımının 45, 252, 261, 271, 277, 279. sayfalarında aynen alınan paragraflar belirtilmiştir),&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Prof. Dr. J.P.'nin, noter tasdikli 15 Kasım 2001 tarihli raporu (raporda İ.D.'nin Annenin Kitabı'nda B. Spock'un eserinden büyük oranda aşırma yapmıştır tespitinde bulunmuştur),&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Mahkemece alınmış olan bilirkişiler raporlarında (her üç raporda da) davacıya ait kitap ile B. Spock'a ait kitap arasında konularına göre karşılaştırmalı bir inceleme yapılmamış olmasına karşın, davacı kitabının büyük oranda B. Spock'un kitabına benzediği ve alıntılar yapıldığı vurgulanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacının yazısının konusu, YÖK tarafından kurulması tasarlanan "Etik Komitesi"dir. "Aşırma" teriminin karşılığı olarak dilimize girmiş Türkçe bir sözcük olmadığı için çoğu kez "aşırma", "intihal" ve "bilimsel çalıntı" kelimeleri kullanılmaktadır. (Türk Dil Kurumu'nun; Türkçe Sözlük -c. 1, Ankara 1998- eserinde, "aşırma; intihal, bir sınırı, bir geçiti aştırma, aşırma", İngilizce-Türkçe Sözlük adlı eserinde, "aşırma; sirkat, çalmak, çalıntı" olarak açıklanmıştır.) FSEK'nın 35/son fıkrasında, "intihal, caiz olmayan aktarma" biçiminde tanımlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FSEK'nın 34/son fıkrasında "caiz olan alıntılarda eser ve eser sahibinin adı mutad şekilde zikredilmek icap eder" denmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava konusu edilen yazıda davalı, "bilimsel çalıntı" konusunu açıklarken "aşırma" ve "bilim hırsızlığı" sözcüklerini kullanmıştır. Bu sözcükleri kullanmadan konuyu açıklaması olanağı olmadığı açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacıya ait kitabın, sadece 1952 tarihli 1. baskının sonuna eklenen "Bitirirken" başlıklı yazıda, kitabın yazılmasında izlenen yönteme ilişkin olarak, B. Spock'un adına yer verilmiş olup, sonraki baskılarda bu açıklama yapılmamış ve B. Spock adına yer verilmemiştir. Bir kitap yazılırken, hangi eserlerden yararlanıldığı, yazarın adı-soyadı, eserin adı, basıldığı yer ve tarihi, kaçıncı baskı olduğu ile sahife numarasının gösterilmesi bilimsel ve etik kuralların gereğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişilik haklarına saldırının koşul ve kapsamı, MY'nin 24. maddesinde belirtilmiştir. Borçlar Yasası'nın 49. maddesinde ise saldırının varlığı halinde yaptırımı düzenleme altına alınmıştır. Her iki maddenin temel öğesi hukuka aykırılıktır. Eylemin hukuka aykırılığının varlığı için öze ve biçime ilişkin koşulların irdelenmesi gerekmektedir. Öze ilişkin koşullar; gerçeklik, güncellik ve kamu yararıdır. Kamu yararı öğesi, toplumsal ilgi olarak da tanımlanabilir. Biçime ilişkin koşul ise, anlatımda ve konunun sergilenişindeki ölçülülüktür. Üniversitelerdeki intihal (bilimsel aşırma) konusu, toplumun gelişmişlik düzeyini gösteren güncel ve kamuyu ilgilendiren bir konu olduğu ve kitaplarla ilgili yukarıdaki belirlemelere göre; konumuzda gerçeklik, güncellik ve kamu yararı koşulları gerçekleşmiştir. Biçime ilişkin olarak ise dava konusu yazıda davacıya yönelik olarak kullanılmış olan, "Sayın İ.D., başkalarının eserlerini kendinin gibi göstermek artık bıktırıcı düzeylere geldi. Uğur Mumcu'dan bu yana dünya alem biliyor ki siz bugüne kadar yapılmış aşırmaların belki de en büyüğünü ve fütursuzca yaptınız. Mumcu'nun ortaya koyduklarından sonra Spock aşırmanızı 13. baskıya kadar getirdiniz... Cümle alemden özür dilemezseniz biz bu gençlere aşırmanın çok kötü bir şey olduğunu bir türlü anlatamayız" sözleri ile bu konunun 1981 yılından beri yazılıp ileri sürülegeldiği halde, davacının bu konuda sessiz kalarak kamuoyuna inandırıcı bir açıklama yapmamış olması dile getirilerek eleştirilerde bulunulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldı ki, kişilik hakkını düzenleyen MY'nin 24. maddesini, Anayasa'nın özgürlüklere ilişkin genel hükümleriyle birlikte değerlendirdiğimizde; "kamu görevlilerinin ya da sade bir vatandaşın, özel ve gizli alanına girmeyen kamusal ya da kamuya açık alanındaki bir eyleminin, kamu yararı gözetilerek eleştirilmesi ve kamuya duyurulması hukuka aykırılık oluşturmaz." Kişilerin özel ve gizli (mahrem) alanına girmeyen, kamuya açık alandaki davranışları haber ve eleştiri konusu yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı; Hacettepe ve Bilkent Üniversiteleri'ni kuran, YÖK'ün; kurucularından olup, uzun yıllar başkanlığını yapan, "üniversite ve bilim" yaşamında büyük üne kavuşmuş, Türk kamuoyuna mal olmuş bir yönetici ve bilim adamıdır.'Davacının birçok doktor ve bilim adamı yetiştirdiği doğrudur. Daha birçok meziyet ve özellikleri de sayılabilir. Söz konusu olan kitabının gelirlerini hayır işlerine verdiği de doğru olabilir. Ancak, tüm bu özellikleri davacının eleştirilmesine engel oluşturmaz. Çünkü, eleştiri doğruyu bulmanın yoludur. "Eleştiri güzel bir şey değildir, ama gereklidir. Ağrı da aynı işi görür, vücutta bir aksaklık olduğunu haber verir" (VVilliam Churchill)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı, dava konusu yazıda, üniversitelerde hazırlanan tez ve kitaplarda, yapılan intihal (bilimsel aşırma) ile ilgili görüş, düşünce ve kanaatlerini açıklamış, eleştirilerde bulunmuştur. Tarafların iddia ve savunmaları ile, yukarıda açıklanan delil ve olgular birlikte değerlendirildiğinde; davalının davacıya yönelik olarak kullandığı sözlerin görünüm olarak hukuka aykırılık oluşturmadığı da açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenlerle yerel mahkemenin direnme kararı usul, yasa ve uygulamalara aykırı olduğu için bozulması görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun onama kararına katılamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-7760344889977553880?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/7760344889977553880/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-20064-230-en.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/7760344889977553880'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/7760344889977553880'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-20064-230-en.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2006/4-230 E.N , 2006/2888 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-7074893998815577307</id><published>2009-06-14T11:11:00.001+03:00</published><updated>2009-06-14T11:13:52.443+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='görev'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müddeabihin değeri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HUMK'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2006/14-91 E.N , 2006/115 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o GÖREV&lt;br /&gt;o SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;TARAFLAR MÜDDEABİHİN DEĞERİNDE UZLAŞSALAR BİLE MAHKEMENİN RE'SEN MÜDDEABİHİN DEĞERİNİ TAKDİR ETMESİ VE GÖREVLİ OLUP OLMADIĞINI, BELİRLEDİĞİ DEĞERE GÖRE KARARA BAĞLAMASI GEREKİR. ZİRA, GÖREV KURALI KAMU DÜZENİNE İLİŞKİNDİR VE BU NEDENLE HAKİM TARAFINDAN DAVANIN HER AŞAMASINDA KENDİLİĞİNDEN DİKKATE ALINIR, TARAFLAR GÖREV KONUSUNDA ANLAŞMA YAPAMAZLAR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SOMUT OLAYDA TARAFLAR SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ YAPMIŞTIR. BU SÖZLEŞMEYE DAYANILARAK ELDE EDİLMESİ İSTENEN HAK, TAPU İPTALİ VE TESCİLDİR. BU NEDENLE, HAKİM YAPACAĞI KEŞİFTE DİNLEYECEĞİ BİLİRKİŞİLERE TAŞINMAZIN DEĞERİNİ TESPİT ETTİRECEKTİR. TESPİT EDİLEN BU DEĞERE GÖRE HEM MAHKEMENİN GÖREVİ TAYİN EDİLECEK, HEM DE NOKSAN HARÇ İKMAL ETTİRİLECEKTİR. BU DURUMDA SÖZLEŞMEYE MÜDAHALEDEN SÖZ EDİLMEYECEKTİR. BÖYLECE KAMU DÜZENİNDEN OLAN BU HUSUS, TARAFLARIN İNSİYATİFİNE BIRAKILMADAN HAKİM TARAFINDAN RE 'SEN YERİNE GETİRİLMİŞ OLACAKTIR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki "Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Karataş Sulh Hukuk Mahkemesi)'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 18.10.2004 gün ve 2004/367 E. 2004/422 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Ondördüncü Hukuk Dairesinin 12.04.2005 gün ve 2004/9816 E. 2005/3184 K. sayılı ilamı ile, (...Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açılan davada dayanılan sözleşmenin konusu olan Karataş ilçesi Meletmez köyünde bulunan 41 adet taşınmaz ile Dolaplı köyünde bulunan 1 adet taşınmaz olmak üzere toplam 42 adet taşınmazdaki davalıya ait payın iptali ile davacı adına tescili istenmiştir. Satış vaadi sözleşmesi 30.10.2001 tarihinde yapılmış, dava ise 03.09.2004 tarihinde açılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözleşmeye konu olan 42 adet taşınmazda davalıya ait payın davanın açılarak mülkiyetin aktarılması istendiği 03.09.2004 tarihinde 4.300.000.000 TL değerinde olduğunu kabul etmek hayatın olağan akışına uygun düşmez. Kaldı ki, sözleşmenin tarafı olan kişiler, kamu düzenine ilişkin olan, mahkemenin görevini belirler şekilde sözleşme yapamazlar. Taşınmazların dava tarihindeki değeri belirlenmeksizin salt sözleşmede yazılı bedele bakılarak harç kaybına da neden olacak şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temyiz Eden: Davacı vekili&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür davalara uygulamada ferağa icbar davaları da denilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynağını Borçlar Kanunu'nun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu'nun 213. maddesi ile Medeni Kanun'un 706 ve Noterlik Kanunu'nun 89. maddeleri hükümleri uyarınca noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken sözleşmedir. Bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan ve iki tarafa borç yükleyen, kişisel hak meydana getiren sözleşmelerdendir.&lt;br /&gt;Vaad alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet geçirim borcu yüklenen satıcıdan, edimini yerine getirmediğinde dava tarihinde yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 716. maddesi (743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 642. m.) uyarınca açılacak tapu iptali ve tescil davası ile edimin hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davalarının kabulü için öncelikle aranacak unsurlardan birisi, sözleşmenin ifa olanağının bulunup bulunmadığının araştırılmasıdır. Ancak, Yüksek Özel Daire görev yönünü öncelikle incelediğinden, diğer yönler inceleme konusu yapılamamıştır. Bu nedenle sözleşmenin geçerlilik şartları irdelenmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği üzere; mahkemelerin görevi kanunla belirlenir (Anayasa 142. m.; HUMK m. 1/1). HUMK m. 1/2; "Görev dava olunan şeyin değerine göre belirtilmiş ise, görevli mahkemenin tespitinde, davanın açıldığı gündeki değer esas tutulmak üzere aşağıdaki maddeler hükümleri uygulanır. Faiz, icra tazminatı ve giderler görevin tespitinde hesaba katılmaz" hükmünü amirdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUMK'nın 1/2. maddesi; kaideyi koymuş ve' görevin belirlenmesinde davanın açıldığı gündeki değerin esas alınması gerektiğini vurgulamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUMK'nın 1. maddesi 26.02.1985 gün ve 3156 sayılı Kanun ile değiştirilerek, yukarıda açıklanan şeklini almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUMK'ya göre; müddeabihi paradan başka bir şey olan davalarda iki taraf müddeabihin değerinde uzlaşmazlarsa, müddeabihin davanın açıldığı gündeki değeri mahkemece tayin ve takdir olunur, (m. 2/2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktrinde bir kısım yazarlar bu hükümden hareketle iki tarafın müddeabihin değerinde uzlaşmaları halinde mahkemenin görevinin bu uziaşılan değere göre belirleneceği mahkemenin bu değere bağlı olduğu, re'sen kıymet takdirine başvuramayacağı, mahkemenin müddeabihin değerinin tarafların uzlaştıkları değerden farklı olduğunu tespit etse bile buna dayanarak görevsizlik kararı veremeyeceği düşüncesindedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUMK'nın 2. maddesi, Nöşatel Usul Kanunu'nun ikinci maddesinden alınmıştır. 1. ve 3. fıkralar Nöşatel Kanunu'ndaki ile aynıdır. Nöşatel Usul' Kanunu'nun 2. maddesinin 2. fıkrası ise şöyledir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Müddeabih paradan başka bir şey veya hak ise davanın açıldığı mahkeme, sözlü ve basit duruşmadan (duruşmaya tarafları dinlendikten) sonra müddeabihin değerini takdir eder."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi; Nöşatel Usul Kanunu'nda bizdeki "iki taraf kıymetinde uzlaşmazlarsa" deyimi yoktur. Nöşatel Usul Kanunu'na göre; görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, taraflar anlaşma ile bunları değiştiremezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan da anlaşıldığı gibi, kanunu tercüme edenler, Nöşatel Ka-nunu'ndaki "apres debat" deyimini, HUMK'nın m. 2/II'ye "iki taraf kıymetinde uzlaşmazlarsa" şeklinde tercüme etmişler ve fıkra bu şekilde kanunlaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle, m. 2/II hükmünün, Nöşatel Kanunu'ndaki gibi anlaşılması gerekir (Prof. Dr. Baki Kuru, HMUK, 6. baskı, 2001, c. 3, s. 168 vd.). Çünkü, "Kanunlarımızı yorumlarken kendi metinlerimizi göz önünde tutmakla beraber yorumlarda... bunların asıllarına da bakmaktan vazgeçemeyiz." (28.11.1945 gün ve 1945/13 Esas, 15 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı; 20.09.1950 gün ve 1950/4 Esas, 10 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıklamaya göre iki taraf müddeabihin kıymetinde uzlaşsalar bile mahkemenin re'sen müddeabihin değerini takdir etmesi ve görevli olup olmadığını kendi takdir ettiği değere göre karara bağlaması gerekir. Çünkü, görev kuralı kamu düzenine ilişkindir ve bu nedenle hakim tarafından davanın her aşamasında kendiliğinden nazara alınır. Taraflar görev konusunda anlaşma yapamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayımızda; satış vaadi sözleşmesi yapılmıştır. İsminden de anlaşılacağı gibi ortada bir sözleşme vardır ve iki taraflı sözleşmedir. İki tarafa da hak ve vecibeler yüklenmektedir. Bu sözleşmede taraflar taşınmazın değerini de belirlemişlerdir. Sözleşmeye müdahale edilmemesi genel kuraldır. Zaten yıllarca tarafların tespit ettikleri bu değere mahkemelerce müdahalede bulunulmamıştır. Mahkemelerin görevleri tespit edilen bu değere göre belirlenmiştir. Yargıtay Özel Daireleri ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da içtihatlarını bu yolda geliştirmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak; satış vaadi sözleşmesine dayanılarak elde edilmesi istenilen hak tapu iptali ve tescildir. Sözleşmenin asli unsurunu tapu iptali ve tescil oluşturmaktadır. Sözleşme ile elde edilmek istenilen nihai talep iptal ve tescildir. Tatbikatta görüldüğü gibi, bu talep, bazen çok uzun yıllarca yapılmamaktadır. Taşınmaz vaad olunana teslim edilmişse zamanaşımı da işleyemeyeceğinden, taraflar tescil talebinde bulunmamaktadır. Çok zaman 20-30 yıl sonra talepte bulunabilmektedirler. Bazen de sözleşmede (somut olayda olduğu gibi) onlarca taşınmazın (41 taşınmaz) satışı vaad edilmektedir. 20-30 yıl önce veya onlarca taşınmazın satışının vaad edildiği sözleşmelerde gösterilen değerler yeni açılan davalarda çok cüzi kalmaktadır. Uzun yıllar süren yüksek enflasyon ve tarafların satış bedelini sözleşmede bilerek düşük göstermeleri ihtimali nazara alındığında taşınmazın değerinin dava tarihine göre belirlenmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakim yapacağı keşifte dinleyeceği bilirkişilere taşınmazın değerini tespit ettirecektir. Tespit edilen bu değere göre hem mahkemenin görevi tayin edilecek, hem de noksan harç ikmal ettirilecektir. Bu durumda sözleşmeye müdahaleden de söz edilemeyecektir. Kamu düzeninden olan bu husus tarafların insiyatifine bırakılmadan, hakim tarafından re'sen yerine getirilmiş olacaktır. Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi de, müdahalenin meni, tescil ve tapu iptali gibi taşınmazın aynını ilgilendiren davalarda, taşınmazın değerinin esas alınacağını öngörerek görüşümüzü teyit etmektedir. Harç kaybı da böylece önlenmiş olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer hukuki durumlardan olan, şufa ve tenkis davalarında, yıllar önce ilgili Özel Daireler içtihatlarını değiştirerek taşınmazların değerlerinin yeniden belirlenmesini içtihat etmişler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bu değişime haklı olarak onay vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut olayda da; Özel Daire ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yukarıda açıklanan nedenlerle; eski kararlarından dönerek, yeni oluşuma göre kararını değiştirme gereğini duymuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdan beri izah edilen nedenlerle ve Özel Daire'nin bozma gerekçesinde açıkladığı hususlar da nazara alınarak bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 29.03.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-7074893998815577307?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/7074893998815577307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-200614-91-en-2006115.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/7074893998815577307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/7074893998815577307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-200614-91-en-2006115.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2006/14-91 E.N , 2006/115 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-5181281468312643284</id><published>2009-06-04T08:27:00.003+03:00</published><updated>2009-06-04T08:36:25.980+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal sigortalar kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='itibari hizmet süresi'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2008/10-44 E.N. , 2008/49 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;İŞ HUKUKU&lt;br /&gt;İTİBARİ HİZMET SÜRESİ&lt;br /&gt;ARAÇ ŞOFÖRÜNÜN İTİBARİ HİZMET SÜRESİNDEN YARARLANAMAYACAĞI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Gübre fabrikasında itfaiye araç şoförü olarak çalışan davacı itibari hizmetten yararalanamaz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki "İtibari Hizmet Süresinin Tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Samsun 2. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 25.05.2006 gün ve 532-366 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 14.11.2006 gün ve 13467-14653 sayılı ilamı ile (&lt;span style="font-style:italic;"&gt;...Sigortalılık süresini arttırıcı itibari hizmet süresi; fiziksel, ruhsal ve fizyolojik bakımlardan insan sağlığını ve çalışma gücünü olumsuz yönde etkileyerek yaşam süresini kısaltan ağır ve yıpratıcı koşullar altında çeşitli tehlikelere açık olarak çalışanlar için getirilmiş sosyal amaçlı bir uygulama olup, konu İle ilgili 2098 ve 3395 sayılı Kanunlardaki amaç, bu işlerde çalışanlara, anılan etkenler yönünden farklı ortamlarda çalışanlara göre özel bir koruma sağlamaktır. &lt;br /&gt;506 sayılı Yasanın 3395 sayılı Yasayla değişik Ek 5. maddesi hükmüne göre, anılan itibari hizmet süresinden yararlanabilmek için, Yasada öngörülen iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gereklidir. Bunlardan birinci koşul, eldeki dava yönünden, sigortalının Azotlu Gübre Sanayinde çalışmış olması; ikinci koşul ise, yine aynı maddenin alt bendlerinde yazılı fiziksel &lt;br /&gt;dış etkenlerden birinin olayda ayrıca gerçekleşmiş bulunmasıdır. &lt;br /&gt;Keşif sırasındaki beyanlardan, özelleştirme nedeniyle devredilen fabrikada üretime yönelik herhangi bir çalışma olmadığı, genel bakım ve onarım işlerinin yapılmakta olduğu belirlenmiş olup; 10.10.1997 tarihine dek idari hizmetlerde, anılan tarih sonrasında ise itfaiye şeşiği emrinde şoför olarak çalışan davacının hangi zararlı dış etkenlerden ne şekilde etkilendiği için Yasadan yararlandırılması gerektiği konusunda tanık anlatımları dışında, herhangi bir veri elde edilememiştir. Yargılama sürecinde toplanan kanıtlarla, özlük dosyasındaki bilgilerin değerlendirilmesi sonucunda; üretim bölümlerinden ayrı ve yasanın aradığı etkenlere maruz olumsuz koşullarda bir çalışması bulunmadığı anlaşılan davacının İstemi yönünden davanın reddi yerine, soyut ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak kabulü yönünde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. &lt;br /&gt;O hâlde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...&lt;/span&gt;) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; TEMYİZ EDEN: Davalılar vekilleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; HUKUK GENEL KURULU KARARI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;506 Sayılı Kanunun Ek 5. maddesinde düzenlenen itibari hizmet; maddede belirtilen işyerleri ve işlerde çalışan sigortalıların, bu işlerde en az 3600 gün çalışmaları koşuluyla prim Ödeme gün sayılarının 1/4'ünün sigortalılık sürelerine eklenmesine olanak tanıyan bir uygulamadır. &lt;br /&gt;Anılan madde ile ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerde çalışan kişilere itibari hizmet süresinden yararlanma olanağı tanınmasının amacı, bu işlerin fiziksel, ruhsal ve fizyolojik olarak insan sağlığını olumsuz yönde etkileyen şartlar altında yapılıyor olmasıdır. &lt;br /&gt;İtibari hizmet süresinden yararlanacak olanlar belirlenirken, maddenin tanımından yola çıkılarak, işyerinin ve yapılan işin niteliğinin dikkate alınması, maddede tanımlanan; ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin fiilen yapılması aranacaktır. &lt;br /&gt;Bir diğer ifadeyle, 506 sayılı Kanunun Ek 5. maddesinin IV numaralı bendi uyarınca itibari hizmet süresinden yararlanabilmesi için sigortalının; (Azotlu gübre ve şeker sanayinde) fabrika, atölye, havuz ve depolarda ve trafo binası işyerlerinde çalışması ve ayrıca sigortalının bu işyerlerinde, "Hizmetin Geçtiği Yer"başlıklı bölümünde belirtilen "Çelik, demir ve tunç döküm işlerinde", "zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve patlayıcı gaz, &lt;br /&gt;asit, boya işleri ile gaz maskesiyle çalışmayı gerektiren işlerde", "Patlayıcı &lt;br /&gt;maddeler yapılması işlerinde" ve "Kaynak işlerinde" çalışması gerekmektedir. &lt;br /&gt;Kanunun uygulamasında itibari hizmet süresinden yararlanılabilmesi için sigortalının maddede yer verilen her iki koşulu da birlikte gerçekleştirmesi zorunludur. &lt;br /&gt;Anayasa Mahkemesi’nin (27.03.2007 günlü Resmi Gazetede yayımlanan) 04.10.2006 gün ve 2002/157 Esas ve 2006/97 Karar sayılı kararı ile madde metninde yer alan "Azotlu gübre ve şeker sanayinde" ibaresi Anayasa'ya aykırı bulunarak iptaline karar verilmiş ise de, hizmetin geçtiği yer tanımında hiçbir değişiklik söz konusu değildir. &lt;br /&gt;Ek 5. maddede işyerlerinin niteliği ile itibari hizmet kapsamındaki işler birlikte tanımlanmış olup, itibari hizmet kapsamında değerlendirilmesi gereken İşin, bizzat sigortalı tarafından üretim süreci içerisinde yapılması gereklidir. Denetim, kontrol ve idareciliğin gerektirdiği gözlem ve benzeri amaçlarla bu çalışma bölgelerinde geçici süreli bulunmalar itibari hizmet kapsamında değerlendirilmeyecektir. &lt;br /&gt;Davacının, davaya konu sürede, davalı gübre fabrikasında itfaiye araç şoförü olarak çalıştığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. &lt;br /&gt;Madde kapsamında "hizmetin geçtiği yer" tanımlamasında, "itfaiye" hizmeti tanımına yer verilmediğinin açık bulunması ve zaman zaman açık havada bahçedeki çiçekleri sulaması karşısında, davacının çevresel zararlı etkilere maruz kaldığının kabulü ile maddede belirtilen itibari hizmet süresinden yaralandırılmaz. &lt;br /&gt;Yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular dikkate alındığında, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme &lt;br /&gt;karan bozulmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SONUÇ: Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının davalı Toros Tarım San. AŞ’ye geri verilmesine 30.01.2008 &lt;br /&gt;gününde oybirliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-5181281468312643284?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/5181281468312643284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-200810-44-en-200849.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/5181281468312643284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/5181281468312643284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-200810-44-en-200849.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2008/10-44 E.N. , 2008/49 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-299363585046777427</id><published>2009-06-02T09:01:00.002+03:00</published><updated>2009-06-02T09:04:45.386+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='feshi ihbar süresi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hasılat kirası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Borçlar Kanunu'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2008/13-21 E.N. , 2008/37 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;KİRA HUKUKU&lt;br /&gt;HÂSILAT KİRASINDA FESİH İHBARI SÜRESİ &lt;br /&gt;HASILAT KİRASINDAKİ FESHİ İHBAR SÜRESİNİN KAÇIRKILMASI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hâsılat kirasında fesih bildiriminin yasanın öngördüğü altı ay geçirildikten sonra yapılmış olması halinde, bildirimin geçersiz olduğu ve sözleşmenin bir yıl daha uzadığı sonucuna varılmalıdır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;     Taraflar arasındaki "kiracılığın tespiti, muarazanın meni" davasından &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy Asliye 6.Hukuk Mahkemesin&lt;br /&gt;ce davanın kabulüne dair verilen 5.10.2004 gün ve 2004/174-315 sayılı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.Hukuk Dairesinin 15.5.2006 gün ve 2006/5168-7924 sayılı ilamı ile; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;("...Davacı, davalıya ait nikah salonu foto-video çekim dükkanını, 28.5.1998 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tarihinde kiraladığını, 6570 sayılı yasa gereği tahliye koşullan oluşmadığı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;halde, davalının 27.4.2004 tarihli ihtarla 28.5 2004 tarihinde sözleşmeyi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yenilemeyeceğini bildirdiğini, tek taraflı fesih hakkının bulunmadığını ileri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sürerek, kiracılığının tespiti ile muarazanın men'ine karar verilmesini istemiştir. Davalı, davacıya foto-video çekim işinin ihale edildiğini, herhangi bir &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yer tahsisinin yapılmadığını, bu nedenle 6570 sayılı yasa hükümlerinin de &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uygulanmayacağını savunarak, davanın reddini dilemiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Mahkemece, davacının kiracı olduğunun tespiti ile muarazanın önlenmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davalı tarafından, Belediye evlendirme &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dairesinde gerek nikâhtan önce gerekse nikâhtan sonra ilgililerin isteği halinde fotoğraf-video çekme işinin Belediye Encümeninin 26.3.1998 tarihli &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kararı   ile   2886   sayılı   yasanın   45,   maddesine   göre   ihaleye   çıkarıldığı   ve &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28.5.1998 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli sözleşme İle foto-video çekim işi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;için kullanılmak üzere, davacıya ihale edildiği anlaşılmaktadır. Açıklanan &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu şekli ile taraflar arasındaki sözleşmenin hâsılat kirasına ilişkin olduğu &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kabul edilmelidir. Sözleşmenin başlangıcı 28.5.1998 tarihi olup 1 yıl sürelidir. Davalı kiralayan, davacıya hitaben 27.4.2004 tarihli yazısında, sözleşme süresi bitimi olan 28.5.2004 tarihinden sonra sözleşmenin yenilenemeyeceğini açıkça belirtmiştir. B.K.’nın 287-285. maddeleri gereğince, belli süreli hâsılat kiralarında süre bitiminde sözleşmede aksine hüküm bu&lt;br /&gt;lunmadığı takdirde, sözleşme yenilenmemiş ise feshi ihbara gerek olmaksızın sona erer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Hâsılat kirasının zımnen yenilenmesi için sürenin sonunda kiralayanın &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;muvafakatiyle kullanılmasına devam olunan yahut sözleşmede feshi ihbar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;için süre kabul edilmişse her iki tarafın bu hakkı kullanmaması gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklanan yasa hükmü de gözetildiğinde, süre bitimi olan 28.5.2004 tarihinden sonra akdin yenilendiğinin kabulüne olanak yoktur. Mahkemece, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle kira sözleşmesinin 6570 Sayılı Yasa hükümlerine tabi olduğu ve bu yasada öngörülen   tahliye   koşulları   oluşmadığından   kiracılığın   tespitine   karar   verilmesi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;usul   ve   yasaya   aykırı   olup   bozma   nedenidir...")  gerekçesiyle   bozularak &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mah- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kemece önceki kararda direnilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     TEMYİZ EDEN: Davalı vekili &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                       HUKUK GENEL KURULU KARARI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Hukuk   Genel   Kurulunca   incelenerek   direnme   kararının   süresinde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra ge- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;reği görüşüldü: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Dava, kiracılığın tespiti ve davalı kiralayan tarafından yaratıldığı ileri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sürülen muarazanın meni istemine ilişkindir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Davanın kabulüne dair Yerel Mahkeme karan, Özel Dairece metni yu- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karıda bulunan ilamla bozulmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Yerel Mahkeme (Taraflar arasında, Bahçelievler Belediyesi Yayla Kül- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tür Merkezi foto-video çekim işiyle ilgili olarak 28.05.1998 başlangıç tarih- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;li, bir yıl süreli kira sözleşmesi düzenlendiği çekişmesizdir. Yer davacıya &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teslim edilmiş, davacı sözleşme koşullarına uygun olarak yeri kullana gel- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;miştir. Ancak, sözleşme bir yıl sonra, yani 28.05.1999 günü sona ermemiş, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her yıl uzatılmış; başlangıçta aylık 500.000.000 TL. olan aylık kira bedeli &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;de,   davalının   resmi   yazılarıyla   1.5.1999,   1.4.2000,1.5.2002   tarihlerinde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artırılmış; bu resmi yazılar gereği olarak kira paraları ödenmiştir. Bozma &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilamında da belirtildiği gibi, taraflar arasındaki sözleşme hâsılat kirası ni- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teliğindedir ve 28.05.1998 başlangıç tarihli olup, bir yıl sürelidir. Buna gö- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;re,   taraflar   arasındaki    hâsılat   kirasına    ilişkin  sözleşmenin     süresi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28.05.1999 günü sona ermektedir. Ne var ki, taraflar anılan tarihte sözleş- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;meyi sona erdirmeyip, çekişmenin çıktığı 2004 yılına kadar kiracı-kirala- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yan ilişkisini sürdürmüşlerdir. Muayyen bir müddet için akdolunup da bu &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;müddetin hitamında kiralayanın malumatıyla ve muhalefeti olmaksızın ki- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ralananın kullanılmasına devam olunduğu yahut mukavelede fesih hak- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kında gösterilen ihbarı iki taraftan hiç birisi yapmadığı takdirde, hilafına &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mukavele yok ise, bir senelik bir müddetin hitamından altı ay evvel ihbar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;suretiyle fesh olununcaya kadar, seneden seneye akdin tecdit edilmiş sa- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yılacağı, B.K.’nın 287. maddesi hükmü gereğidir. O halde, taraflar arasın- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daki sözleşmenin anılan madde uyarınca 28.5.1999'dan itibaren yıldan yı- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;la yenilenerek devam ettiğinin kabulü gerekir. Kiralayanın, 27.4.2004 gün- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lü ihtarnamesine kadar, taraflar arasında herhangi bir çekişme çıkmamış- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tır. İhtarname tarihi dikkate alındığında, sözleşme 28.5.2004 günü sona &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ermektedir. Bu tarih itibariyle sözleşmenin fesh edilebilmesi için, BK.nun &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;287. maddesi uyarınca altı ay önceden, yani, 28.11.2003 gününe kadar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ihbarın yapılması gerekir. Oysa kiralayan fesih bildirimini yasada belirti- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;len altı ay değil, bir ay önceden yapmıştır. Bu durumda ihbarın yasal ol- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;madığı, sözleşmenin 28.5.2004 günü sona ermeyeceği, bir yıl daha uzamış &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sayılacağı kabul edilmelidir) gerekçesiyle önceki kararında direnmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Tarafların   karşılıklı   iddia   ve   savunmalarına,   dosyadaki   tutanak   ve &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellik- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;le   delillerin   değerlendirilmesinde   bir   isabetsizlik   bulunmamasına   göre, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararı- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nın   yukarıda   açıklanan   nedenlerle  ONANMASINA, gerekli   temyiz   İlam &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadı- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ğına, 30.01.2008 gününde oybirliğiyle ile karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-299363585046777427?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/299363585046777427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-200813-21-en-200837.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/299363585046777427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/299363585046777427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-200813-21-en-200837.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2008/13-21 E.N. , 2008/37 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-3973273489405111578</id><published>2009-06-02T08:41:00.002+03:00</published><updated>2009-06-02T08:45:37.815+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haciz talebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='icra müdürünün takdir yetkisi'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2007/12-12 E. N. , 2007/3 K.N.</title><content type='html'>İCRA HUKUKU&lt;br /&gt;HACİZ TALEBİ &lt;br /&gt;İCRA MÜDÜRÜNÜN TAKDİR YETKİSİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Alacaklının haciz talebine karşı icra memurunun takdir yetkisi yoktur. İcra memuru haczi uygulamakla yükümlüdür. Haciz işlemi şikâyet konusu yapılırsa Mahkeme tarafından denetlenebilecektir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar   arasındaki   "Şikayet"  davasından   dolayı   yapılan   yargılama sonunda; Üsküdar 1. İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin reddine dair verilen 25.5.2005 gün ve 2004/623-2005/285 sayılı kararın incelenmesi şikayetçi vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 18.11.2005 gün ve 2005/18214 E. 2006/22644 K.sayılı ilamı ile, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-style:italic;"&gt;...İcra müdürü İİK'nun 85. maddesi gereğince alacaklının haciz talebini   yerine   getirmek   zorundadır.   Bu   konuda   HGK'nun   31.03.2004   gün   ve 2004/12-202 2004/196 sayılı kararında da belirtildiği gibi icra müdürünün takdir yetkisi bulunmamaktadır. İcra müdürünün uygulamak zorunda olduğu haciz İşlemi, gerektiğinde ilgilisi tarafından şikâyet konusu yapıldı&lt;br /&gt;ğında mahkemece irdelenecektir. Bu nedenle İçişleri Bakanlığı’nın alacaklı olduğu dosya üzerinden bakanlığın borçlu olduğu kişinin haciz talebi icra   müdürünün   yerine   getirmesi   gerekirken,   reddi   yerinde   olmadığından mahkemece   bu   konudaki   şikâyetin   kabulüne   karar   verilmesi   gerekirken yazılı gerekçeyle reddi isabetsizdir...&lt;/span&gt;) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     TEMYİZ EDEN: Şikâyetçi/Alacaklı vekili &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUKUK GENEL KURULU KARARI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk   Genel   Kurulunca   incelenerek   direnme   kararının   süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarafların   karşılıklı   iddia   ve   savunmalarına,   dosyadaki   tutanak   ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirin nedenlere göre, Hukuk Genel   Kurulu'nca   da   benimsenen   Özel   Daire   bozma   kararına   uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ: Şikâyetçi/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı   HUMK’un   429.   maddesi   gereğince  BOZULMASINA,  istek   halinde temyiz   peşin   harcının   geri   verilmesine,   17.1.2007   gününde   oybirliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-3973273489405111578?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/3973273489405111578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-200712-12-e-n-20073.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3973273489405111578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3973273489405111578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-200712-12-e-n-20073.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2007/12-12 E. N. , 2007/3 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-5718169763571039871</id><published>2009-06-02T08:38:00.002+03:00</published><updated>2009-06-02T08:41:20.445+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Medeni Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manevi tazminat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Borçlar Kanunu'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2006/4-550 E.N. , 2006/570 K. N.</title><content type='html'>4721 s. Yasa m. 24,25&lt;br /&gt;818 s. Yasa m. 41&lt;br /&gt;2709 s. Yasa m. 12&lt;br /&gt;İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;TAZMİNAT HUKUKU &lt;br /&gt;ATATÜRK DEVRİMLERİNİ ZEDELEYEN BEYANLAR KARŞISINDA AĞIR ELEŞTİRİ&lt;br /&gt;SOFTA, YOBAZ, BAĞNAZ SÖZCÜKLERİNİN ELEŞTİRİ SINIRI İÇİNDE KALMASI DURUMU &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Başbakanlık Müsteşarlığı görevini yürüten davacının Atatürk devrimlerinin değişmesine   yönelik,   laiklik   ilkesini   zedeleyerek   rejimin   İslami   rejime   dönüşmesi   yönündeki beyanlarının ağır bir şekilde eleştirilmesi kaçınılmazdır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki "Manevi Tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 13. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 21.09.2004 gün ve 2004/39-440 sayılı kararın incelenmesi Davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 10.11.2005 gün ve 2004/15361-2005/11911 sayılı ilamı ile;&lt;br /&gt;( ... Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldın nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, Cumhuriyet Gazetesi'nin 31.12.2003 tarihli sayısında yayınlanan "İki Bir Numara" başlıklı yayın nedeniyle manevi tazminat isteminde bulunmuş, davalılar davacının Cumhuriyet'in temel ilkelerine açıkça karşı olduğunu ve devletin dinsel temeller üzerine oturtulması gerektiğini ifade eden konuşmaları nedeniyle eleştirildiğini, kişilik haklarına yönelen saldın söz konusu olmadığından davanın reddini savunmuşlar, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.&lt;br /&gt;Dava konusu yayın incelendiğinde davacının dini görüşlerini siyasete yansıtması, Cumhuriyetin temel ilkelerine karşı olduğu ve devletin dinsel temeller üzerine oturtulması gerektiğini savunan açıklama ve yayınlarından söz edilmiş ve yorumlar yapılmıştır. Dosyada mevcut deliller incelendiğinde davacının makale haline getirilmiş "21. Yüzyıla Girerken Dünya ve Türkiye Gündeminde İslam " başlıklı ve Sivas'ta düzenlenen sempozyumda yaptığı konuşmada "...Başlangıçta kurulurken ortaya atılan Cumhuriyet ilkesinin zayıfladığı ve işlevini kaybettiğini görüyoruz. Halk için ve halk adına yönetim diye tarif edilen Cumhuriyet kavramının aslında artık bizim için çok/azla bir mana ifade etmediğini söylememiz de mümkündür.İnsanlar giderek daha çok demokrasiyi, daha çok katılımı ister hale gelmişlerdir" " .., son değişme ve gelişmeler karşısında insanlarda bağımsızlık duygusunu temayülünün artmasıdır veya devlet yönetimine yönelik olarak katılma taleplerinin çoğalmasıdır. Yine bunu aslında ilkeler açısından göz önüne aldığımız takdirde Türkiye'de Cumhuriyet ilkesinin yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerinen İslam'la bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. Böylece T.C.'nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin laiklik, Cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha adem-i merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum" şeklinde siyasi ve devlet yönetimine egemen olması gereken kurallar yönünden görüşlerini açıkladığı görülmektedir.&lt;br /&gt;Davacı 3 Kasım 2002 genel seçimlerinden sonra Başbakan tarafından devletin üst düzey bürokratlığı olan Başbakanlık Müsteşarlığı görevine getirilmiştir. Devletin çok önemli bir mevkiinde görev yapan kişi olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin laik, demokratik ve çağdaş yapısına tümü ile aykırı düşünceler taşıması, İslami kuralların devlet yapısında egemen olması gerektiğini net bir şekilde ifade etmesi konumu itibariyle onu eleştirilerin odağı haline getirmiştir. Yayında Cumhuriyetin ve laikliğin yerini Müslüman bir yapıya devretmesi gerektiğini savunan düşüncelerinden alıntılar yapılarak davacının siyasi ve devlet yönetimine ilişkin görüşlerini tartışmasız savunduğu ve dinsel temelli bir devlet yönetimi anlayışını telkin etmesi nedeni ile de dava dilekçesinde yer alan sofla, bağnaz, yobaz ve mürted sözcükleriyle nitelendirdiği görülmektedir.&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Başbakanlık Müsteşarlığı görevini yürüten davacının Atatürk ilke ve İnkılaplarının değişmesine yönelik, laiklik ilkesini zedeleyerek ve rejimin İslami rejime dönüşmesi yönündeki beyanları nedeniyle eleştirilmesi ve bu eleştirilerin ağır olması kaçınılmazdır. Davacı, dava konusu yayınını yapılmasına kusuru ile neden olmuştur. Yerel mahkemece yayının eleştiri niteliğinde olması nedeniyle hukuka aykırılık taşımadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yukarıda açıklanan şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir... ),&lt;br /&gt;Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.&lt;br /&gt;Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:&lt;br /&gt;KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre. Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.&lt;br /&gt;Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.&lt;br /&gt;SONUÇ : Davalılar ekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'un 429, maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 27.09.2006 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.&lt;br /&gt;KARŞI OY :&lt;br /&gt;Davacı Başbakanlık Müsteşarı Profesör Doktor Ö. D.. Üniversite Öğretim Üyesi sıfatıyla 19-21 Mayıs 1995 tarihinde gerçekleştirilen M...2l. Yüzyıla Girerken Dünya ve Türkiye Gündeminde İslam ..." konulu sempozyuma konuşmacı bir bilim adamı olarak katılıp düşünce ve görüşlerini ifade etmiş, bu görüşleri sonradan "Bilgi ve Hikmet" isimli derginin 1995 yılı 12, sayısında yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;Davacı, davalılar tarafından yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıldığını açıklayarak manevi tazminat talebinde bulunmuştur.&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 28, maddesine göre basın hürdür. Yine 5680 Sayılı Basın Kanununun 1, maddesi de basının özgürce yayın yapmasını güvence altına almıştır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemlerden farklılık taşır. Basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Basın hürriyetini düzenleyen 28, maddesinin 3, fıkrası. Basın hürriyetinin sınırlanmasında Anayasanın 26, maddesi hükümlerinin uygulanacağını belirtmiştir. Anayasanın 28, maddesinin atıf yaptığı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 26, maddesinin 2, fıkrası da M...başkalarının şöhret veya haklarının, özel yasalarda güvence altına alınan kişilik haklarına saldın da bulunmama mecburiyetindedir.&lt;br /&gt;Davacının 1995 yılında yaptığı konuşmasındaki düşünceleri davalı köşe yazan ve toplumun büyük bir kesimi tarafından benimsenmeyebilir. Ancak davacı bu konuşmasıyla Avrupa İnsan Haklarısözleşmesinin 9 ve 10; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 25 ve 26, maddelerine uygun bir biçimde düşüncelerini açıklamıştır. Gerek Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının anılan bu hükümlerine göre; herkes düşünce, vicdan, din ve kanaat hürriyetine sahiptir. Ayrıca kişiler düşünce ve kanaatlerini açıklama ve de ifade etme hürriyetine de sahiptirler. Türkiye Cumhuriyeti. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesini kabul etmiş ve 08.08.1949 tarihinden geçerli olmak üzere de Avrupa Konseyi Üyesi olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90, maddesine göre usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Bu nedenle düşünce ve ifade hürriyeti Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Mahkemesine başvurulamaz. Bu nedenle düşünce ve ifade hürriyeti Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Kanunlarla korunmaktadır. Davacının bu yasal düzenlemeler çerçevesinde yapılan bir Sempozyumda bilim adamı sıfatıyla düşüncelerini ifade etmiş olmasından dolayı kınanıp kamuoyu önünde küçük düşürülmesi doğru olmamıştır. Düşünce özgürlüğünün en önemli unsuru serbestçe açıklanabilmesidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi öteden beri.&lt;br /&gt;Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesinin 10, maddesinin sağladığı korumanın yalnızca sorunsuz olarak kabul edilebilecek düşünceler için değil, fakat aynı zamanda Devleti veya halkın bir bolümünü incitici veya rahatsız edici düşünceler içinde geçerli oldugunu vurgulamaktadır. Düşünce açıkça dışarıya ifade edilmedikçe anlamsızlaşır. Düsunceyı acıklama özgürlüğü, aynı zamanda başkalarının öğrenme ve bilgilenme haklarının kaynağıdır. Bu kaynak, bu haklardan en çok istifade etmesi gereken Basın tarafından hakaret ve küçük düşürme yoluyla tıkanmamalıdır. Serbest bir kamuoyu oluşturmak bütün tercihlerin özgürce tartışılmasını sağlamakla mümkündür.&lt;br /&gt;Davacı tarafından yapılan konuşmayı benimsememek davalılara yayın yoluyla hakaret hakkı vermez. Kişilik hakları ve kişiliğin korunmasının dayanağı Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 12 ve 17, maddelerine göre; herkes; kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı vardır. T.M.K.'nın 24 ve 25, maddeleriyle. B.K. 41, maddesi bu hakkı koruma altına almış, kişilik hakkı zedelenen kimselerin başvuracağı yasal yolları düzenlemiştir.&lt;br /&gt;Davalılardan Cumhuriyet Gazetesinin 31.12.2003 tarihli nüshasında davalı İlhan Selçuk'un "Pencere" isimli köşe yazısında davacıya "bağnaz", "yobaz", "softa" ve de "gözü kara mürteci denmesi davacının yaptığı konuşmayı eleştirme amacını aşmıştır. Kişilik haklarına yapılan saldırılardan doğan manevi zararın tazmini konusundaki ilkelerden olan konuyla ifade ( öz ile biçim ) arasında bağlılık yoktur. Davalılar anılan bu sözleri kullanmadan da davacıyı eleştirebilir, onun gerçek niyetlerini kamuoyuna duyurabilirler. Esasen davalı yazar köşe yazısında hakaret içeren sözler dışında amacına da ulaşmıştır. Yine tazminat hukuku ilkelerinden olan eleştiri hakkı, kamuoyunun olumlu yönde oluşması ve toplumun daha ileriye götürülmesi amacıyla kullanılmalıdır. Davaya konu yazıda eleştiri hakkı sınırları aşılarak davacı kamuoyunda küçük düşürülmüş, nezaket sınırları ve amaç aşılmış, haksız bir kötüleme sergilenerek davacının manevi varlığı zedelenmiştir.&lt;br /&gt;Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulamaz. Hele düşüncesini açıkladı diye kınanamaz, hakarete uğrayamaz. Kişinin manevi varlığı; onun duygu ve düşünce dünyası, haysiyeti, şerefi, ün ve saygınlığı kamu içindeki durumu olup mutlak suretle korunmalıdır. Davacının bu açıklamalar karşısında manen zarara uğratılmadığı söylenemez.&lt;br /&gt;Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemece davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesi ve eski hükümde direnilmesi doğrudur. Mahkeme kararı onanmalıdır. Hukuk Genel Kurulu çoğunluğunun Bozma yönündeki görüşlerine katılmıyorum.&lt;br /&gt;Üye Selamet İlday&lt;br /&gt;KARŞI OY :&lt;br /&gt;Davaya konu edilen yazı, davacının 1995 yılında Sivas'ta yapılan bir sempozyumda, "21. Yüzyıla Girerken Dünya ve Türkiye Gündeminde İslam" konulu tebliğindeki düşüncelerden dolayı kaleme alınmıştır. Tebliğin davaya konu edilen bölümü şu şekildedir; "...iktidara gelmek yolun sonu değildir. Yeni bir başlangıçtır, İktidara gelince yapılması gerekenler bitmiş gibi düşünülürse, İslam iktidara geliş aracı gibi kullanılmış, istismar edilmiş gibi olur. İktidara gelince, tüm dünya Müslüman olsa da, düşmanlara karşı üstünlük sağlansa da, müslümanın kavgası münkire, harama ve kötüye karşı devam eder..."&lt;br /&gt;Davalı, yazıdan bu alıntıyı yaptıktan sonra, davacıya yönelik olarak "böyle bir bağnaz, yobaz ve softa ne Suudi Arabistan'da ne de İran'da bulunur" değerlendirmesinde bulunmuş, devamında ise, böylesine "gözü kara mürteci" denileceğini belirtmiştir.&lt;br /&gt;Davacı tarafından sunulan tebliğin son bölümünde şu sözlere yer verilmekte; "...Netice itibariyle, ülkemizde İslam adına, buradaki halkın eski gücünü ve onurunu kazanabilmesi adına büyük bir enerji birikimi söz konusudur. Türkiye'nin değişimi ve dünyada yeni bir güç olarak ortaya çıkabilmesi, bu yönlendirecek olursa, Türkiye çok büyük umutlar vaat ediyor diyebiliriz. Aksi halde, kötü günler devam edecek demektir. Bu enerjiyi iktisadi alanda kısmen kullanabilen T. Ö. 'nün başarısı, varsa eğer, burada yatar. Bugünkü R. 'li belediyelerin başarısının arkasında yine bu enerjiyi gormek mümkündür. Başarıyı R.'li başkanların sadece kişiliklerine bağlamak doğru olmaz aynı zamanda halkla iç ice olan belediyelerin halkın gücünu ve destegini almıs olmalarında aramak gerekir. Ancak, iktıdara gelmek yolun sonu değildir. Yeni bir başlangıçtır. İktidara gelince yapılması gerekenler bitmiş gibi düşünülürse İslam iktidara geliş aracı gibi kullanılmış, istismar edilmiş gibi olur. İktidara gelince de, tüm dünya Müslüman olsa da, düşmanlara karşı üstünlük sağlansa da müslümanın kavgası münkere, harama ve kötüye karşı devam eder" denilmektedir.&lt;br /&gt;Davacı genel olarak, bir İslam ülkesi olan Türkiye'de büyük bir halk enerjisi olduğunu; bürokrasinin bu dinamizmin önünü tıkamayıp yönlendirecek olursa, Türkiye'nin büyük umutlar vaat ettiğini, bu enerjinin T. Ö, tarafından kısmen kullanıldığını ve bunun R. Partili belediye başkanlarına da yansıdığını, bu başkanların halkın gücünü ve desteğini de arkalarına aldıklarını belirttikten sonra, davaya konu edilen bölümü kaleme almıştır. Bu bölüm yazının bütünü ile birlikte değerlendirildiğinde özet olarak, İslam'a dayanmanın İslam'ın kötüye kullanılması sonucunu doğuracağı, ancak bunun dahi yeterli olmayıp tüm dünya müslüman olsa ve müslümanlar üstün de gelse yine kötülerle ve yanlışlarla savaşmak gerektiği ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;T.C. Anayasası'nın "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altındaki 25, maddesi aynen şu şekildedir; Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz."&lt;br /&gt;İç Hukukumuzun bir parçası haline gelen Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi ile diğer uluslar arası sözleşmelerde de benzer düzenlemeler mevcuttur. Örneğin; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre de, temel hak ve özgürlüklerden biri olan düşünceyi açıklama özgürlüğü, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesinin 10, maddesinin ikinci fıkrasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince yapılan yorumunda; "bu hürriyet, toplumda beğenilen, kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kıncı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bu da demokratik bir toplumun olmazsa olmaz unsurlarından olan çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün gereğidir" denilmektedir.&lt;br /&gt;Bu düzenlemeler nazara alındığında, davacının tebliğindeki sözleri sistemin eleştirisine dair bir düşünce açıklaması mahiyetindedir. Davacının değerlendirmeleri pek çok kişi tarafından uygun görülmeyebilir ise de sistemin eleştirilmesi doğal karşılanmalıdır. Davacının konuşmaları bu nedenle düşünce ve düşündüğünü açıklama hakkı çerçevesi içinde değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;Davalının gazetede yer alan dava konusu yazısı da bir düşünce açıklamasıdır. Davalının davacının tebliğinde geçen sözleri eleştirmesi, buna karşı başka düşüncelerin ileri sürülmesi de son derece doğaldır. Hatta karşı düşünce sert de olabilir. Karşı düşüncenin bu düşünceyi eleştirmesi de yine düşünce açıklaması sınırları içinde kalınmak suretiyle yapılmalıdır. Ancak davalı yazar davaya konu edilen yazıda, karşı düşünce açıklamasında davacı için "bağnaz", "yobaz", "softa" "gözü kara mürteci" nitelemelerinde bulunmuştur. Bu nedenle davalının yazısında eleştiri sınırlarının aşıldığı, davacıya hakaret edildiği, aşağılandığı görülmektedir. Bu bakımdan hukuka aykırılık gerçekleşmiştir.&lt;br /&gt;Yerel mahkeme de; "davacının kişilik haklarına saldırının gerçekleştiğini, davalının gazetede yer verilen açıklama ve suçlamalarının eleştiri sınırlarını aştığını, davacıyı halkın hakaret ve husumetine maruz kılacak mahiyette olduğunu, yazının davacının kişiliğine yönelik biçimde ve davacıyı toplum nezdinde küçük düşürme amacıyla kaleme alındığını" gerekçesinde belirterek bu nedenle basın özgürlüğü ve eleştiri hakkından söz edilemeyeceği sonucuna varmış ve 10 milyarlık manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 5 milyar TL manevi tazminata hükmetmiştir. Yerel mahkemenin kararı isabetli olup kararın bozulması Dairemizin uygulamaları ile çelişmektedir.&lt;br /&gt;Yukarıda belirtilen gerekçelerle kararın onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyorum.&lt;br /&gt;4. Hukuk Dairesi Üyesi&lt;br /&gt;Ali Sezgin&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-5718169763571039871?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/5718169763571039871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-20064-550-en-2006570.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/5718169763571039871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/5718169763571039871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-20064-550-en-2006570.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2006/4-550 E.N. , 2006/570 K. N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-2848275451915020835</id><published>2009-06-02T08:25:00.003+03:00</published><updated>2009-06-02T08:32:45.767+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='direnme kararından dönülmesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kira sözleşmesi'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2006/6-501 E.N. , 2006/508 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;KİRA HUKUKU&lt;br /&gt;İHTİYAÇ NEDENİYLE TAHLİYE&lt;br /&gt;KİRACILIK &lt;br /&gt;SIFATININ SAPTANMASI&lt;br /&gt;YAZILI SÖZLEŞME OLMADAN UZUN SÜRE KİRA ÖDEYEN KİŞİNİN DURUMU &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Uzun süredir bir yer için kira ödeyen kişinin o yerin kiracısı olduğu kabul edilmelidir. &lt;br /&gt;Yargıtay bozma ilamı üzerine direnme karan yerildikten sonra yerilen karardan dönülmesi mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;Taraflar   arasındaki   "Tahliye"  davasından   dolayı   yapılan   yargılama sonunda; Havsa Sulh Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 04.09.2002 gün ve 2002/179-300 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri   tarafından istenilmesi    üzerine,   Yargıtay   6.  Hukuk     Dairesinin 01.04,2003 gün ve 1943-2084 sayılı ilamı ile, &lt;br /&gt;(&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Dava İhtiyaç nedeniyle kiralananın tahliyesine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş hüküm her iki taraf vekili tarafından temyiz edilmiştir. &lt;br /&gt;Davacı vekili, davalının dava konusu yerde uzun yıllardır kiracı iken müvekkilinin bu yeri satın aldığını, satın almadan sonra kiracı davalıya ihtarname tebliğ edilerek tahliye istenmesine rağmen bu güne kadar tahliye edilmediğini bildirerek akdin feshini ve kiralananın tahliyesini istemiştir. &lt;br /&gt;Davalı vekili dava konusu gayrimenkulün Talip'in vefatı ile mirasçılarına &lt;br /&gt;intikal ettiğini mirasçılarının önceki malik Murtaza’ya sattığını müvekkilinin gayrimenkulü yukarıda gösterilen kişilerden kiraladığını, işletici sıfatı &lt;br /&gt;ile işletmediğini, ruhsat almadığını, davanın reddini savunmuştur. &lt;br /&gt;Taraflar arasındaki ilk uyuşmazlık davalının dava konusu, yerde kiracı sıfatı ile oturup oturmadığı noktasındadır. Davalı vekilinin 02.07.2002 tarihli dilekçedeki yukarıda açıklanan beyanı, Ziraat Bankası Havsa Şubesi Müdürlüğünün 30.07.2002 günlü cevabi yazısı ve bu cevabi yazıya ekli olarak gönderilen banka hesap ekstresinden 1996 yılından beri kira parasının davalı tarafından önceki malik hesabına yatırılmış olması karşısında davalının dava konusu yerde kiracı sıfatı ile oturduğunun kabulü gerekir. Bundan zühul ile yazılı şekilde ret kararı verilmesi doğru olmadığı gibi, kabule göre de davanın reddine karar verildiği halde davada kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına vekâlet ücreti takdir edilmemesi de hatalı olduğundan hükmün bozulması gerekmiştir.&lt;/span&gt;) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, mahkemece 04.06.2003 günlü oturumda ara kararı ile bozma ilamına karşı direnme karan verildikten sonra araştırmalar yapılarak 02.12.2004 günlü oturumda Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ve 16.12.2004 günlü karar ile dava reddedilmiştir. Davanın reddine dair verilen 16.12.2004 gün ve 2003/101 E.2004/414 K. sayılı &lt;br /&gt;kararın incelenmesi davacı vekili tarafından İstenilmesi üzerine, Yargıtay &lt;br /&gt;6. Hukuk Dairesinin 23.6.2005 gün ve 5186-6580 sayılı ilamı İle (&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yargıtay bozma ilamı üzerine direnme karan yerildikten sonra yerilen karardan dönülmesi mümkün olmadığından bu doğrultuda bir karar verilmesi gerekirken, bundan sonra araştırma yapılarak davanın reddedilmesi doğru değildir.&lt;/span&gt;) gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyulup verilen ilk kararda direnilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEMYİZ EDEN: Davacı vekili &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUKUK GENEL KURULU KARARI &lt;br /&gt;Hukuk   Genel   Kurulunca   incelenerek   direnme   kararının   süresinde &lt;br /&gt;temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: &lt;br /&gt;Tarafların   karşılıklı   iddia   ve   savunmalarına,   dosyadaki   tutanak   ve &lt;br /&gt;kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre ve özellikle Ali dava konusu taşınmazı babası olan davalı Mehmet’e tebaan kullanmış   olduğundan,   yargılama   aşamasında   davalı   ölmüş   ise   de   davalı olarak tüm mirasçılarla birlikte Ali’de davaya dâhil edildiğinden, ister babasına tebaan kullansın, ister kendi adına kullanmaya devam etsin davada davalı sıfatını kazandığından, davanın kabulüne karar vermek gerekir. &lt;br /&gt;Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda dilenilmesi usul ve yasaya aykırıdır. &lt;br /&gt;Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 05.07.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-2848275451915020835?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/2848275451915020835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-20066-501-en-2006508.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/2848275451915020835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/2848275451915020835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/hukuk-genel-kurulu-20066-501-en-2006508.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2006/6-501 E.N. , 2006/508 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-1091144417050986410</id><published>2009-06-01T09:34:00.002+03:00</published><updated>2009-06-01T09:39:40.976+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kesinleşmeden icra olunamayan ilamlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilamlı icra'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='12. Hukuk Dairesi'/><title type='text'>12. Hukuk Dairesi 2008/16170 E.N. , 2008/16127 K.N.</title><content type='html'>İCRA HUKUKU&lt;br /&gt;İLAMLARIN İCRASI&lt;br /&gt;KESİNLEŞME KOŞULU &lt;br /&gt;İCRA MAHKEMESİ KARARI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(İİK m. 361,; HUMK m. 443/4) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara ve aile ve şahsın hukukuna ait ilamlar kesinleşmedikçe infaz olunamaz. İcra Mahkemesi kararlarının infazı için kesinleşme koşulu aranmaz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İcra Mahkemesince 11.07.2007 tarihinde dosya üzerinde karar verilmiş olup, anılan karar borçlu vekiline 20.07.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. Borçlu vekilinin ise İzmir 9.1cra Mahkemesine 25.07.2007 tarihinde temyiz dilekçesini verdiği ve anılan mahkemece aynı gün 2007/212 muhabere numarası ile muhabere defterine kaydının yapıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda alacaklı vekilinin 25.07.2007 tarihli temyiz istemi 10 günlük yasal sürededir. Dairemizce maddi yanılgı sonucu süre aşımı nedeniyle temyiz isteminin reddine karar verilmesi doğru olmadığından borçlu vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemiz 30,11.2007 tarih ve 2007/19570-22541 sayılı temyiz isteminin reddine ilişkin kararının kaldırılmasına oybirliği ile karar verildikten sonra 11.07.2007 tarih ve 2007/101-94 sayılı mahkeme kararma yönelik temyiz incelemesine geçildi; &lt;br /&gt;İİK.’in 361. maddesi gereğince icra dairelerince borçludan fazla para tahsil olunarak alacaklıya verildiği yahut yanlışlıkla bir tarafa para tediye olunduğu hesap neticesinde anlaşılırsa verilen para ayrıca hükme hacet kalmaksızın o kimseden geri alınır. &lt;br /&gt;Somut olayda alacaklı vekili tarafından ilama dayalı olarak ilamlı icra takibi yapıldığı, borçlunun itirazı takibi durdurmadığı için adı geçenin dosya  borcunu ödediği daha sonra Bergama İcra Mahkemesinin 08.03.2007 tarih ve 2006/152 esas, 2007/31 karar sayılı karan ile borçlunun şikâyetinin kabul edilerek takibin İptaline karar verildiği görülmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUMK’un 443/4. Maddesi gereğince gayrimenkule ve buna müteallik ayni haklara ve aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümler kesinleşmedikçe infaz olunamaz. Ayrıca, İİK’in 363 ve sonraki maddelerinde, İcra Mahkemesince verilecek kararlardan temyizi kabil olanlar belirlenmiş, bunların infaz edilebilmesi için kesinleşmesi gerektiğine dair bir hükme yer verilmemiştir. Bir başka deyişle icra mahkemesi kararlarının infazı &lt;br /&gt;için kesinleşmesi zorunlu bulunmamaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda, İİK’in 361. Maddesinde belirtilen koşullar oluşmuş ve borçlu ödenmemesi gereken parayı ödemiş olduğundan bu meblağı herhangi bir hükme hacet kalmadan alacaklıdan ve bu takip dosyasında isteyebilir. (HGK.nun 06.12.1995 tarih ve 1995/12-860E. 1995/1078K). O halde, Mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken takibin iptali kararının kesinleşmediği gerekçesi ile istemin reddi isabetsizdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’un 428. Maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 23.09.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-1091144417050986410?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/1091144417050986410/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/12-hukuk-dairesi-200816170-en-200816127.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1091144417050986410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1091144417050986410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/06/12-hukuk-dairesi-200816170-en-200816127.html' title='12. Hukuk Dairesi 2008/16170 E.N. , 2008/16127 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-3524892021672828333</id><published>2009-05-29T10:04:00.002+03:00</published><updated>2009-05-29T10:09:06.894+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu düzeni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haciz ihbarnamesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='süresiz şikayet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='12. Hukuk Dairesi'/><title type='text'>12. Hukuk Dairesi 2008/5646 E.N. , 2008/16134 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;İCRA HUKUKU&lt;br /&gt;HACİZ İHBARNAMESİ &lt;br /&gt;YASAL KOŞUL&lt;br /&gt;SÜRESİZ ŞİKÂYET&lt;br /&gt;KAMU DÜZENİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(İİK m. 16,2, 89/1) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Yasanın öngördüğü ihtarı içermeyen haciz ihbarnamesinin geçerli olduğu kabul edilemez. Yasanın emredici kuralına aykırı olan bu durum  kamu düzenine aykırı olduğundan süresiz şikâyete tabidir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;  Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikâyetçi vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  17.7.2003 tarih ve 4949 Sayılı Yasanın 22 maddesi ile değişik İİK’in 89/3. maddesi uyarınca "Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır ve kendisine gönderilen haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmediği, bu nedenle de malın yedinde veya borcun zimmetinde sayıldığı ikinci bir ihbarname ile bildirilir. Bu ikinci İhbarnamede ayrıca, Üçüncü şahsın ihbarnamenin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi istenir, ikinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan borcu İcra dairesine Ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu Ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Somut olayda İİK.’in 89/1. maddesi uyarınca düzenlenen 1. haciz ihbarnamesinin şikâyetçi üçüncü kişiye tebliğ edildiği, yasal sürede itiraz etmemesi üzerine düzenlenen 27.03.2007 tarihli 2. haciz ihbarının adı geçene 03.04.2007 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür. Şikâyetçiye tebliğ edilen 2. haciz ihbarının incelenmesinde "üçüncü şahsın ihbarnamenin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılacağı..." İhtarını taşımadığı ve bu hali ile 4949 Sayılı Yasa ile değişik İİK.’in 89/3. maddesine uygun olmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda anılan haciz ihbarı yasal şartları taşımadığından ve İİK.’in 89/3. maddesinin emredici hükmüne uygun düzenlenmediğinden geçersizdir. Yasanın emredici kuralına aykırı bu husus kamu düzeniyle ilgili olduğundan İİK’in 16/2. maddesi uyarınca süresiz şikâyete tabidir. O halde Mahkemece şikâyetin kabulü yerine istemin süre aşımı nedeniyle reddi isabetsizdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  SONUÇ: Şikâyetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366. ve HUMK. 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 23.09.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-3524892021672828333?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/3524892021672828333/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-20085646-en-200816134.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3524892021672828333'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3524892021672828333'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-20085646-en-200816134.html' title='12. Hukuk Dairesi 2008/5646 E.N. , 2008/16134 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-534100082304990755</id><published>2009-05-29T10:00:00.002+03:00</published><updated>2009-05-29T10:04:40.010+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tebligat Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tebligat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='12. Hukuk Dairesi'/><title type='text'>12. Hukuk Dairesi 2008/13228 E.N. , 2008/15988 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;TEBLİGAT HUKUKU&lt;br /&gt;USULSÜZ TEBLİGAT &lt;br /&gt;BORÇLUNUN ADRESİNİN TESPİTİ &lt;br /&gt;(TEB K. m. 10/1) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Tebligatın, tebliğ yapılacak olan kişinin bilinen son adresine yapılacağı yasadan doğan temel kuralıdır. Bu kurala aykırı olarak gerçekleştirilen tebligatın usulsüz olduğu kabul edilmelidir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu iple ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Dairemizin süreklilik kazanan yerleşik uygulamalarında açıklandığı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üzere taşınır satışlarında satış ilanının taraflara tebliğine gerek yok ise de &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;icra müdürlüğünce "satış ilanının borçluya"tebliğine karar verilmiş olması halinde adı geçene satış ilanın Tebligat Kanunu hükümlerine göre usulüne uygun tebliğ edilmesi gerekir. Bu husus yerine getirilmede satış gerçekleştirilemez. Anılan durum başlı basma ihalenin feshi nedenidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Somut olayda borçlu şirketin adresinin İstanbul Ticaret Sicil Memurluğunun 05.10.2007 tarihli ve 145004 sayılı cevabı yazısında: "Talatpaşa &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mah. ……… Cad. ……… Sk. No: 9- Kağıthane/İstanbul" olduğu görülmektedir. Ancak adı geçene icra müdürlüğünce satış ilanının "Zuhuratbaba ……… Sk. No: …… Bakırköy/istanbul" adresinde tebliğe gönderildiği anlaşılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/1. maddesi aynen "tebligat tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresine yapılır" hükmünü içermektedir. Sözü edilen bu düzenleme karsısında borçlunun şikâyetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsizdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK.'un 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 22.09.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-534100082304990755?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/534100082304990755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-200813228-en-200815988.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/534100082304990755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/534100082304990755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-200813228-en-200815988.html' title='12. Hukuk Dairesi 2008/13228 E.N. , 2008/15988 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-6675948131871665675</id><published>2009-05-28T09:14:00.001+03:00</published><updated>2009-05-28T09:16:42.840+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haklı sebeple fesih'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='9. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İş Kanunu'/><title type='text'>9. Hukuk Dairesi 2008/11542 E.N , 2009/867 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o İŞÇİNİN YETERSİZLİĞİ&lt;br /&gt;o HAKLI NEDENLE FESİH&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İŞ SÖZLEŞMESİNİN İŞÇİNİN DAVRANIŞI NEDENİYLE GEÇERLİ BİR ŞEKİLDE FESHEDİLEBİLMESİ İÇİN, İŞÇİNİN KENDİSİNE VERİLEN İHTARDAN SONRA BİR DEFA DAHA YÜKÜMLÜLÜĞÜNE İHLAL TEŞKİL EDEN DAVRANIŞTA BULUNMASI GEREKİR,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞÇİNİN YAPMAKLA GÖREVLİ BULUNDUĞU GÖREVLERİ KENDİSİNE HATIRLATILDIĞI HALDE YAPMAMAKTA ISRAR ETMESİ, HAKLI BİR FESİH NEDENİDİR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞÇİNİN "İŞİNİ, UYARILARA RAĞMEN EKSİK, KÖTÜ VEYA YETERSİZ OLARAK YERİNE GETİRMESİ" GEÇERLİ BİR FESİH NEDENİDİR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş sözleşmesinin işçinin davranışı nedeniyle geçerli bir şekilde feshedilebilmesi için, işçinin kendisine verilen ihtardan sonra bir defa daha yükümlülüğüne ihlal teşkil eden davranışta bulunması gerekir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin yapmakla görevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi, haklı bir fesih nedenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin "işini, uyarılara rağmen eksik, kötü veya yetersiz olarak yerine getirmesi" geçerli bir fesih nedenidir.&lt;br /&gt;(4857 s. İş K. m. 18, 20, 22, 25)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüküm, süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücretinin belirlenmesini istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı işveren, iş sözleşmesinin fesih bildiriminde belirtilen nedenle geçerli olarak feshedildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, objektif bir performans değerlendirilmesinin yapılmadığı, feshin geçerli nedene dayanmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte takip edilen amaç, işçinin daha önce işlediği iş sözleşmesine aykırı davranışları cezalandırmak veya yaptırıma bağlamak değil; onun sözleşmesel yükümlülükleri ihlale devam etmesi, tekrarlaması rizikosundan kaçınmaktır. İşçinin davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için, işçinin iş sözleşmesine aykırı, sözleşmeyi ihlal eden bir davranışının varlığı gerekir. İşçinin kusurlu davranışı ile sözleşmeye aykırı davranmış ve bunun sonucunda iş ilişkisi olumsuz bir şekilde etkilenmişse, işçinin davranışından kaynaklanan geçerli bir fesih söz konusu olur. Buna karşılık, işçinin kusur ve ihmaline dayanmayan sözleşmeye aykırı davranışlarından dolayı işçiye bir sorumluluk yükleneme-yeceğinden, işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedeninden de bahsedilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenler, aynı Yasa'nın 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin davranışlarına dayanan fesih, her şeyden önce, iş sözleşmesinin işçi tarafından ihlal edilmesini şart koşmaktadır. Bu itibarla, önce işçiye somut olarak hangi sözleşmesel yükümlülüğün yüklendiği belirlendiği, daha sonra işçinin, hangi davranışı ile somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal ettiğinin eksiksiz olarak tespit edilmesi gerekir. Şüphesiz, işçinin iş sözleşmesinin ihlali işverene derhal feshetme hakkını verecek ağırlıkta olmadığı da bu bağlamda incelenmelidir. Daha sonra ise, işçinin isteseydi yükümlülüğünü somut olarak ihlal etmekten kaçınabilip kaçınamayacağının belirlenmesi gerekir. İşçinin somut olarak tespit edilmiş sözleşme ihlali nedeniyle işverenin işletmesel menfaatlerinin zarar görmüş olması şarttır. Eğer işçinin yükümlülüğünü ihlal&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;etmekten kaçınma olanağına sahip olduğu tespit edilirse, fesihten önce işçiye ihtar verilip verilmediği, ihtara rağmen davranışını tekrar etmesi halinde İş Kanunu'nun 19. maddesi uyarınca savunması alınarak iş sözleşmesinin feshedilip edilmediğine bakılacaktır. Ancak, ağır yükümlülük ihlalleri nedeni ile işverenin iş sözleşmesine devam etmesinin beklenemeyeceği hallerde, işçiye davranışından dolayı ihtar verilmesine gerek olmayacaktır. Başka bir anlatımla, işçinin sözleşmeyi ihlal eden davranışının türü ve ağırlığı itibariyle, onun gelecekte sözleşmeye uygun davranması şartıyla işverenden iş ilişkisine devam etmesinin haklı olarak beklenebileceği durumlarda ihtar gerekli ve zorunlu olmalı; aksi takdirde işveren ihtar vermeksizin iş sözleşmesini feshedebilmelidir. Buna göre, işverene süresiz fesih hakkı verilen İş Kanunu'nun 25. maddesinde belirtilen hallerden dolayı kural olarak, işçiye önceden ihtar verilmesine gerek olmadığı kabul edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin yükümlülüklerinin kapsamı, bireysel ve toplu iş sözleşmesi ile yasal düzenlemelerde belirlenmiştir. İşçinin kusurlu olarak (kasten veya ihmalle) sebebiyet verdiği sözleşme ihlalleri, sözleşmenin feshi açısından önem kazanır. Geçerli fesih sebebinden bahsedilebilmesi için, işçinin sözleşmesel yükümlülüklerini mutlaka kasıtlı ihlal etmesi şart değildir. Göstermesi gereken özen yükümlülüğünün ihlal edilerek ihmali davranış ile ihlali yeterlidir. Buna karşılık, işçinin kusuruna dayanmayan davranışları, kural olarak işverene işçinin davranışlarına dayanarak sözleşmeyi feshetme hakkı vermez. Kusurun derecesi, iş sözleşmesinin feshinden sonra iş ilişkisinin arz edebileceği olumsuzluklara ilişkin yapılan tahmini teşhislerde ve menfaatlerin tartılıp dengelenmesinde rol oynayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin iş sözleşmesini ihlal edip etmediğinin tespitinde, sadece asli edim yükümlülükleri değil; kanundan veya dürüstlük kuralından doğan yan edim yükümlülükleri ile yan yükümlerin de dikkate alınması gerekir. Sadakat yükümü, sözleşmenin taraflarına, sözleşme ilişkisinden doğan borçların ifasında, karşı tarafın şahsına, mülkiyetine ve hukuken korunan diğer varlıklarına zarar vermeme, keza sözleşme ilişkisinin kapsamı dışında sözleşme ile güdülen amacı tehlikeye sokacak, özellikle karşılıklı duyulan güveni sarsacak her türlü davranıştan kaçınma yükümlülüğünü yüklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçinin iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihlal ettiğini işveren ispat etmekle yükümlüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İşçinin iş görme borcu, işverenin yönetim hakkı kapsamında vereceği talimatlarla somutlaştırılır. İşverenin yönetim hakkının karşıtını, işçinin işverenin talimatlarına uyma borcu teşkil eder. İşveren, talimat hakkına istinaden, iş sözleşmesinde ana hatlarıyla belirlenen iş görme ediminin, nerede, nasıl ve ne zaman yapılacağını düzenler. Günlük çalışma süresinin başlangıç ve bitiş saatlerini, ara dinlenmesinin nasıl uygulanacağını, işyerinde işin dağıtımına ilişkin ya da kullanılacak araç, gereç ve teknikler konusunda verilecek talimatlar bu türden talimatlar arasında kabul edilirler. İşverenin yönetim hakkı, işyerinde düzenin sağlanmasına ve işçinin davranışlarına yönelik talimat vermeyi de kapsar. Buna karşılık, işverenin talimat hakkı, iş sözleşmesinin asli unsurlarını oluşturan, ücretin miktarı ve borçlanılan çalışma süresinin kapsamına ilişkin söz konusu olamaz. İşveren, tek taraflı olarak toplam çalışma süresini arttırmak veya ücrete etki edecek şekilde azaltmak yetkisine sahip değildir. İşverenin iş sözleşmesinin asli unsurlarını kapsayacak şekilde talimat vermesi, iş sözleşmesindeki edim ile karşı edim arasındaki dengenin bozulması halinde, iş güvencesine ilişkin hükümlerin dolanılması söz konusu olabilir. İşverenin talimat verme hakkının, yasa, toplu iş sözleşmesi ve bireysel iş sözleşmesi ile daraltılıp genişletilmesi mümkündür. Bir başka açıdan ifade edilecek olursa, işverenin talimat verme hakkı, kanun, toplu iş sözleşmesi ile bireysel iş sözleşmesi hükümleri ile sınırlıdır. Bu itibarla, işveren, ceza ve kamu hukuku hükümlerine aykırı talimatlar veremeyeceğinden, işçi bu nevi talimatlara uymak zorunda değildir. Bunun dışında işveren, işçinin kişilik haklarını ihlal eden talimatlar veremez. Keza, Medeni Kanun'un 2. maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağı gereği, işveren dürüstlük kuralına aykırı talimatlar da veremez. Şu halde işveren, diğer işçilerin lehine fakat bir veya birkaç işçinin aleyhine sonuç doğuracak eşitsizlik yaratacak talimatlar veremeyeceği gibi, işçiye eza ve cefa vermek amacıyla da talimatlar veremez. Buna göre, işveren talimat verirken eşit işlem borcuna riayet etmekle de yükümlüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş sözleşmesinin işçinin davranışı nedeniyle geçerli bir şekilde feshe-dilebilmesi için, işçinin kendisine verilen ihtardan sonra bir defa daha yükümlülüğünü ihlal teşkil eden davranışta bulunması gerekir. İşçiye verilen ihtardan sonra yeni bir yükümlülük ihlali meydana gelmemişse, sırf ihtara konu olan davranışa dayanılarak iş sözleşmesi geçerli bir şekilde feshedilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çünkü, ihtarın verilmesiyle işveren, ihtara konu olan davranış nedeniyle iş sözleşmesini'feshetme hakkından örtülü olarak feragat etmiş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davranış nedeniyle fesih, ancak, sözleşmeyi sona erdirmeye oranla daha hafif bir çare söz konusu olmadığında gerekli olur. Ölçülülük ilkesinin ihtardan başka diğer bir aracı da, çalışma yerinin değiştirilmesidir. Çalışma yerinin değiştirilmesi feshe oranla daha hafif çare olarak gündeme gelen bir araçtır. Ancak bu tedbirin uygulanabilmesi, işveren açısından mümkün olması ve kendisinden haklı olarak beklenebilmesi koşuluna bağlıdır. İşçinin başka bir çalışma yerinde çalıştırılması imkanı söz konusu değilse, ölçülülük ilkesi ve ultima ratio prensibi uyarınca, İş Kanunu'nun 22. maddesi uyarınca değişiklik feshi düşünülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşverenin yönetim hakkı kapsamında verdiği talimatlara işçi uymak zorundadır. İşçinin talimatlara uymaması, işverene, duruma göre iş sözleşmesini haklı ya da geçerli fesih hakkı verir. İş Kanunu'nun 25. maddesinin II. bendinin (h) fıkrası, işçinin yapmakla görevli bulunduğu görevleri, kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesini, bir haklı fesih nedeni olarak kabul etmektedir. Buna karşılık, yukarıda da ifade edildiği üzere, İş Kanunu'nun gerekçesine göre, işçinin "işini, uyarılara rağmen eksik, kötü veya yetersiz olarak yerine getirmesi" geçerli fesih nedenidir (Dairemizin 17.03.2008 gün ve 2007/27680 Esas, 2008/5302 Karar sayılı ilamı).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı işçinin iş sözleşmesi uişi olması gerektiği gibi yerine getirmemesi ve düşük performans göstermesi" nedeniyle feshedilmiştir. Dosya içeriğine göre, davacının vardiya saatlerini ayarlamadan işyerini terk ettiğinden söz edilerek 28.05.2007 tarihinde yazılı olarak uyarıldığı, davacının uyarı yazısını hatasını kabul ettiğini yazarak imzaladığı, 04.06.2007 tarihinde iş disiplininden uzaklaşmak ve çalışma arkadaşları ile ilişkilerinde uyumsuzluk gösterdiği gerekçesi ile bu kez ihtar cezası verildiği, davacının ihtar yazısının üzerine "işimde yaptığım hatalarımın farkındayım, düzeltmeye çalışıyorum" şeklinde yazılı beyanda bulunduğu, 20.06.2007 tarihinde verilen ihtar cezası üzerine yine benzer ifadeler kullandığı anlaşılmaktadır. Sözü edilen uyarı ve ihtar yazılarının üzerine el yazısı ile yazılan ifadelerin baskı ile alındığı kanıtlanmamıştır. Davacının eylemleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, işin yprütümünü bozucu niteliktedir. Bu nedenle, feshin geçerli nedene dayandığı  &lt;br /&gt;kabul edilmelidir. Davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi hatalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüküm: Yukarıda belirtilen nedenlerle;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-) Yerel mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-) Davanın REDDİNE,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-) Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-) Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı (20) TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-) Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 575.- TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-) Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak 02.02.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-6675948131871665675?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/6675948131871665675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/9-hukuk-dairesi-200811542-en-2009867-kn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6675948131871665675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6675948131871665675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/9-hukuk-dairesi-200811542-en-2009867-kn.html' title='9. Hukuk Dairesi 2008/11542 E.N , 2009/867 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-6714076591172490869</id><published>2009-05-28T09:13:00.000+03:00</published><updated>2009-05-28T09:14:16.826+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='7. Hukuk Dairesi'/><title type='text'>7. Hukuk Dairesi 2008/4766 E.N , 2008/4212 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o KÜLTÜR VE TABİAT VARLIĞI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA BÖLGE KURULLARINCA BİRİNCİ GRUP OLARAK TESCİL VE İLAN EDİLEN KÜLTÜR VARLIKLARININ BULUNMAMASI KOŞULUYLA, DOĞAL SİT ALANLARI İLE 3. DERECE ARKEOLOJİK SİT ALANLARINDA BULUNAN TAŞINMAZLARIN DİĞER KOŞULLAR DA OLUŞTUĞU TAKDİRDE ZİLYETLİKLE KAZANILMALARI MÜMKÜNDÜR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. &lt;br /&gt;Gereği görüşüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23.07.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 11. maddesinin 1. fıkrası 'Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının malikleri, bu varlıkların bakım ve onarımlarını Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bu kanun uyarınca bakım ve onarım hususunda vereceği emir ve talimata uygun olarak yerine getirdikleri sürece, bu kanunun, bu konuda maliklere tanıdığı hak ve muafiyetlerden yararlanırlar. Ancak, korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanları zilyetlik yoluyla iktisap edilemez." hükmünü içermektedir. Açıklanan bu hüküm nedeniyle, 2863 sayılı Kanun'un değişiklikten önceki ilk haline göre korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların koruma alanlarının zilyetlikle kazanılamayacağı kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra 14.07.2004 tarihli 5226 sayılı Kanun'un 5. maddesi ile 2863 sayılı Kanun'un 11. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi değiştirilmiş, maddeye koruma alanlarından sonra gelmek üzere sit alanları sözcüğü ilave edilmiştir. Böylelikle sit alanlarının da olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlikle kazanılması yasaklanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, 22.05.2007 tarihinde kabul edilen ve 30.05.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5663 sayılı Kanun'la 2863 sayılı Kanun'un 11. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi değiştirilmiş "Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurullarınca Birinci Grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemez" hükmüne yer verilmiş, zilyetlikle kazanma bakımından hüküm değiştirilerek zilyetler lehine yeni bir düzenleme getirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni düzenlemeye göre, üzerinde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurullarınca Birinci Grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunmaması koşuluyla, doğal sit alanları ile 3. derece arkeolojik sit alanlarında bulunan taşınmazların diğer koşullar da oluştuğu takdirde zilyetlikle kazanılmaları mümkün hale gelmiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Öte yandan, 5663 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 2863 sayılı Kanun'a eklenen geçici 7. maddeye göre de, bu değişikliğin devam eden davalarda da uygulanacağı açıklanmış olmakla, halen görülmekte olan davalarda da uyuşmazlığın değişik bu hüküm çerçevesinde çözümlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut olaya gelince; iddia ve savunmaya, mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere ve dava dosyasına yansıyan bilgi ve belgelere göre dava ve temyize konu 304 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 1. derece doğal sit alanı içerisinde kaldığı, üzerinde birinci grup kültür varlığı bulunmadığı, davacı taraf yaranna 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmünde öngörülen zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenler ve hükümde gösterilen gerekçelere göre mahkemece oluşturulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığından, davalı Hazine'nin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün (ONANMASINA), Hazine'den ilam harcı alınmasına yer olmadığına, 16.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-6714076591172490869?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/6714076591172490869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/7-hukuk-dairesi-20084766-en-20084212-kn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6714076591172490869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6714076591172490869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/7-hukuk-dairesi-20084766-en-20084212-kn.html' title='7. Hukuk Dairesi 2008/4766 E.N , 2008/4212 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-1199505711103668241</id><published>2009-05-28T09:12:00.000+03:00</published><updated>2009-05-28T09:13:19.555+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='muhdesat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='7. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kesin hüküm'/><title type='text'>7. Hukuk Dairesi 2008/4167 E.N , 2008/4916 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o MUHTESAT&lt;br /&gt;o KESİN HÜKÜM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASINDA VERİLEN VE KESİNLEŞEN HÜKÜM, TAŞINMAZ ÜZERİNDE BULUNAN MUHTESAT NİTELİĞİNDEKİ ZEYTİN AĞAÇLARI YÖNÜNDEN DE KESİN HÜKÜM OLUŞTURUR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, dosyadaki belgeler incelendi. Tetkik hakiminin raporu okundu, açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddianın öne sürülüş biçimi, davalı tarafın savunması, dava dosyası kapsamında duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere göre dava, niteliği ve içeriği itibariyle 2977 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan zeytin ağaçlarının (muhtesatların) aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut olayda, davacı tarafın genel mahkemede kesinleşen kadastroya karşı açtığı hakka etkin ayın davası niteliğindeki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda davanın hükme bağlanarak davanın reddi doğrultusunda davacının aleyhinde verilen hükmün yargı denetiminden geçerek kesinleştiği dosya içeriği ile belirlenmiştir. Çoğun içinde azın da var olduğu kuralı gözönüne alındığında, az yukarıda sözü edilen davada verilen ve kesinleşen hükmün 2977 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın niteliğindeki zeytin ağaçlarının davacı tarafa ait olmadığı, davacının anılan muhtesat niteliğindeki zeytin ağaçları üzerinde hukuken korunması gerekli bir hakkının bulunmadığı yönünde kesin hüküm oluşturduğu kuşkusuzdur. Saptanan bu olgular karşısında açık bir deyişle kesin hüküm karşısında davacının 2977 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhtesat niteliğindeki zeytin ağaçlarının aidiyetinin tespitini isteyemeyeceği gibi, muhtesatlar nedeniyle de&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;davacının alacak davası açma hakkının bulunduğundan da söz edilmesine hukuken olanak yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kural olarak, kesin hüküm kamu düzenine ilişkin istek olmasa bile yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gerekli olumsuz dava koşullarındandır. Öte yandan, aynı konuda ya da aynı konularla ilgili olarak koşulları Usulün 237. maddesi hükmünde öngörülen biçimde yanlar arasında kesin hükmün varlığı halinde aynı konuda ya da aynı konulardaki sonraki günlü uyuşmazlıkların önceki günlü kesin hükme göre çözümlenmesi zorunludur. Gerçekten bu hukuksal olgu, sağlıklı sonuca varmanın temel koşullarındandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece bu hukuksal olgular dikkate alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, davacı Nihal vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün (ONANMASINA), harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 11.11.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-1199505711103668241?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/1199505711103668241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/7-hukuk-dairesi-20084167-en-20084916-kn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1199505711103668241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1199505711103668241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/7-hukuk-dairesi-20084167-en-20084916-kn.html' title='7. Hukuk Dairesi 2008/4167 E.N , 2008/4916 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-2376409185419808213</id><published>2009-05-28T09:10:00.000+03:00</published><updated>2009-05-28T09:12:18.956+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='6. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kiralananın tahliyesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='6570 sayılı Kanun'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Borçlar Kanunu'/><title type='text'>6. Hukuk Dairesi 2008/14267 E.N , 2009/2612 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o KİRALANANIN TAHLİYESİ&lt;br /&gt;o İKİ HAKLI İHTAR NEDENİYLE TAHLİYE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;BORÇLAR KANUNU'NA TABİ KİRALANAN İÇİN 6570 SAYILI YASA'DA GÖSTERİLEN TAHLİYE SEBEPLERİNE DAYANILARAK AÇILAN DAVANIN DİNLENME OLANAĞI BULUNMAMAKTADIR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan tahliye davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyuşmazlık, iki haklı ihtar nedeniyle tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6570 sayılı Yasa'nın 7/e maddesi uyarınca, iki haklı ihtar nedeniyle açılacak tahliye davasının yerleşik içtihatlar uyarınca kira sözleşmesinin bitiminden itibaren bir ay içerisinde açılması zorunludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki haklı ihtar nedeniyle açılan davada tahliyeye karar verilebilmesi için, kiracının bir kira yılı içerisinde iki haklı ihtara sebebiyet vermiş olması gerekir. İhtar tebliğinden sonra yapılan ödemeler iki haklı ihtarın oluşmasına engel teşkil etmez. Süresiz sözleşmelerde ve kira parasının yıllık ödenmesi gereken hallerde ve bir yıldan kısa süreli sözleşmelerde iki haklı ihtar oluşmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kira sözleşmesinde muacceliyet koşulunun bulunması halinde, muaccel (istenebilir) hale gelen kiranın tek ihtarla istenmesi gerektiğinden, bu kira parasının bölünüp değişik ihtarlarla istenerek iki haklı ihtara konu yapılması mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayımıza gelince; davacı vekili dava dilekçesinde, kiralananın müvekkili tarafından satın alındığını, kira bedellerinin süresi içinde ödenmediğini, bir yıl içinde iki haklı ihtara sebebiyet verildiğini ileri sürerek kiralanandan tahliyesini istemiştir. Davalı vekili, dava konusu kiralananın Borçlar Kanunu'nun adi kiraya ilişkin hükümlerine tabi olduğunu, süresi içinde dava açılmadığını, kira bedelinin ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, süresinde açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davada dayanılan ve hükme esas alınan 10.06.1997 başlangıç tarihli ve yirmi yıl süreli kira sözleşmesi hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Anılan sözleşmede kiralanan fabrika sahası olarak tanımlanmış, Özel Şartlar 3. maddesinde kiralanan yerin 6 no'lu parsel olup, 14.000 m2 genişliğindeki alan olduğu, kiracının bu alan dışında kiralananı kullanamayacağı kararlaştırılmıştır. Bu haliyle kiralananın Borçlar Kanunu'nun adi kiraya ilişkin hükümlerine tabi olduğunun kabulü ile uyuşmazlığın bu kanun hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Borçlar Kanunu'na tabi kiralanan için 6570 sayılı Yasa'da gösterilen tahliye sebeplerine dayanılarak açılan davanın dinlenme olanağı bulunmamaktadır. Mahkemece, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile iki haklı ihtar hukuki sebebine dayalı olarak açılan davanın süresinde olmadığından söz edilerek davanın reddine karar verilmesi doğru değil ise de, bu yanlışlığın düzeltilmesi için yeniden yargılama yapılmasında yarar görülmediğinden, sonucu itibariyle doğru olan hükmün yukarıda yazılı gerekçe ile HUMK'nın 438/son maddesi uyarınca (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), 30.03.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-2376409185419808213?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/2376409185419808213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/6-hukuk-dairesi-200814267-en-20092612.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/2376409185419808213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/2376409185419808213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/6-hukuk-dairesi-200814267-en-20092612.html' title='6. Hukuk Dairesi 2008/14267 E.N , 2009/2612 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-7386205324787990105</id><published>2009-05-28T09:09:00.001+03:00</published><updated>2009-05-28T09:09:57.002+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='5. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamulaştırma bedeli'/><title type='text'>5. Hukuk Dairesi 2008/5020 E.N , 2008/5739 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o KAMULAŞTIRMA&lt;br /&gt;o EMSAL KARŞILAŞTIRMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;TAŞINMAZIN DEĞERİ BELİRLENİRKEN SEÇİLEN EMSAL TAŞINMAZLARIN ÖZEL NİTELİKLERİNİN BULUNMAMASI VE DAVA KONUSU TAŞINMAZA BENZER OLMASI GEREKİR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki kamulaştırmasız elatılan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı idare vekili yönünden verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, kamulaştırmasız elatılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesi yöntem olarak doğru olmakla birlikte alınan rapor hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava konusu taşınmaza emsal olarak alınan 2 parsel sayılı taşınmazın üzerinde akaryakıt ve bakım istasyonu bulunmakta olup, bilirkişi kurulu dava konusu taşınmazdan 7.80 kat değerli olduğunu belirtmiş, diğer 5260 parsel sayılı emsal ise imar planında merkezi iş alanı olarak ayrılan taşınmaz olup, 97.649 m2 yüzölçümündedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşınmazın değeri belirlenirken seçilen emsal taşınmazların özel niteliklerinin bulunmaması ve dava konusu taşınmaza benzer olması gerekir. Emsal taşınmazlardan 2 nolu parselin dava konusu yerden 7-8 kat daha&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;değerli kabul edildiği, 9260 nolu parselin ise yüzölçümünün dava konusu taşınmaza göre çok büyük olduğu ve her iki taşınmazın ticari değerinin bulunduğu dikkate alındığında emsallerin uygun nitelikte olmadığı anlaşılmakta olup, emsal değerlendirmede esas alınmaları gerçekçi olmayan yanıltıcı sonuçlara götürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle; taraflara emsal göstermeleri için süre verilmesi, gerektiğinde re'sen emsal araştırması yapılarak tapu kayıtları getirtildikten sonra bu emsallere göre değer biçilmesi için yeniden oluşturulacak bilirkişi kuruluyla keşif yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru görülmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle HUMK'nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde ödeyene geri verilmesine, 29.04.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-7386205324787990105?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/7386205324787990105/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/5-hukuk-dairesi-20085020-en-20085739-kn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/7386205324787990105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/7386205324787990105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/5-hukuk-dairesi-20085020-en-20085739-kn.html' title='5. Hukuk Dairesi 2008/5020 E.N , 2008/5739 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-1393604483298096430</id><published>2009-05-28T09:04:00.002+03:00</published><updated>2009-05-28T09:07:43.655+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vesayet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Medeni Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='4. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='maddi tazminat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manevi tazminat'/><title type='text'>4. Hukuk Dairesi 2008/3977 E.N , 2008/14550 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o VESAYET MAKAMININ GÖREVLERİ&lt;br /&gt;o VASİNİN DAVAYI TAKİBİ&lt;br /&gt;o MANEVİ TAZMİNAT&lt;br /&gt;o MADDİ TAZMİNAT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;VASİNİN VESAYET ALTINDAKİ KİŞİ ADINA DAVA AÇABİLMESİ VESAYET MAKAMININ İZNİNE TABİ OLUP, VASİNİN İZİN ALMAKSIZIN DAVA AÇMASI DURUMUNDA, MAHKEME VASİYE BU YÖNDE İLAM ALIP SUNMAK ÜZERE UYGUN BİR SÜRE VERMELİDİR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı Hatice (Buğra ve T.Barış'a vesayeten) vekili tarafından, davalı A.Sancak vd. aleyhine 23.06.2000 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24.12.2007 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraflar vekillerince süresi içinde istenilmekle, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı küçükler Buğra ve T.Barış'a vesayeten Hatice vekili tarafından açılan 23.06.2000 tarihli dava dilekçesinde; küçüklerin anne ve babasının 17.08.1999 tarihinde meydana gelen deprem sırasında vefat ettiklerini beyanla, yıkılan ev ve içindeki eşyalar için maddi tazminat, anne ve babalarını birlikte kaybeden küçüklere manevi tazminat talebinde bulunulmuş, işbu dosya ile birleştirilen tarafları ve dava sebebi aynı olan 24.06.2005 tarihli dava dilekçesi ile de destek tazminatı talebinde bulunulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalılar davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mahkemece, asıl ve birleşen dosyadaki davaların kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, küçük Buğra ve T.Barış vasisi Hatice'nin genel vekaletnamesine istinaden vekil tarafından açılmıştır. Vasi tayinine ilişkin Yalova Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 1999/858-867 esas karar sayılı ilamı dosyaya sunulmuş ise de, vasinin görülmekte olan davayı açma konusunda izin aldığı ileri sürülmediği gibi, buna ilişkin bir karar da ibraz edilmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vesayet altına alınan küçüklerin vasileri tarafından temsil edileceği kuşkusuzdur. 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 391. maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 448. maddesi düzenlemeleri bu yöndedir. 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 405/8. maddesi, sulh mahkemesinin iznine tabi tuttuğu işler arasında husumeti de saymış; böylece, gerek vesayet altındaki kişi adına vasi tarafından dava açılabilmesini ve gerekse kendilerine karşı açılmış bir davada vasi tarafından temsil edilebilmelerini vasinin sulh mahkemesinden izin alması koşuluna bağlamıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 462/8. maddesi de, vasinin vesayeti altındaki kişi adına dava açabilmesini vesayet makamının iznine tabi kılmış; öncekinden farklı olarak, vesayet altındakine karşı açılmış olan davalar yönünden bu izin koşulunu kaldırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece, anılan her iki Kanuna göre de, konusu ve türü ne olursa olsun, vasinin, vesayeti altındaki kişi adına herhangi bir davayı açabilmesi, her halükarda, bu konuda izin almış olması koşuluna bağlıdır. Bu konu kamu düzenine ilişkin olduğundan herhangi bir davada vasinin bu yönde izin almış olup olmadığı hususu, mahkemece ve Yargıtay'ca re'sen gözetilmelidir. Hukuk Genel Kurulu'nun 2005/21-195 Esas, 2005/209 Karar sayılı ilamları da aynı hususa işaret etmekte olup, vasinin izin almaksızın dava açması durumunda, davayı gören mahkemenin, vasiye bu yönde ilam alıp sunmak üzere uygun bir süre vermesi gerekir; bu husus yerine getirilmeden yargılama yapılarak davanın sonuçlandırılması kanuna aykırıdır. Böylesi bir kanuna aykırılık ise, Yargıtay'ın temyiz incelemesi sırasında re'sen dikkate alması gereken bir bozma nedenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut olay bu açıklamalar çerçevesinde değerlendirildiğinde; vesayet altındaki davacılara temsilen açılan davayı açma konusunda, dava tarihinde&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;yürürlükte 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 405/8. maddesi ya da davanın yargılaması sürerken yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 462/8. maddesi uyarınca vesayet makamından izin alındığına dair bir ilam sunulmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, mahkemece yapılması gereken iş; vasiye, eldeki davayı açması konusunda vesayet makamından izin alması ve buna dair ilamı dosyaya sunması için uygun bir sürenin verilmesi; bu nitelikte bir ilam alınıp sunulduğu takdirde davaya devamla esas hakkında hüküm kurulması; aksi takdirde, esasa girişilmeksizin davanın salt bu nedenle reddine karar verilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, kamu düzenine ilişkin bu gereklilik gözardı edilerek, yargılama yapılmak suretiyle işin esası hakkında karar vermiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenden dolayı (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden taraflardan peşin alınan harçların istekleri halinde geri verilmesine 24.11.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-1393604483298096430?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/1393604483298096430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/4-hukuk-dairesi-20083977-en-200814550.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1393604483298096430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1393604483298096430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/4-hukuk-dairesi-20083977-en-200814550.html' title='4. Hukuk Dairesi 2008/3977 E.N , 2008/14550 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-4118275964052705411</id><published>2009-05-28T09:02:00.001+03:00</published><updated>2009-05-28T09:04:08.945+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vekalet sözleşmesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avukatlık Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='3. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sulh'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HUMK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müteselsil sorumluluk'/><title type='text'>3. Hukuk Dairesi 2008/21276 E.N , 2009/9 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o SULH&lt;br /&gt;o MÜTESELSİL SORUMLULUK&lt;br /&gt;o AVUKATLIK ÜCRET SÖZLEŞMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;SULH İLE SONUÇLANAN DAVALARDA, TARAFLARIN VEKİLLERİ İLE YAPTIKLARI VEKALET ÜCRETİ SÖZLEŞMESİNDEN KARŞI TARAFIN SORUMLU TUTULABİLMESİ İÇİN, ÜCRET SÖZLEŞMESİNİN YARGILAMAYI SONA ERDİREN TARAF İŞLEMİNDEN ÖNCE YAPILDIĞININ HUMK'NIN 299. MADDESİNE GÖRE KANITLANMASI GEREKİR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava dilekçesinde, 5.000 YTL vekalet ücreti alacağının tahsili için yapılan takibe itirazın iptaliyle %40 tazminatının faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü (2.500 YTL) cihetine gidilmiş, hüküm davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava dilekçesinde; davacı avukatı olarak üstlendiği tapu iptal ve tescil davasında tarafların biraraya gelerek sulh oldukları, mahkemece düzenlenen protokol doğrultusunda karar verildiği, mahkeme kararı ile her iki tarafın da birtakım haklar elde ettiği, kendi müvekkilinin elde ettiği hakkın en az 60.000 YTL olduğu, ancak davacının kendi müvekkili ile yaptığı sözleşmeye göre vekalet ücretinin 2.500 YTL olduğu, ayrıca yargılama gideri olarak karşı tarafa yükletilecek vekalet ücretinin de 2.500 YTL olduğu, yine sulh halinde her iki tarafın da vekalet ücretinden müteselsilen sorumlu olacakları ileri sürülerek; davacı taraf avukatı olarak üstlenilen davada hasım durumunda olan davalıdan toplam 5.000 YTL vekalet ücretinin tahsili için yapılan takibe itirazın iptaliyle %40 tazminatın tahsili istenilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, sulh protokolünü davacı ve davalı tarafın vekilleriyle birlikte imzaladıkları, tarafların birbirlerinden yargılama gideri ve vekalet ücreti istemeyeceklerine dair protokolün mahkemece tasdik edildiği, kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, bu durumda davacının yargılama gideri olarak karşı tarafa yükletilecek vekalet ücretine hak kazanmayacağı, ancak davacı avukatın kendi müvekkili ile yaptığı 15.03.2005 tarihli ücret sözleşmesinde kararlaştırılan 2.500 YTL vekalet ücretinden Avukatlık Kanunu'nun 165. maddesi hükmüne göre tarafların müteselsilen sorumlu olacakları gerekçesiyle 2.500 YTL alacak yönünden takibin iptaline ve %40 icra inkar tazminatına hükmedilmiş, verilen karar davacı ve davalı tarafça temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avukatlık Kanunu'nun 165. maddesi hükmüne göre, sulh ile sonuçlanan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı müteselsilen sorumludurlar. Ancak, avukat ile müvekkili arasında yapılan ücret sözleşmesinin üçüncü kişi konumundaki hasım taraf yönünden bağlayıcı olabilmesi için, ücret sözleşmesinin yargılamayı sona erdiren taraf işleminden önce yapıldığının HUMK'nın 299. maddesine göre kanıtlanması gerekmektedir. Ücret sözleşmesinin sulh protokolünden önce yapıldığının HUMK'nın 299. maddesi uyarınca ispatlanamadığı hallerde, bu sözleşmenin tarafı olmayan hasım tarafın sorumluluğu, bu ücret sözleşmesi yapılmamış olsa idi Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tespit edilebilecek miktar kadardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan ayrı sulh olan taraflar, mahkemenin hasım tarafa yükleteceği vekalet ücretinden de müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Vekilin müvekkili ile birlikte sulh protokolünü imzalamış olması bu sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı gibi, iş sahiplerinin karşılıklı olarak vekalet ücreti taleplerinden vazgeçmeleri de kendileri yönünden bağlayıcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde; resmi şekilde onaylanmayan ücret sözleşmesinin sulh protokolünden önce yapıldığının HUMK'nın 299. maddesi uyarınca ispatı için davacı taraftan delilleri sorulup tespit edilmeden hüküm tesisi yanlıştır. Mahkemece bu hususun ispatı halinde yazılı şekilde, aksi halde ise üstlenilen davada üç ayrı taşınmaz için tapu iptal ve tescil isteminde bulunulduğu dava değerinin de 10.000 YTL olarak açıklandığı gözetilerek, yapılan protokol doğrultusunda davacının müvekkilinin elde ettiği parasal değer tespit edilip, bu parasal değer üzerinden ücret tarifesi hükümlerine göre davalının sorumlu olacağı vekalet ücreti belirlenmeli, belirlenen miktar talepten fazla olmadığı takdirde bu miktara hükmedilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca; sulh halinde hasım tarafa yükletilecek vekalet ücreti de yukarıdaki şekilde tespit edilip, taleple sınırlı olarak tahsiline karar verilmesi gerekirken istemin reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA) ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 19.01.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-4118275964052705411?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/4118275964052705411/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/3-hukuk-dairesi-200821276-en-20099-kn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/4118275964052705411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/4118275964052705411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/3-hukuk-dairesi-200821276-en-20099-kn.html' title='3. Hukuk Dairesi 2008/21276 E.N , 2009/9 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-8064846495763807459</id><published>2009-05-28T09:00:00.001+03:00</published><updated>2009-05-28T09:02:27.705+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Medeni Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='elatmanın önlenmesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kira sözleşmesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ecrimisil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='3. Hukuk Dairesi'/><title type='text'>3. Hukuk Dairesi 2009/3406 E.N , 2009/5660 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o KİRA SÖZLEŞMESİ&lt;br /&gt;o ECRİMİSİL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;TAŞINMAZ KENDİSİNE TESLİM EDİLMEYEN VE ALACAK HAKKINA ÜÇÜNCÜ KİŞİLERCE ELATILMIŞ BULUNAN ZİLYET OLMAYAN KİRACI, UĞRADIĞINI İLERİ SÜRDÜĞÜ ZARARA KATLANMAK YA DA KİRALAYANA KARŞI KİRALANANIN TESLİM EDİLMEMESİNDEN DOĞAN ZARARLARININ TAZMİN EDİLMESİNİ İSTEMEK ZORUNDADIR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava dilekçesinde, 5.500,00 YTL (ıslahen 22.662,00 YTL) tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın ecrimisil talebi yönünden kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacılar vekili; 11519 sayılı parseli müvekkillerinin 2004-2005 kira dönemine ilişkin olarak Aksaray Tarım Bölge Müdürlüğü'nden kiraladıklarını, ancak söz konusu taşınmazın davalı tarafından işgal edildiğinden bahisle, davalı tarafından elatılmasının önlenmesine ve her bir müvekkili için 1.100.00 YTL toplam 5.500.00 YTL ecrimisil tazminatının haksız işgal tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmek sureti ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Yargılama aşamasında davayı bilirkişi raporu doğrultusunda ecrimisil yönünden 17.162.00 YTL olarak ıslah etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı vekili; davacının dava hakkının bulunmadığını, müvekkilinin kötü niyetli zilyet olmadığını, müvekkilinin söz konusu parselde uzun yıllar ekip biçerek zilyet bulunduğunu, bu parseli almak için Hazine'ye başvurduğunu ve Hazine'ye ecrimisil ödediğini beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, "konusu kalmayan elatmanın önlenmesi isteği hakkında karar verilmesine yer olmadığına, ecrimisil davasının kabulü ile; toplam 22.662,00 YTL net ecrimisilin dava tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmek suretiyle davalıdan alınarak davacılara müştereken ve müteselsilen verilmesine" karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HGK'nın 01.11.2000 tarih ve 2000/3-1341-1584 sayılı kararında; "Ecrimisil, hak sahibi zilyedin, kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminattır." şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre ecrimisil davası, taşınmazın maliki ya da zilyedi tarafından açılabilir. TMK'nın 973. maddesine göre; "Bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir". Aynı Kanun'un 977. maddesine göre, "zilyetlik, şeyin veya şey üzerinde hakimiyeti sağlayacak araçların, edinene teslimi veya edinenin önceki zilyedin rızasıyla şey üzerinde hakimiyeti kullanacak duruma gelmesi halinde devredilmiş olur".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut olayda; davalı 11519 parsel sayılı Hazine adına kayıtlı taşınmazı uzun süredir kullandığı iddiası ile 13.12.2004 tarihinde Mal Müdürlüğü'ne başvurarak 4070 sayılı Yasa uyarınca satın alma isteğini belirtmiş, Mal Müdürlüğü de 15.12.2004 tarihinde Aksaray Tarım Reformu Bölge Müdürlüğü'ne yazı göndererek 11519 parsel sayılı taşınmazın davalıya satışı için Hazine tasarrufuna bırakılmasını talep etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, Aksaray Tarım Reformu Bölge Müdürlüğü 11519 parsel sayılı taşınmazı 13.12.2004-17.11.2005 dönemi için 15.11.2005 tarihli kira sözleşmesi ile davacılara kiralamış ise de yer teslimi yapılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla, davacılar, taşınmaz kendisine teslim edilmeyen (ve teslim edilmeyecek olan) kiracıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun bu nedenle zilyet olmayan kiracının, kiraladığı taşınmazı haklı bir nedene dayanmadan işgal eden kişiden tazminat talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği üzere 08.03.1950 gün ve 22/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararında, başkasının malını haklı bir nedene dayanmadan işgal edenin fiili, "haksız fiil" olarak nitelendirilmiş ve kararın sonuç bölümünde tazminat talep edebilmek için "malik veya zilyet" olmak koşulu getirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacılar, Hazine adına kayıtlı taşınmazı, Aksaray Tarım Reformu Bölge Müdürlüğü ile yaptığı kira sözleşmesi uyarınca kiralamış, ancak kiralananı teslim almamış, bu nedenle de taşınmazın zilyedi olmamıştır. Keşifte dinlenen tanık beyanlarına göre, davalı Ekim 2004 tarihinde bir kısmına buğday ekmiş, bu nedenle, davacılar teslim almak üzere Mayıs 2005 tarihinde taşınmaz başına geldiklerinde davalının ektiği ürün henüz hasat edilmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borç ilişkisi (kira sözleşmesi) sadece alacaklı ile borçlu (kiraya veren-kiracı) arasında nisbi sonuçlar doğurduğundan, üçüncü kişilere borç (yükümlülük) yüklemediğinden, ilke olarak üçüncü kişiler tarafından ihlal edilmezler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ancak, borç ilişkisinin (kira sözleşmesinin) konusunu oluşturan şey (kiralanan), ihlal anında alacaklının zilyetliğinde ise, bu gibi akdi ilişkilerde üçüncü şahıs kiracının zilyetliğini ihlal ederse, alacaklı kiracı üçüncü şahsa karşı tazminat davası açabilir. Ancak burada alacaklının açacağı tazminat davasının hukuki sebebi, üçüncü şahsın borç ilişkisini değil, zilyetliği ihlal etmiş olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisine taşınmaz teslim edilmemiş ve edilmeyecek olan, bu itibarla zilyet olma imkanı bulunmayan davacının iade ile mükellef zilyedin sorumluluğunu düzenleyen TMK'nın 995. maddesine dayanarak kötü niyetli zilyedin (davalının) elde ettiği semerelerden dolayı tazminat talep etme imkanı da bulunmamaktadır. Zira bu hükmün uygulanabilmesi için, zilyedin iade yükümlülüğünü yerine getirmemiş olması gerekir. Olayda işgal edenin, yani davalının taşınmazı davacıya iade yükümlülüğü bulunmadığı gibi, zilyet olmayan kiracının taşınmazın zilyetliğinin devrini talep hakkı da bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu nedenle, alacak hakkına üçüncü kişilerce elatılmış bulunan zilyet olmayan kiracı davacılar, uğradığını ileri sürdüğü zarara katlanmak ya da kiralayana karşı kiralananın teslim edilmemesinden doğan zararlarının tazmin edilmesini istemek zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA) ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 02.04.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-8064846495763807459?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/8064846495763807459/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/3-hukuk-dairesi-20093406-en-20095660-kn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8064846495763807459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8064846495763807459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/3-hukuk-dairesi-20093406-en-20095660-kn.html' title='3. Hukuk Dairesi 2009/3406 E.N , 2009/5660 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-4988688871601616668</id><published>2009-05-27T09:19:00.000+03:00</published><updated>2009-05-27T09:20:02.803+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Medeni Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='boşanma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='terk nedeniyle boşanma'/><title type='text'>2. Hukuk Dairesi 2008/15476 E.N , 2009/1541 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o TERK NEDENİYLE BOŞANMA&lt;br /&gt;o İHTAR&lt;br /&gt;o BOŞANMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;DAHA ÖNCE AÇILAN BOŞANMA DAVASININ REDDİNİN KESİNLEŞMESİNDEN İTİBAREN DÖRT AY GEÇMEDİKÇE TERK NEDENİYLE İHTAR ÇEKİLMESİ SONUÇ DOĞURMAZ.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtarın hukuki sonuç doğurabilmesi için, ihtar isteğinden önceki dört ay içinde kadının, haklı bir sebep olmaksızın birlik dışında yaşadığının gerçekleşmesi gerekir (TMK 164).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aleyhine boşanma davası açılan eş, ayrı yaşamak hakkını kazanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacının, eşi aleyhine daha önce evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanarak açtığı boşanma davası reddedilmiş, karar 16.03.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Bu tarihten itibaren dört ay geçmedikçe ihtar isteğinde bulunulamaz. Dört ay geçmeden ihtar istendiğinden, ihtar kararı sonuç doğurmaz. O halde, davanın reddi gerekirken boşanmaya karar verilmesi doğru görülmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Temyiz edilen hükmün; açıklanan nedenle (BOZULMASINA), bozma nedenine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 29.01.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-4988688871601616668?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/4988688871601616668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/2-hukuk-dairesi-200815476-en-20091541.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/4988688871601616668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/4988688871601616668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/2-hukuk-dairesi-200815476-en-20091541.html' title='2. Hukuk Dairesi 2008/15476 E.N , 2009/1541 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-6153133235867130307</id><published>2009-05-27T09:16:00.001+03:00</published><updated>2009-05-27T09:18:29.204+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='1. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadastro Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='umuma ait mallar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamu malları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Medeni Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tapu tescili'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tapu iptali'/><title type='text'>1. Hukuk Dairesi 2008/9330 E.N , 2008/11641 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o UMUMA AİT MALLAR&lt;br /&gt;o TAPU İPTALİ VE TESCİL&lt;br /&gt;o KAMU MALLARI&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Camiler, Müslümanların ibadetine mahsus umuma açık mabetlerdir. Bu nitelikleri gereği de kamu mallarındandır. Bilindiği üzere 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16. maddesi kamunun ortak kullanımına ayrılan cami,namazgah ve benzeri yerlerin hazine, kamu kurum ve kuruluşları, il, belediye, köy veya mahalli idare birlikleri tüzel kişilikleri adına tesbit olunacağı hükmünü içermektedir.Bunun yanında Medeni Kanunun 715. maddesinde de menfaati umuma ait  malların kural olarak devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğuna değinilmiş, bunların işletilme ve kullanılmasının özel hükümlerle düzenleneceği belirtilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı Hazine, dava konusu 30177 ada  4 sayılı parselin 270/1900 payının kendesi adına, 1630/1900 payının davalı adına kayıtlı bulunduğunu ve imar planında cami yeri olarak ayrılmış olup üzernide de merkez camiinin yer aldığını, taşınmazın imar planında  ayrıldığı amaç  doğrultusunda kullanılmak üzere ilgili kuruma tahsisinin yapılabilmesi için 2981 Sayılı Yasanın 10/b maddesi  uyarınca davalı payının kendisine devri gerektiğini ileri sürerek iptal-tescil istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı, taşınmazın imar uygulaması ile oluştuğunu, ancak kamulaştırma ya da satın alma halinde Hazineye devredilebileceğini belirtip davanın reddini savunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, davalı payının davacıya devri için yasal bir dayanak  bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karar, Hazine  tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Murat Ataker'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; -KARAR-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 270/1900 payının davacı Hazine, 1630/1900 payının ise davalı Belediye adlarına kayıtlı çekişme konusu 30177 ada 4 sayılı parsel kaydının beyanlar hanesinde “iş bu taşınmaz cami yeri olarak ayrılmıştır” şerhinin olduğu, imar planında da cami yeri olarak ayrıldığı ve zeminde İncirli Merkez Camii, cami yaptırma derneği hizmet binası, yemek ve toplantı salonu ve lojman bulunduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı Hazine, taşınmazın imar planında ayrıldığı amaç doğrultusunda kullanılmak üzere ilgili kuruma tahsisinin yapılabilmesi için davalının payının kendi adına tescil edilmesi gerektiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen  belirtmek gerekir ki, camiler, Müslümanların ibadetine mahsus umuma açık mabetlerdir. Bu nitelikleri gereği de kamu mallarındandır. Bilindiği üzere 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16. maddesi kamunun ortak kullanımına ayrılan cami,namazgah ve benzeri yerlerin hazine, kamu kurum ve kuruluşları, il, belediye, köy veya mahalli idare birlikleri tüzel kişilikleri adına tesbit olunacağı hükmünü içermektedir.Bunun yanında Medeni Kanunun 715. maddesinde de menfaati umuma ait  malların kural olarak devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğuna değinilmiş, bunların işletilme ve kullanılmasının özel hükümlerle düzenleneceği belirtilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cümleden olarak; 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş  ve Görevleri Hakkındaki  Kanunun 35. maddesinin değiştirilmesine dair 4379 Sayılı Yasa ile değişik söz konusu maddede cami ve mescitlerin Diyanet İşleri Başkanlığının izni ile açılıp başkanlıkça  yönetileceği, gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapıldığı halde izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve mescitlerin yönetiminin üç ay içerisinde Diyanet İşleri  Başkanlığına devredileceği hükmü getirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan; 2908 Sayılı Dernekler Kanununun 64. maddesine göre dernekler, ikametgahları ile amaç ve faaliyetleri için gerekli olanlardan başka taşınmaz mala sahip olamazlar. Bu edinme yasağının sadece satın alma, yahut bağış kabul etme anlamında değil, derneğin elinde olanın da tasfiyesini kapsamına aldığı açıktır. 2908 Sayılı Yasa’nın 64/2 maddesi bu tasfiyenin ne suretle yapılacağını da hükme bağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu düzenlemeler karşısında, kamunun yararlanmasına mahsus kamu mallarından olan cami ve müştemilatlarının, kamu tüzel kişileri dışında özel ve tüzel kişilerin (vakıf,dernek vs.) mülkiyetine konu olamayacağı gibi, bu yerlerin yönetim ve tasarrufunda özel ve tüzel kişilere bırakılamayacağı  kesin sonucuna varılmaktadır.&lt;br /&gt;Ayrıca, din hizmetlerinin bir bütün olarak topluma sunulması amacıyla cami ile birlikte oluşturulan imam evi, kuran kursu ve bu yerleri yaşatma amacının ekonomik  desteğini sağlayan aynı külliye içerisindeki iş yerlerinin yek diğerinden ayrılma olanağı bulunmadığı, buraların da özel ve tüzel kişilerin edinme ve yönetme yasağı kapsamında  olacağı kuşkusuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut olayda, davalı belediye kamu tüzel kişisi olup, yukarıda açıklanan ilkelerde öngörüldüğü anlamda kamunun yararlanmasına mahsus caminin bulunduğu taşınmazın bir kısım payının anılan tüzel kişiliğe ait olmasında yasal bir engel mevcut değildir.Öte yandan 3420 Sayılı Yasanın 16/A  maddesinin açık hükmü de  değinilen  nitelikteki  taşınmazların  aralarında  belediyenin de bulunduğu kamu tüzel kişileri adına tescilini öngörmektedir.      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi, yukarıda yazılı gerekçelerle doğrudur. Davacının temyiz itirazları yerinde değildir. Reddiyle, usül ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA,Harçlar Kanununun değişik 13. maddesinin j. Bendi gereğince  Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,12.11.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-6153133235867130307?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/6153133235867130307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/1-hukuk-dairesi-20089330-en-200811641.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6153133235867130307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6153133235867130307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/1-hukuk-dairesi-20089330-en-200811641.html' title='1. Hukuk Dairesi 2008/9330 E.N , 2008/11641 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-3294666724856048337</id><published>2009-05-27T09:14:00.001+03:00</published><updated>2009-05-27T09:15:55.359+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akıl hastalığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='maddi tazminat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manevi tazminat'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2008/2-131 E.N , 2008/152 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT&lt;br /&gt;o AKIL HASTALIĞI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;HAREKETLERİ İRADİ OLMAYAN KOCAYA KUSUR YÜKLENEMEYECEĞİNE GÖRE, KADININ MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ REDDEDİLMELİDİR.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki "boşanma, nafaka, maddi ve manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Zeytınburnu İkinci Aile Mahkemesi) nce ana davanın reddine, karşı davanın kabulüne dair verilen 23.12.2005 gün ve 2005/20 E. 2005/454 sayılı kararın incelenmesi davacı-karşı davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi'nin 20.11.2006 gün ve 2006/8400 E., 2006/15960 K. sayılı ilamı ile, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-style:italic;"&gt;...1- Davalı-davacı kadının akıl hastalığına dayalı boşanma davası bulunmamaktadır. Davacı-davalı kocanın akıl hastası olduğu ve kendisine vasi tayin edildiği sabittir. Akıl hastası olan davacıya kusur yüklenmesi mümkün olmamasına göre davalı-davacı kadının şiddetli geçimsizlik nedeniyle açmış olduğu davanın reddi gerekirken, davasının kabulü ile boşanmaya karar verilmesi doğru değil ise de, bu yön temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılmamış, yanlışlığa işaret edilmekle yetinilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle yoksulluk nafakası takdiri için nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmamasına göre, davacı-davalı kocanın aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Hareketleri iradi olmayan kocaya kusur yüklenemeyeceğine göre, Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2 madde koşulları oluşmamıştır. Davalı-davacı kadının maddi ve manevi tazminat isteminin reddi gerekirken yazılı şekilde&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;karar verilmesi doğru görülmemiştir...&lt;/span&gt;) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temyiz Eden: Davacı-karşı davalı vekili&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 20.02.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-3294666724856048337?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/3294666724856048337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-20082-131-en-2008152.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3294666724856048337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3294666724856048337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-20082-131-en-2008152.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2008/2-131 E.N , 2008/152 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-2967268275624969933</id><published>2009-05-27T09:12:00.002+03:00</published><updated>2009-05-27T09:14:27.622+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='menfi tespit davası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='6183 sayılı Kanun'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İYUK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yargı yolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hak düşürücü süre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ödeme emrinin iptali'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2008/21-139 E.N , 2008/204 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o ÖDEME EMRİNİN İPTALİ&lt;br /&gt;o MENFİ TESPİT DAVASI&lt;br /&gt;o HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;6183 SAYILI AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN'UN 58. MADDESİNDE DÜZENLENEN ÖDEME EMRİNİN İPTALİNE YÖNELİK DAVA, "MENFİ TESPİT" NİTELİĞİNDE OLUP, MADDEDE BELİRTİLEN; "BÖYLE BİR BORCU OLMADIĞI", "KISMEN ÖDENDİĞİ" VEYA "ZAMANAŞIMINA UĞRADIĞI" YÖNÜNDEKİ İDDİALAR DIŞINDA YENİ VE AYRI BİR İTİRAZ NEDENİ İLERİ SÜRÜLEMEYECEKTİR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADLİ YARGIDA AÇILMASI GEREKEN BU DAVA İDARİ YARGIDA AÇILMIŞ İSE, İDARİ YARGI YERİNCE VERİLEN GÖREVSİZLİK KARARININ KESİNLEŞMESİNDEN İTİBAREN 10 GÜNLÜK SÜRE İÇİNDE AYNI DAVA GÖREVLİ ADLİ YARGI YERİNDE AÇILDIĞI TAKDİRDE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE KORUNMUŞ OLACAKTIR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki "menfi tespit-ödeme emrinin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Tokat Birinci İş Mahkemesi)'nce davanın kabulüne dair verilen 23.08.2006 gün ve 1135-629 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Yirmibirinci Hukuk Dairesi'nin 26,06.2007 gün ve 17428-10266 sayılı ilamı ile, (&lt;span style="font-style:italic;"&gt;...Dava, davalı Kurumca prim borcu nedeniyle yapılan takip sonucu davacıya çıkarılan 07.12.2004 tarihli 46949 sayılı 10990 takip nolu ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece istemin kabulüne karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süresinde ödenmeyen prim ve diğer Kurum alacaklarının bizzat Kurumca cebren takip ve tahsil edilebileceği 506 sayılı Yasa'nın açık hükmü gereğidir. Cebren tahsil ve takip esasları 6183 sayılı Yasa'da gösterilmiştir. 506 sayılı Yasa'nın 80/7. maddesinde, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Yasa'nın uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde alacaklı Sigorta Müdürlüğü'nün bulunduğu yer İş Mahkemesinin yetkili olduğu, 6183 sayılı Yasa'nın 58/1. maddesinde de kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın ödeme emrine karşı tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde itiraz edebileceği bildirilmiştir. Bu 7 günlük itiraz süresi hak düşürücü süre olup, süreyi geçiren borçlunun artık menfi tespit, istirdat gibi aynı konuda hiçbir mahkemede dava açması mümkün değildir. Çünkü 6183 sayılı Yasa'da İİK'nın 72. maddesine koşut bir hüküm yer almamaktadır. 6183 sayılı Yasa İİK'ya nazaran özel bir yasa olup, uygulama önceliğine sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan, hukuk mahkemeleri ile idari mahkemeler arasındaki ilişki yargı yolu ilişkisi olup, bir hukuk davası idare mahkemesinde açılırsa idare mahkemesi kendisine açılmış olan davanın adli yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar vermekle yetinmek zorunda olup, kararda davanın belli bir hukuk mahkemesine gönderilmesine karar veremez. Davacı, bundan sonra hukuk mahkemesine yeni bir dava açabilir, ancak bu dava artık idare mahkemesine açılmış olan davanın devamı niteliğinde değildir. Bu nedenle, idare mahkemesinde dava açılması ile meydana gelen hak düşürücü sürenin kesilmesi, idare mahkemesinde açılan davada verilen kararın kesinleşmesi ile hükümsüz hale gelir. Daha açık bir anlatımla, hukuk mahkemesinde açılması gereken bir davanın yanlış yargı yoluna başvurularak idari yargıda açılmış olması hak düşürücü süreyi kesmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut olayda, ödeme emri davacıya 16.12.2004 tarihinde tebliğ edilmiş, davacı yanlış yargı yoluna başvurarak Sivas İdare Mahkemesi'nde dava açarak ödeme emrinin iptalini istemişse de; idare mahkemesi yargı yolu bakımından dava dilekçesinin reddine karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Davacı ödeme emrinin tebliğinden itibaren görevli ve yetkili Tokat İş Mahkemesi'ne 7 günlük hak düşürücü süre dolduktan sonra 14.07.2005 tarihinde dava açmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle olunca, mahkemece davanın 7 günlük hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle süre aşımından reddine karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...&lt;/span&gt;) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temyiz Eden: Davalı vekili&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerel mahkemece; davaya konu borcun dava dışı bir şirkete ait olduğu, davacının anılan şirketin hissedarı, üst düzey yöneticisi olmadığı, şirketi temsil ve ilzam yetkisi bulunmadığı belirtilerek, davanın kabulü ile ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel Daire'ce, yukarıda yazılı gerekçelerle karar bozulmuş, yerel mahkemece; "menfi tespit davasının her zaman açılabileceği, 6183 sayılı Kanun'da menfi tespit davasıyla ilgili bir düzenleme yapılmamış olmasının menfi tespit davası açma hakkı bulunmadığı şeklinde yorumlanamayacağı, 6183 sayılı Kanun'da idareye itiraz için öngörülen 7 günlük sürenin menfi tespit davası açma süresi olarak kabul edilemeyeceği" gerekçeleriyle önceki kararda direnilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da ödeme emrinin iptaline ilişkin davanın içeriğinin belirlenmesi; adli yargıda açılması gereken bir davanın (yanlış yargı yoluna başvurularak) idari yargıda açılmış olmasının hak düşürücü süreye etkisi noktalarında toplanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I- 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 80. maddesi; prim borçlarından dolayı tüzel kişilerin üst düzey yönetici ve yetkililerinin Kuruma karşı işverenleriyle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumluluklarını düzenlemiş,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3917 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile yapılan düzenleme sonrasında ise, Kurum alacaklarının takibinde 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davanın yasal dayanağını oluşturan 6183 sayılı Kanun'un 58. maddesi, Kurum alacakları yönünden tebliğ edilen ödeme emrine karşı dava açma hakkını 7 gün ile sınırlandırmıştır. İtiraz davası için öngörülen 7 günlük sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.04.2001 gün ve 2002/21-201-297; 24.03.2004 gün ve 2004/10164-170 sayılı kararları).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ödeme emrinin iptaline yönelik dava "menfi tespit" niteliğinde olup, maddede belirtilen; "böyle bir borcu olmadığı", "kısmen ödendiği" veya "zamanaşımına uğradığı" yönündeki iddialar dışında yeni ve ayrı bir itiraz nedeni ileri sürülemeyecektir. İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesine koşut bir düzenlemeye 6183 sayılı Kanun'da yer verilmemiş olması karşısında, 7 günlük hak düşürücü süreyi geçiren borçlunun, aynı konuda yeni bir menfi tespit davası açma olanağı bulunmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03.10.2007 gün ve 2007/21-623-717; 26.04.2006 gün ve 2006/21-198-249 sayılı kararları).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Üçüncü Şahıslardaki Menkul Malların, Alacak ve Hakların Haczi"ni düzenleyen 6183 sayılı Kanun'un 5479 sayılı Kanun ile değişik 79. maddesi sadece üçüncü şahıslar yönünden menfi tespit davasına yer vermiş, bu olanak kamu alacağı borçluları yönünden tanınmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda açıklanan maddi ve yasal olgular dikkate alındığında; ödeme emrinin iptaline yönelik eldeki davanın hak düşürücü sürede olup olmadığının öncelikle belirlenmesi, süre aşımının saptanması halinde davanın anılan nedenle reddine karar verilmesi, aksi durumda ise; 6183 sayılı Kanun'un 58. maddesinde belirtilen sınırlı itiraz nedenleri dikkate alınarak yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucunda karar verilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II- Yargı yolu yanlışlığının hak düşürücü süreye etkisi konusunda yapılan değerlendirmede ise aşağıdaki sonuca ulaşılmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava hakkı, birçok uyuşmazlıkta belirli bir süreyle sınırlandırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanın haklar üzerinde iki tür etkisi bulunmaktadır. Bunlardan ilki hakkı düşüren, diğeri ise hakkı engelleyen etkilerdir. İlkinde, belli bir zamanın geçmesiyle hak ortadan kalkar. Diğerinde ise, hak düşmez; ancak hak sahibinin bunu ileri sürmesi halinde, hak engellenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava açılmasının maddi ve usul hukuku bakımından birtakım sonuçları bulunmaktadır. Davanın açılması ile dava konusu alacak veya hak için söz konusu olan zamanaşımı kesilirken, hak düşürücü süreler de korunmuş olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı vekilince, idare mahkemesinde açılan davanın yapılan yargılaması sonucunda; "davanın, prim borcundan kaynaklanan kurum alacağının 6183 sayılı Yasa uyarınca ödeme emri gönderilmek suretiyle tahsili yoluna gidilmesi üzerine açıldığının anlaşıldığı, bu durumda, ödeme emrine karşı açılan davanın, yürürlükteki mevzuata göre adli yargı yerinde görülmesi gerektiği; bu itibarla, iş mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlığın idare mahkemesince esastan incelenerek sonuçlandırılmasına hukuken olanak bulunmadığı" gerekçesiyle; "2577 sayılı Kanun'un 15/1-a maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine, kararın tebliğini izleyen 30 gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere..." karar verilmesi üzerine, bu kez görevli iş mahkemesinde eldeki dava açılmış, yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda esastan karara bağlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel Daire'ce; hatalı (idari) yargı yoluna başvurulması halinde, hukuk mahkemesinde dava için öngörülen hak düşürücü sürenin korunmayacağı belirtilerek bozma kararı verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir uyuşmazlığın hangi yargı düzeni içerisindeki mahkemelerde çözümlenmesi gerektiği hususu kimi kez yanılgılara yol açabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle, diğer yargı yollarına ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenerek, Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu'nda bir düzenleme boşluğu olup olmadığının belirlenmesi sorunun çözümünde önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) İdari yargının görev alanına giren davalarda:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdari nitelikteki bir davanın hukuk mahkemesine açılması halinde izlenecek sürece ilişkin 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu (İYUK)'nda birbirini tamamlayan düzenlemeler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı idare, hatalı yargı yolu nedeniyle yargılamanın bitimine kadar yargı yolu itirazında bulunabilir. HUMK m. 7, yargı yolu itirazı halinde verilecek kararı "görevsizlik kararı" olarak nitelendirmiş olup, burada ifade edilen görevsizlik kararı yargı yolunu değiştirici niteliktedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2577 sayılı İYUK 3 ve devamı maddeler dikkate alındığında; hukuk mahkemesince ayrıca, idari yargı düzenindeki hangi mahkemenin görevli olduğuna ve dava dosyasının o mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi ise mümkün değildir. Anılan maddelerde bir idari davanın nasıl açılacağı belirtilmiş olup, bu yönteme uyulması zorunludur. Bir davanın idari nitelikte olduğunun anlaşılması üzerine dosyanın idare mahkemesine gönderilmesine karar verilmekle, başlangıçta adli yargı yerine açılmış olan davanın idari yargı yerine açılması sağlanamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdari eylem ve işlemlere karşı açılacak davalar hak düşürücü süreye bağlanmıştır. İYUK'daki düzenlemelere bakıldığında; davanın süresinde açılmamasının yaptırımı, usul yönünden "reddine" karar verilmesidir (2577 sayılı İYUK m. 14/3-e, 15/1-b).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, "Görevli Olmayan Yerlere Başvurma" başlıklı 9. madde hükmü ile; "Çözümlenmesi Danıştay'ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anılan düzenleme; Danıştay'ın, idare mahkemelerinin veya vergi mahkemelerinin görevine giren bir davanın, genel idari yargı düzeni dışındaki bir mahkemede açılması durumunda, mahkemece verilecek görevsizlik kararı üzerine genel idari yargıda açılacak davada, davanın süre aşımı nedeniyle reddinin önlenebilmesi için 30 günlük ek süre tanınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk mahkemesinin görevsizlik kararı üzerine yapılacak işlemler İYUK m. 9'da düzenlendiğinden, HUMK m. 193 hükmü burada uygulanmayacaktır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;b)Askeri yargının (Askeri Yüksek idare Mahkemesi'nin) görev alanına&lt;br /&gt;giren davalarda:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren, kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış gün olarak belirtilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İYUK'da olduğu gibi, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun "Görevli Olmayan Yerlere Başvurma" başlıklı 41. maddesinde de; "Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görevine giren uyuşmazlıklarda, askeri, idâri ve adli yargı mercilerine açılan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine, verilen kararların tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne dava açılabilir. Bu mercilere başvurma tarihi, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne müracaat tarihi olarak kabul edilir." hükmü yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Genel Kurulu'nun 02.06.2006 gün ve 2006/1 Esas, 2006/1 Karar sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında; 41. maddede belirtilen sürenin AYİM'in görevine giren uyuşmazlıklarda askeri, idari ve adli yargı mercilerine açılan davalarda verilen görevsizlik kararlarının kesinleşmesinden itibaren başlayacağı karara bağlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c)Adli yargının görev alanına giren davalarda:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hukuk davasının idari yargıda açılması halinde, re'sen ya da yargı yolu itirazı üzerine, davanın her safhasında (görevsizlik nedeniyle) dava dilekçesinin reddine karar verilebilir (İYUK m. 14/3-a, 15/1-a).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdari yargıya mensup bir diğer mahkemenin görevli olması hali dışında, dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi durumunda, davanın belli bir hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilemeyeceği maddede açıkça ifade edilmiştir (İYUK m. 15/1-a).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdare mahkemesinin görevsizlik kararı üzerine yapılması gereken işlemler önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatalı yargı yolunda (idari yargıda) görevsizlik kararı ile sonuçlanan davanın ne şekilde ve hangi sürede adli yargıda (hukuk mahkemesinde) ikame edileceği konusunda HUMK'da bir düzenleme bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortada bir hukuki düzenleme eksikliğinin mi (kanun boşluğu), yoksa yasa koyucunun bilinçli bir susmasının mı bulunduğunun belirlenmesi önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanun boşluğu; en yalın anlatımıyla, sorunun çözümüne katkı sağlayacak bir kuralın bulunmaması, yürürlükte olan hukuk düzeni dikkate alındığında, pozitif hukukun sınırları içerisinde sorunu çözecek bir düzenleme eksikliği şeklinde ifade edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenleme yapılmamış olması her zaman kanun boşluğu anlamına gelmeyebilir. Bir sorun hukuk dışı alanda düzenlenmiş ya da bilerek, isteyerek susma yoluyla yasa koyucu tarafından bilinçli olarak düzenlenmemiş de olabilir. Ne var ki, hukuk düzeninin bir kuralın varlığını gerektirmesine karşın, kanun dışında örf-adet hukuku da bunu düzenlememiş ise, bir kanun boşluğundan söz edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukukun görevi toplumsal yaşamı düzenlemek ve ilişkilerden doğacak sorunları gidermektir. Yasanın bir düzenleme öngörmediği davranış biçiminin çözümsüz bırakılması düşünülemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdari ve askeri yargıda özel kurallar çerçevesinde düzenlenen, hak arama özgürlüğü kapsamında önemli bulunan bu yöne HUMK hükümleri arasında yer verilmemiş olmasında, kanun koyucunun bilinçli susması, olumsuz düzenleme yapmak istemesi şeklindeki düşünceyi haklı gösterecek bir gerekçeye rastlanılamamıştır. Bu durumda, ortada bir kanun boşluğu bulunduğunun kabulü ile sorunun çözümlenmesi yasanın amacına uygun düşecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakimin hukuk yaratma alanına girebilmesi için, çözümü gereken olaya uygulanabilir kanun hükmü veya örf ve adet kuralının bulunmaması aranır. Hakim, kanun boşluğunu doldururken takip edeceği yol; Medeni Kanun'un 1. maddesinde açıklandığı üzere kanun koyucu gibi hareket etmekten ibarettir. Bu aşamada hakim, kanun koyucunun yapacağı gibi, tarafların karşılıklı menfaatlerini tespit ederek, bunları adalet süzgecinden geçirip hayat ihtiyaçlarını karşılayan ve aynı zamanda mevcut hukuk düzeni ve hukuki güvenlikle bağdaşan bir kural bulacaktır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu yönde en önemli araç kıyastır. Boşlukların kıyas yoluyla doldurulması, adaletin bir gereği olan eşitlik ilkesi, benzer olana benzer şekilde davranma ilkesinin de bir gereğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adli yargı mahkemeleri arasındaki göreve ilişkin uyuşmazlıklarda başvurulan; görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi üzerine, davacının, kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren on gün içinde yeniden dilekçe vermesinin gerektiği, aksi takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine ilişkin HUMK m. 193 hükmünün, somut olaya kıyasen uygulanması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda, sonradan görevli mahkemede açılan dava, görevsiz mahkemede açılmış olan davanın devamı niteliğinde kabul edilerek, görevsiz mahkemede dava açılması ile kazanılmış haklar saklı tutulmuş olacağından, hak düşürücü süre de, hatalı yargı düzenine bağlı mahkemede davanın açıldığı tarihe göre belirlenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak; idari yargı kararını takiben adli yargıda (hukuk mahkemesinde) yeni bir dava açabilmenin koşulları şu şekilde belirlenmelidir: Davanın görevsiz yargı yerinde açılmış olması; Görevsiz yargı yerinde açılan davanın, adli yargı düzeni içinde öngörülen hak düşürücü süre içerisinde açılmış olması;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdari yargı yerince verilen görevsizlik kararının temyiz edilmeyerek ya da temyiz edildiği takdirde onanmak suretiyle kesinleşmiş olması, kesinleşen kararı takiben 10 günlük süre içerisinde görevli adli yargı yerinde yeni bir davanın açılmış olması;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdari yargıda açılan dava ile adli yargıda açılan davanın aynı nitelikte olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtilen bu koşulların varlığı halinde, adli yargıda açılmış dava, hatalı yargı yolunda açılmış davanın devamı niteliğinde bulunacak, hak düşürücü süre de korunmuş olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece, görevsizliğe ilişkin bir kararın, iş bölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş olmasının, yargı kollarına göre farklı sonuçlar doğurmasının önüne geçilerek, anayasal nitelikteki hak arama özgürlüğü zedelenmemiş olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular dikkate alındığında; belirtilen koşulların varlığı halinde, açılan davanın süresinde olduğunun kabulü ile yasal dayanağını oluşturan 6183 sayılı Kanun'un 58. maddesinde belirtilen sınırlı sayılı haller doğrultusunda inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 27.02.2008 gününde yapılan ikinci görüşmede oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-2967268275624969933?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/2967268275624969933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-200821-139-en.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/2967268275624969933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/2967268275624969933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-200821-139-en.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2008/21-139 E.N , 2008/204 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-1544125656421958392</id><published>2009-05-27T09:08:00.001+03:00</published><updated>2009-05-27T09:11:21.123+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mücbir sebep'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kıdem tazminatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İş Kanunu'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2008/9-315 E.N , 2008/319 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o ZORLAYICI SEBEP&lt;br /&gt;o KIDEM TAZMİNATI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;5277 SAYILI KANUN'UN 25. MADDESİNDEKİ HERHANGİ BİR SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNDAN EMEKLİLİK VEYA YAŞLILIK AYLIĞI ALANLARIN BU AYLIKLARI KESİLMEKSİZİN BELEDİYELER İLE MADDEDE BELİRTİLEN DİĞER İŞYERLERİNDE ÇALIŞTIRILAMAYACAKLARINA İLİŞKİN DÜZENLEME, 4857 SAYILI İŞ KANUNU'NUN 24/111. MADDESİNDE BELİRTİLEN ZORLAYICI SEBEP OLARAK ELE ALINIP, KIDEM TAZMİNATINA HÜKMEDİLEMEZ.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki işçilik hak vedavanın kısmen kabulüne dair verilen 09.05.2006 gün ve 222-238 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi'nin 29.03.2007 gün ve 20566-8803 sayılı ilamı ile, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-style:italic;"&gt;...1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni ge-rektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Davacının 5277 sayılı Kanun'un kamu kuruluşlarında çalışanların yaşlılık aylıklarının kesilmesini öngörmesi nedeniyle aylık almayı tercih ederek işten ayrıldığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. İş akdini 5277 sayılı Yasa hükmünün gereğini yerine getirmek için de olsa kendisi fesheden davacı, kıdem tazminatına hak kazanamaz. Mahkemece kıdem tazminatı isteğinin reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalıdır...&lt;/span&gt;) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temyiz Eden: Davalı vekili&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, bir kısım işçilik alacakları yanında kıdem tazminatı istemine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerel mahkemece; davacının iş akdini 5277 sayılı Kanun'un 25. maddesi uyarınca 01.01.2005 tarihi itibarı ile feshettiği, Yasadan kaynaklanan zorunlu nedenle işten ayrılmış olması karşısında kıdem tazminatına hak kazanacağı belirtilerek, istemin kısmen kabulüne karar verilmiş, Özel Daire'ce, yukarıda yazılı nedenlerle verilen bozma kararına karşı önceki hükümde direnilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5277 sayılı 2005 Mali Yılı Bütçe Kanunu'nun 'İstihdam Esasları ve Kadroların Kullanımı"™ düzenleyen 25/f-II maddesi; "Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ye sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar/' hükmünü içermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı, yaşlılık aylığı almaya başladığı 1997 yılından sonra davalı Belediye Başkanlığında çalışmaya başlamış, 5277 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesi üzerine, yaşlılık aylığının kesilmemesi için iş akdini feshetmiştir. Uyuşmazlık, iş* akdinin davacı işçi tarafından haklı nedenle feshedilip edilmediği, bir diğer ifadeyle; 5277 sayılı Kanun'daki düzenlemenin, İş Kanunu'nun 24. maddesinde, işçiye iş akdini haklı nedenle fesih olanağı tanıyan "zorlayıcı sebep" kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı"nı düzenleyen 24. maddesinin III. bendinde "işçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebeplerin ortaya çıkması" hali düzenlenmiş olup, anılan koşulların varlığı halinde iş akdini fesheden işçinin kıdem tazminatından yararlanma olanağı bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maddede ifade edilen "zorlayıcı sebep"; işyerine, işletmeye ilişkin, kaçınılamayan ve önceden öngörülemeyen bir olay niteliğinde bulunup, işçinin, işyerindeki faaliyetini engellemeyen, çalışmasını güçleştirip, sıkıntı yaratmayan veya imkansız kılmayan nedenler bu kapsamda değerlendirilerek, işçiye 24/111. maddesi uyarınca iş akdini haklı nedenle fesih olanağı verdiği kabul olunamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5335 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 5277 sayılı Kanun'un 25. maddesinin ilgili fıkrası, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin belediyeler ile maddede nitelikleri belirtilen diğer işyerlerinde çalıştırılmayacaklarını hükme bağlamıştır. Yaşlılık aylığının kesilmesi durumunda belirtilen yerlerde çalışmayı sürdürmenin önünde bir engel bulunmamaktadır. 5277 sayılı Kanun ile getirilen bu düzenlemenin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24/111. maddesi kapsamında, işyerinde işin durmasını gerektiren nitelikte bir zorlayıcı&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;sebep olarak ele alınarak, kıdem tazminatına karar verilmesi isabetli bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda belirtilen bu maddi ve yasal olgular gözetildiğinde, Hukuk Genel Kurulu'nca benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 09.04.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-1544125656421958392?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/1544125656421958392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-20089-315-en-2008319.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1544125656421958392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1544125656421958392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-20089-315-en-2008319.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2008/9-315 E.N , 2008/319 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-6829288700363281809</id><published>2009-05-20T23:13:00.001+03:00</published><updated>2009-05-20T23:15:15.605+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='12. Hukuk Dairesi'/><title type='text'>12. Hukuk Dairesi 2008/13196 E.N. , 2008/15983 K.N.</title><content type='html'>İCRA HUKUKU • HACİZ BASKISI ALTINDA &lt;br /&gt;    VERİLEN BEYANIN GEÇERSİZLİĞİ &lt;br /&gt;       (İİK M. 83/a) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Özet: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Kesinleşmiş takipte haciz sırasın- &lt;br /&gt;      da haciz baskısı altında Bağ-Kur’dan alınan &lt;br /&gt;      maaşın haczedilmesine muvafakat edilmesi &lt;br /&gt;      geçerli olamaz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;  Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti için- &lt;br /&gt;de temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu iple ilgi- &lt;br /&gt;li dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görü- &lt;br /&gt;şülüp düşünüldü: &lt;br /&gt;  Takip kesinleştikten sonra, menkul haczi sırasında haciz baskısı al- &lt;br /&gt;tında borçlunun Bağ-Kur'dan aldığı emekli maaşının %90'ının haczine &lt;br /&gt;muvafakat etmesi Dairemizce oluşturulan son içtihatlara göre, İİK’in &lt;br /&gt;83/a maddesi gereğince geçerli sayılmamaktadır. Zira, haciz anında hac- &lt;br /&gt;zine muvafakat ettiği gelirinden yoksun kalmanın kendisine ne gibi sa- &lt;br /&gt;kıncalar getireceği normal bir insanın yaşamım bu gelir olmaksızın sür- &lt;br /&gt;dürüp sürdüremeyeceği tahmini olarak değil, ancak yaşandıktan sonra &lt;br /&gt;anlaşılabilir nitelikte olduğundan bu muvafakat İİK’in 83/a maddesi uya- &lt;br /&gt;rınca geçersizdir. O halde şikayetin kabulü gerekirken yazılı gerekçeyle &lt;br /&gt;reddi isabetsizdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme ka- &lt;br /&gt;rarının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK'nın 428. maddeleri &lt;br /&gt;uyarınca (BOZULMASINA), 22.09.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-6829288700363281809?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/6829288700363281809/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-200813196-en-200815983.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6829288700363281809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6829288700363281809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-200813196-en-200815983.html' title='12. Hukuk Dairesi 2008/13196 E.N. , 2008/15983 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-6851617846745498100</id><published>2009-05-20T22:56:00.002+03:00</published><updated>2009-05-20T23:06:34.679+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Ticaret Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='12. Hukuk Dairesi'/><title type='text'>12. Hukuk Dairesi 2008/8941 E.N. , 2008/14229 K.N</title><content type='html'>TİCARET HUKUKU • GÖRME ÖZÜRLÜLER &lt;br /&gt;    • SENET TANZİMİ • ŞEKİL ŞARTI &lt;br /&gt;   (TTK m.690, 668/3; 5378 SY m. 23, 24, 50) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Özet: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;01.07.2005 Tarihli Özürlüler Ka- &lt;br /&gt;      nunu’nun getirdiği yeni düzenlemeye göre, &lt;br /&gt;      senet tanziminde görme özürlülerin görenlerden farklı olarak herhangi bir şekil şartı kalmamıştır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;  Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının bozulmasını &lt;br /&gt;mutazammın 25.03.2008 tarih, 3004/5883 sayılı daire İlamının müdde- &lt;br /&gt;ti İçinde tashihen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu &lt;br /&gt;işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gere- &lt;br /&gt;ği görüşülüp düşünüldü: &lt;br /&gt;  Borçlu keşideci Ali Cevat hakkında 20.02.2006 tanzim, 20.10.2006 &lt;br /&gt;ödeme tarihli bonoya istinaden kambiyo senetlerine mahsus yol ile takip &lt;br /&gt;yapılmaktadır. &lt;br /&gt;  Borçlu, yasal süresi içinde İcra Mahkemesi nezdinde borca itiraz et- &lt;br /&gt;miştir. Dayanak senede ilişkin olarak İse, görme engelli olduğundan "im- &lt;br /&gt;zaladığı kağıdın bir senet olduğunu fark etmeyecek durumda" olduğunu &lt;br /&gt;belirtmiştir. &lt;br /&gt;  Her ne kadar Dairemizce TTK’nın 690.   maddesi yollaması ile bono- &lt;br /&gt;lar hakkında uygulanması gereken aynı Yasanın 668/3. maddesi uyarın- &lt;br /&gt;ca, amaların el yazısı ile imzaların usulen tasdik edilmiş olması gerektiği &lt;br /&gt;bu nedenle takibe konu senedin kambiyo senedi vasfında olmadığı taki- &lt;br /&gt;bin iptalinin gerektiği belirtilmiş ise de, anılan maddenin  3. fıkrası &lt;br /&gt;(TTK’nın 668/3. mad.) 1.7.2005 tarih ve 5378 Sayılı Özürlüler Kanunu- &lt;br /&gt;nun 50. maddesinin b bendi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Dayanak se- &lt;br /&gt;net iş bu kanunun yürürlük tarihinden çok sonra düzenlenmiştir. Bu iti- &lt;br /&gt;barla geçerliliği belirtilen pekil şartına tabi değildir. &lt;br /&gt;  5378 Sayılı Yasanın 23 ve 24.maddeleri ile de, görme özürlülerine ait &lt;br /&gt;diğer hukuki işlemlerde 18.1.1972 tarihli ve 1512 Sayılı Noterlik Kanu- &lt;br /&gt;nunun 73 ve 75. maddeleri değiştirilerek 73. maddesi ile ilgilinin görme &lt;br /&gt;özürlü olması halinde, noter, ilgilinin görme özürlü olduğunu anlarsa, iş- &lt;br /&gt;lemler özürlünün "istediğine bağlı olmak üzere iki tanık huzurunda yapı- &lt;br /&gt;lır" hükmü getirilmiştir. 75. maddesi ile de; "imza atabilen görme Özürlü- &lt;br /&gt;ler hariç olmak üzere tanık, tercüman veya bilirkişinin parmağı da bastırı- &lt;br /&gt;lır. " hükmüne yer verilmiştir. Diğer bir deyişle 73. madde ile tanık bulun- &lt;br /&gt;durulması özürlünün isteğine bırakılmış, zorunlu şart kılınmamış, 75. &lt;br /&gt;maddede ise, tanık bulundurulması halinden, imza atabilen görme özürlüler hariç tutulmuştur. Açıklanan durum itibariyle görme özürlülerin senet tanziminde; 5378 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca görenlerden farklı &lt;br /&gt;olarak herhangi bir şekil şartı kalmamıştır. &lt;br /&gt;  Borçlu, dayanak senettteki imzasına da itiraz etmediğine göre icra &lt;br /&gt;Mahkemesince borca itirazın kanıtlanamaması nedeniyle itirazın reddine &lt;br /&gt;dair kararın onanması gerekirken, bozulduğu anlaşılmakla alacaklı veki- &lt;br /&gt;linin karar düzeltme İsteminin kabulü gerekmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  SONUÇ: Alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Daire- &lt;br /&gt;mize ait 25.3.2008 tarih ve 2008/3004 E. - 2008/5883 K. sayılı bozma &lt;br /&gt;ilamının kaldırılmasına, Şanlıurfa 2.İcra Mahkemesinin 9.1.2008 tarih ve &lt;br /&gt;2007/321 E. - 20084/ K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. &lt;br /&gt;366. ve HUMK. 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), 14.00.YTL. &lt;br /&gt;onama harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, &lt;br /&gt;03/07/2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-6851617846745498100?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/6851617846745498100/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-20088941-en-200814229.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6851617846745498100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6851617846745498100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-20088941-en-200814229.html' title='12. Hukuk Dairesi 2008/8941 E.N. , 2008/14229 K.N'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-3629035337851595447</id><published>2009-05-20T22:52:00.003+03:00</published><updated>2009-05-20T23:13:05.118+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Ticaret Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kambiyo senedi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='12. Hukuk Dairesi'/><title type='text'>12. Hukuk Dairesi 2008/3004 E.N. 2008/5883 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;TİCARET HUKUKU • GÖRME ENGELLİNİN KAMBİYO SENEDİNİ &lt;br /&gt;  İMZALAMASI DURUMU • KAMBİYO SENEDİ NİTELİĞİ &lt;br /&gt;    (TTK m.690, 668/3; İİK m. 169/a) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Görme engelli olduğu anlaşılan borçlunun usulüne göre tasdik edilmeden imzaladığı bono kambiyo niteliğinde değildir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü: &lt;br /&gt;TTK'nın 690. maddesi yollamasıyla bonolar hakkında uygulanması &lt;br /&gt;gereken aynı yasanın 668/3. maddesinde de âmâların el yazısı ile imzalarının usulen tasdik edilmiş olması gerektiği hüküm altına alınmıştır. &lt;br /&gt;Somut olayda dosyaya sunulan doktor raporlarına göre itiraz eden &lt;br /&gt;borçlunun görme engelli olduğu anlaşılmaktadır. Senette adı geçenin imzasının usulüne uygun olarak tasdik edilmediğinden takibe konu bono kambiyo vasfında değildir. Bu nedenle istemin kabulüyle takibin iptaline karar vermek gerekirken İİK 169/a maddesinde belirtilen nitelikte belge ibraz edilmediğinden dolayı reddi isabetsizdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    SONUÇ:  Alacaklı      vekilinin  temyiz  itirazlarının  kısmen  kabulü   ile &lt;br /&gt;mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK'un 428. &lt;br /&gt;maddeleri   uyarınca   (BOZULMASINA),   25.03.2008   gününde   oybirliğiyle &lt;br /&gt;karar verildi.&lt;br /&gt;Bu karar "karar düzeltme" yoluyla kaldırılmıştır. &lt;a href="http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-20088941-en-200814229.html"&gt;Tıklayın.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-3629035337851595447?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/3629035337851595447/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-20083004-en-20085883.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3629035337851595447'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3629035337851595447'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-20083004-en-20085883.html' title='12. Hukuk Dairesi 2008/3004 E.N. 2008/5883 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-2975759787161178708</id><published>2009-05-09T09:41:00.000+03:00</published><updated>2009-05-09T09:43:31.870+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='icra inkar tazminatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='13. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><title type='text'>13. Hukuk Dairesi 2007/10850 E. N , 2008/356 K. N</title><content type='html'>İCRA İNKAR TAZMİNATI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Borçlu lehine tazminata hükmedilebilmesi için alacaklının haksız ve kötü niyetli olarak  icra takibi yapmış olması gerekir. Davalı, davacı hakkında icra takibi başlatmadığına göre ve davalının kabul beyanında %40 tazminattan açıkça söz edilmediğine göre davacının bu konudaki talebinin reddine karar verilmesi gerekir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın  kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı, davalı banka şubesine giderek kredi başvurusu talebinde bulunduğunu, ancak faizlerin o dönem yüksek olması nedeniyle şube personeline başvurudan vazgeçtiğini söylediğini, buna rağmen bankanın haberi olmadan adına hesap açarak tahakkuk ettirilen krediyi yatırdığını, adına yatan paradan her ay kesinti suretiyle kredi miktarının geri ödemesinin bankaca tahsil edildiğini, en son bakiye faiz tutarının kendisinden talep edilmesi üzerine durumdan haberdar olduğunu, bankadan kredi miktarını tahsil etmediğini ileri sürerek istenen 2.547,63 YTL’den borçlu olmadığının tespitine, %40 inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir.   Davalı, cevap dilekçesinde ve ilk celsede açılan davayı kabul ettiklerini, ancak davacının kredi başvurusundan vazgeçtiğine dair yazılı bildirimde bulunmaması nedeniyle davanın açılmasına sebep olmadıklarından yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmamaları gerektiğini savunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, davanın kabulü ile davacının davalı bankaya 2.547,63 YTL borçlu olmadığının tespitine, davalı vekili davayı kabul ettiğinden ve istenen %40 tazminata ilişkin bir itirazı bulunmadığından alacağın %40′ı oranında tazminatın davalıdan tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalının sorumlu tutulmasına karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-İİK 72 maddesi gereğince borçlu lehine tazminata hükmedilebilmesi için alacaklının haksız ve kötü niyetli olarak  icra takibi yapmış olması gerekir. Davalı, davacı hakkında icra takibi başlatmadığına göre ve davalının kabul beyanında %40 tazminattan açıkça söz edilmediğine göre davacının bu konudaki talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup  bozma nedenidir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK. 438/7 maddesi gereğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın “Hüküm” fıkrasının ikinci paragrafında yazılı olan “dava konusu alacağın %40′ı oranındaki tazminatın davalıdan alınıp davacıya verilmesine” sözlerinin hükümden çıkarılarak yerine “yasal şartları oluşmadığından davacının tazminat talebinin reddine”  sözlerinin yazılarak, hükmün düzeltilmiş bu hali ile ONANMASINA,peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 17.1.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-2975759787161178708?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/2975759787161178708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/13-hukuk-dairesi-200710850-e-n-2008356.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/2975759787161178708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/2975759787161178708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/13-hukuk-dairesi-200710850-e-n-2008356.html' title='13. Hukuk Dairesi 2007/10850 E. N , 2008/356 K. N'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-6273544305431216421</id><published>2009-05-09T09:38:00.001+03:00</published><updated>2009-05-09T09:40:11.623+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='menfi tespit davası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='13. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hukuki yarar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='icra takibi'/><title type='text'>13. Hukuk Dairesi 2007/10964 E N. , 2008/308 K. N.</title><content type='html'>İLGİLİ KAVRAMLAR&lt;br /&gt;İCRA TAKİBİ&lt;br /&gt;MENFİ TESPİT DAVASI&lt;br /&gt;HUKUKİ YARAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Henüz icra takibine başlanmadan önce de menfi tespit davası açilabilir. Davalı banka mahkemeye göndermiş olduğu yazıda kredi kartı üyelik sözleşmesinin kefili olan davacının borcu olduğunu bildirdiğine göre, davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararı vardır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı, 01.06.1999 tarihli kredi kartı sözleşmesinde kefil sıfatıyla imzasının bulunduğunu, sözleşmede kart limiti ve kefalet limitinin olmadığını, asıl borçlu hakkında icra takibi yapıldığını, davalı banka tarafından şifahi olarak sözleşmeden doğan borcun ödenmesinin istendiğini, kendisinin kefil olması nedeniyle her zaman icra tehdidi altında olduğunu belirterek kredi sözleşmesiyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı, davacıya dava tarihi itibariyle herhangi bir borç bildiriminde bulunulmadığını, davacının dava açmakta hukuki yararı olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, davacı aleyhine kredi sözleşmesinde kefil olması nedeniyle yasal bir yola başvurulmadığı, davacının dava açma hakkı doğmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dava dışı Şükrü ile davalı banka arasında 01.06.1999 tarihli kredi kartı üyelik sözleşmesi imzalandığı, davacının bu sözleşmeyi garantör sıfatı ile imzaladığı, davalının asıl borçlu aleyhine 21.08.2006 tarihinde kredi kartı üyelik sözleşmesinden doğan 3.572.50 YTL alacağın tahsili için icra takibi yaptığı, eldeki davanın açıldığı tarih itibariyle banka alacağının asıl borçludan tahsil edilemediği dosya içeriği ile sabit olduğu gibi, bu husus mahkemenin de kabulündedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUMK’da tespit davası konusunda açık bir düzenleme olmamakla birlikte, doktrinde ve uygulamada olumlu veya olumsuz tespit davası açılabileceği konusunda duraksama yoktur. Ne var ki, eda davasında olduğu gibi tespit davası açılmasında hukuki yararın olması, davacının dava açmasında korunmaya değer bir yararının olması dava şartıdır. Davacının hukuki durumunun güncel bir tehlike ile tehdit edilip, hukuki durumunun tereddüt içinde kalması ve açılacak dava ve verilecek karar ile bu tehdidin ortadan kalkmış olması halinde hukuki yararın mevcut olduğunun kabulü gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı, davalının borç ve dava tehdidi altında bulunması nedeniyle henüz icra takibine başlamadan önce yapılması muhtemel bir icra takibine karşı menfi tespit davası açabilir. Böyle bir menfi tespit davası açılmasında korunmaya değer hukuki yararın varlığının kabulü gerekir. İİK’nın 72. maddesi gereği henüz bir icra takibi yapılmadan önce menfi tespit davası açılması mümkündür. Öte yandan, somut olayda davalı mahkemeye göndermiş olduğu 01.02.2007 tarihli yazıda kredi kartı üyelik sözleşmesi nedeniyle 01.02.2007 tarihi itibariyle davacının 4.902.98 YTL borcu olduğunu bildirmiştir. Bu durumda davacının bu davayı açmaktan hukuki yararı olduğunun kabulü ile işin esasının incelenip sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı lehine (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 16.01.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-6273544305431216421?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/6273544305431216421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/13-hukuk-dairesi-200710964-e-n-2008308.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6273544305431216421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6273544305431216421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/13-hukuk-dairesi-200710964-e-n-2008308.html' title='13. Hukuk Dairesi 2007/10964 E N. , 2008/308 K. N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-1511922193363838136</id><published>2009-05-09T09:28:00.002+03:00</published><updated>2009-05-09T09:36:20.378+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilamlı icra'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='12. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bir taşınırın teslimine dair ilam'/><title type='text'>12. Hukuk Dairesi 2007/11592 E. N. , 2008/1274 K. N.</title><content type='html'>İLAMLI İCRA&lt;br /&gt;BİR TAŞINIRIM TESLİMİNE DAİR İLAM&lt;br /&gt;MAL TEMİN EDİLEMEZSE İLAMDAKİ DEĞERİNİN TAHSİL EDİLECEĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mahkemenin, davaya konu aracın seri üretimden kalktığı, bu nedenle yenisi ile değiştirilmeyeceği ve fatura bedelinin ödenmesi gerektiği yönündeki kararı doğru değildir. Zira, icra ve iflas kanununun 24. maddesine göre ilamın icrası sırasında mal temin edilemez ise, ilamda yazılı değeri tahsil edilecektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki aracın yenisi ile değiştirilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı, davalı şirketten satın aldığı Hyundai Accent LX marka aracın çok fazla yakıt tükettiğini, serviste aracın bazı parçalarının değiştirilmesine rağmen sorunun giderilemediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, aracın yenisi ile değiştirilmesine veya dava tarihindeki anahtar teslimi değerinin ödetilmesine, yapmış olduğu giderler ve fazla yakıt tüketimi nedeniyle de 1000 YTL maddi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı, 26.11.1999 tarihinde satın alınan araç nedeniyle iki yıllık garanti ve zamanaşımı süresinin dolduğunu, araçta fazla yakıt tüketiminin söz konusu olmadığını savunarak, davanın gerek zamanaşımı gerekse esastan reddini talep etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen ilk hüküm, davacının temyizi üzerine Dairemizce, “bilirkişi raporları arasında çelişki olduğu, raporlar arasındaki çelişkiyi giderecek şekilde 3. bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği” hususuna değinilerek bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda bu kez, davanın kısmen kabulüne, aracın üretimden kalkmış olması nedeniyle yenisi ile değiştirilmesi mümkün olmadığından fatura bedeli olan 3.444,00 YTL’nin ve 579,80 YTL tazminatın tahsiline, fazla istemin reddine, aracın davalıya iadesine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Hükmüne uyulan Dairemize ait bozma ilamı sonrasında mahkemece görüşüne başvurulan 22.12.2006 tarihli üç kişilik bilirkişi raporunda, araçta yakıt sarfiyatının fazla olduğu, bu durumun imalat hatası niteliğinde bulunduğu belirtilmiş olup, mahkemenin kabulü de bu yönde olmasına rağmen, dava konusu aracın seri üretimden kalkmış olması nedeniyle yenisiyle değiştirilmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle mahkemece davacının “aracın yenisi ile değiştirilmesi” yönündeki talebi kabul edilmeyerek aracın fatura bedelinin ödetilmesine karar verilmiştir. Oysa ki, İcra İflas Kanunu’nun 24.maddesinin 4. fıkrasında, “Yedinde bulunmazsa ilamda yazılı değeri alınır. Vermezse ayrıca icra emri tebliğine hacet kalmaksızın haciz yoluyla tahsil olunur. Taşınır malın değeri, ilamda yazılı olmadığı veya ihtilaflı bulunduğu takdirde, icra memuru tarafından haczin yapıldığı tarihteki rayice göre takdir olunur.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre malın bulunamaması halinde İİK’nın 24. maddesinin uygulanması söz konusu olduğundan dava konusu araç infaz sırasında temin edilemez ise İİK’nın 24. maddesine göre işlem yapılması mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle kararın infazının güçlük yaratmasından söz edilemeyeceği gibi, aracın seri üretimden kalkmış olması da yasal seçimlik haklarından birini kullanan tüketicinin bu isteminin karşılanmamasına gerekçe olarak gösterilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde, yasanın tüketiciye tanımış olduğu seçimlikhaklardan tüketicinin öncelikli talebi olan “aracın yenisi ile değiştirilmesine” ilişkin talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde bu talebin reddi ile fatura bedelinin ödetilmesine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Bkz. Aynı yönde HGK kararı 2005/4-309 E. 2005/391 K.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: 1. bent gereğince davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davacı yararına (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 04.02.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-1511922193363838136?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/1511922193363838136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-200711592-e-n-20081274.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1511922193363838136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1511922193363838136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-200711592-e-n-20081274.html' title='12. Hukuk Dairesi 2007/11592 E. N. , 2008/1274 K. N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-8936591788664650546</id><published>2009-05-09T09:17:00.002+03:00</published><updated>2009-05-09T09:25:21.922+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='12. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kambiyo takibi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zamanaşımı'/><title type='text'>12. Hukuk Dairesi 2007/14293 E. N. 2007/17749 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;KAMBİYO SENETLERİNE MAHSUS İCRA TAKİBİ&lt;br /&gt;ZAMANAŞIMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Borçlunun İİK'nın 71. maddesine dayanan isteminin incelenebilmesi, bu istemin belli bir süre içinde ileri sürülmesi koşuluna bağlı değildir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Alacaklı tarafından borçlular hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine geçilmiş ve borçluların örnek 163 no'lu ödeme emrinin tebliği üzerine yasal 5 günlük sürede itiraz etmemeleri nedeniyle takip kesinleşmiştir. Alacaklı tarafça 30.05.2002 tarihi ile 10.08.2005 tarihi arasında dosyada herhangi bir işlem yapılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takibin kesinleşmesinden sonra yenileme tarihi olan 10.08.2005 tarihine kadar TTK'nın 661. maddesinde öngörülen 3 yıllık zamanaşımı süresi dolmuş bulunmaktadır. Ayrıca, İİK'nın 71/2. maddesinde; ( Borçlu, takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borcun zamanaşımına uğradığını ileri sürecek olursa, 33/a maddesi hükmü kıyasen uygulanır. ) düzenlemesi yer almakta, İİK'nın 33/a-1. maddesinde ise, ( ilamın zamanaşımına uğradığı veya zamanaşımının kesildiği veya tatile uğradığı iddiaları icra mahkemesi tarafından resmi vesikalara müsteniden incelenerek icranın geri bırakılmasına veya devamına karar verir. ) denilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere, borçlunun İİK'nın 71. maddesine dayanan isteminin incelenebilmesi, bu istemin belli bir süre içinde ileri sürülmesi koşuluna bağlı değildir ( HGK 04.11.1998 tarih, 1998/12-763 E., 1998/797 K. ).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda mahkemece, itirazın kabulü ile icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin süreden reddi isabetsizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA , 04.10.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-8936591788664650546?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/8936591788664650546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-200714293-e-n.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8936591788664650546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8936591788664650546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-200714293-e-n.html' title='12. Hukuk Dairesi 2007/14293 E. N. 2007/17749 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-8301231810376443112</id><published>2009-05-09T09:10:00.003+03:00</published><updated>2009-05-09T09:14:56.866+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bono'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Ticaret Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zamanaşımı'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2007/19-132  E. N. , 2007/153 K. N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;BONO&lt;br /&gt;ZAMANAŞIMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bonolarda üç yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonraki bir yıl içinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak alacak davası açabileceğine ilişkin yerel mahkemenin direnme hükmü doğrudur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 4.Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 02.02.2005 gün ve 2004/230 E-2005/14 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 24.01.2006 gün ve 2005/4699-2006/356 sayılı ilamı ile;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( &lt;span style="font-style:italic;"&gt;... Davacı vekili, müvekkilinin icra takibinin dayanağı bonoların yetkili hamili bulunduğunu, bonolar zamanaşımına uğradığı için genel haciz yolu ile takibe girişildiğini, TTK.nun 644. maddesi uyarınca davalı keşidecinin sorumluluğunun bulunduğunu, sebepsiz zenginleşmediğini davalının ispatlaması gerektiğini itirazın haksız olduğunu ileri sürmüş ve itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı vekili, müvekkilince alınan ofset baskı makinesi karşılığında peşinat ve lehtarı dava dışı Salih Kuş olan dava konusu bonoların verildiğini, makine ayıplı çıktığı için bonoların dört yıl süre ile tahsile konulmadığını, zamanaşımına uğrayan bonoların birlikte çalıştıkları kötüniyetli davacıya ciro edilerek takibe girişilmesinin haksız olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, bonolarda da TTK.nun 644. maddesine dayanılarak davacı hamil tarafından davalı keşideci aleyhine sebepsiz iktisap davası açılabileceği, bonoların vade tarihleri ile takip tarihi arasında 3 yıllık süre dolduğu için hamilin kambiyo hukukuna dayalı takip hakkını kaybettiği ancak BK.nun 66. maddesinde öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresinde takibe girişildiğinden davalının zamanaşımı definin yerinde olmadığı, dosya kapsamından davalının süresinde ayıp ihbarında bulunmadığı hususunun anlaşıldığı gerekçesi ile faiz talebi yönünden alınan bilirkişi raporu da dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, takibin 1.483.000.000 TL. asıl alacak, 2.721.183.746 TL. işlemiş faiz olmak üzere toplam 4.204.183.746 TL. üzerinden asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte devamına, hükmolunan miktarın %40'ı oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TTK.nun 690. maddesinde 644. madde yazılı olmadığından, poliçeler hakkında uygulanması gereken 644. maddenin bonolar hakkındaki dava ve takiplere uygulanması mümkün bulunmamaktadır. Bu itibarla, davacı ancak genel hükümler dairesinde haksız iktisap kurallarına göre dava açabilir. Mahkemece bu yönlerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir... &lt;/span&gt;),&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, bonoya dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı; keşidecisi davalı olan 5 adet bononun hamili olduğunu, bonoların ibraz süresi geçtiğinden ilamsız icra takibi yaptıklarını, davalının takibe itiraz ettiğini, kambiyo senedine dayalı olarak müracaat hakkını yitirdiğinden, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davalıdan alacaklı bulunduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı, sebepsiz zenginleşmediğini, senetlerin zamanaşımına uğradığını cevaben bildirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece; bonolarda zamanaşımı süresinin dolduğu, davacı-yetkili hamilin kambiyo hukukuna dayalı takip hakkını kaybettiği ancak, BK. m.66'da öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresi içinde takibe giriştiğinden, davalının zamanaşımı definin yerinde olmadığı, ayrıca süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı açıklanarak; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel Dairece; Poliçeler hakkında uygulanması gereken TTK. m.644'ün bonolar hakkında uygulanamayacağı, davacının ancak genel hükümlere ve haksız iktisap kurallarına göre dava açabileceği açıklanarak karar bozulmuş, mahkemece ilk hükümde direnilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyuşmazlık; Türk Ticaret Kanununun poliçelere uygulanacak 644. maddesinin bonolarda uygulanacak hükümleri gösteren 690. maddesine atıf yapmamış olması karşısında; bu durumun bir unutma sonucu olup olmadığı, dolayısıyla bono hamilinin sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak üç yıldan sonraki bir yıl içerisinde keşideciye başvuru imkanının bulunup bulunmadığı, noktasında toplanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle belirtelim ki, icra takibine konu edilen bonolar, 15.06.2000 ila 15.01.2001 vade tarihlerini taşımakta olup, üç yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu ve icra takibinin üç yılı takip eden bir yıl içinde açıldığı konusunda yerel mahkeme ile Yüksek Daire arasında bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Ticaret Kanununun 644. maddesinin bonolarda da uygulanması gerekip gerekmediği konusunda öğretide; Prof.Dr.Hayri Domaniç bonolara uygulanacak poliçe hükümleri arasında TTK.nun 644. maddesine atıf yapılmamasının kanunumuzun bir noksanı ve haksızlık olduğunu, poliçe de ikinci derecede sorumlu bulunan keşidecinin haksız iktisap kurallarına dayanılarak dava edilebilmesi doğrultusunda, bononun asli borçlusu olan keşidecinin dava edilmesinin evleviyet icabı mümkün olduğunu, hamilin haklarını kaybetmesini haklı gösteren bir sebep düşünülemeyeceğini ve bu durumun kanunumuzun ve İsviçre Kanununun teknik bir hata ve noksanı olduğunu açıklamaktadır. ( Kıymetli Evrak Hukuk ve Uygulaması, TTK.Şerhi-IV, 1990 Bası, s:485-486 ).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof.Dr.Reha Poroy ve Prof.Dr.Ünal Tekinalp; bono düzenleyene karşı kambiyo talep hakkı zamanaşımına uğrarsa, haksız zenginleşme kuralları uyarınca müracaat etmesinin doğru olacağını, bu nedenle anılan hükümlerin bonolara da uygulanacağının kabul edildiğini ifade etmektedirler. ( Poroy/Tekinalp Kıymetli Evrak Hukuk Esasları 15 Bası s.238 ).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof.Dr.Yaşar Karayalçın TTK.nun 644. maddesinin bonolara da uygulanacağı görüşündedir. ( Ticari Senetler, s.348 ).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; öğretideki baskın görüş, TTK.nun 644. maddesinin bonolara da uygulanması gerektiği, yönünde olup, Yargıtay'ın ağırlıklı uygulaması da aynı yöndedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek mehaz İsviçre Kanununda, gerekse Türk Ticaret Kanununda bonolara uygulanmak üzere, poliçe hükümlerine atıf yapan 690. maddede sebepsiz iktisaba ilişkin 644. maddenin zikredilmemiş olmasının, bilinçli ve kasıtlı bir davranış olmayıp bir kanun tekniği noksanlığı, bir unutma sorunu olduğu kabul edilmek icap eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde olan Türk Ticaret Kanunu Tasarısında, mevcut kanundaki eksiklik giderilmiş ve poliçede sebepsiz zenginleşme hükümlerini gösteren 732 maddeye, 778/1-d bendinde gönderme yapılmış ve gerek öğreti, gerekse Yargıtay'daki baskın görüşü kanun maddesi olarak düzenlemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere bonolarda uygulanacak poliçe hükümlerini gösteren maddede atıf yapılmamış olmasının, bilinçli ve kasıtlı bir davranış değil, unutma-sonucu olduğunun kabulü gerekmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1. maddesinin 3.fıkrası uyarınca "hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır" aynı maddenin 2.fıkrasına göre ise "kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir", denmektedir. Bu hükme göre burada mevcut olan boşluğun doldurulması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Poliçelerde, kabul eden ve keşidecinin sorumluluğu ile bonolardaki borçlu keşidecinin sorumlulukları aynı nitelikte sayılmaktadır. Çünkü, bonoyu düzenleyen tıpkı poliçede senedi kabul eden muhatap gibi sorumludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda açıklanan bilimsel görüşler ile Yargıtay'ın ağırlıklı uygulaması birlikte düşünülerek yapılan değerlendirme sonunda; bono hamilinin BK.nun 61 vd. maddeleri uyarınca nedensiz zenginleşme hükümlerine göre keşideciye müracaat edebileceğinin kabul edilmesi gerekir. Özellikle TTK.nun 690. maddesinde, 644. maddeye göndermede bulunulmamış olmasının makul bir izahının yapılması mümkün olmadığından, dava konusunu bonolarla ilgili olarak, vadeyi takip eden üç yıldan sonra sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ve bir yıl içinde borçluya başvurması gerekir. Bu itibarla bonolara uygulanacak poliçe hükümlerinin arasında 644. maddenin yer almamasının, kanun koyucunun bilinçli bir tercihi değil bir unutma sonucu olduğu ve anılan maddenin bonolara da uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu, Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2001 gün, E. 19-20, K. 310 kararıyla gündeme gelmiş ve bono hamilinin BK.nun 61 vd. maddeleri uyarınca nedensiz zenginleşme hükümlerine göre keşideciye müracaat edebileceği kabul edilmekte ve özellikle doktrinde TTK.nun 690 maddesinde, 644 maddeye göndermede bulunulmamış olmasının makul bir izahının yapılamayacağının vurgulandığı belirtilerek, dava konusunu bonolarla ilgili olarak, vadeyi takip eden üç yıldan sonra sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ve bir yıl içinde borçluya başvurması gerektiği belirtilerek aynı yöndeki doktrin ile uygulamadaki baskın görüş desteklenmiştir. ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.12.1969 gün ve 1966/T-1131-860 sayılı ilamı da aynı yöndedir. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle olunca, mahkemenin bonolarda üç yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonraki bir yıl içinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak alacak davası açabileceğine ilişkin yerel mahkemenin direnme hükmü doğrudur. Ne var ki, mahkeme kararının esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairesine gönderilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin bonolarda sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak lehtarın keşideciye başvuru hakkının olduğu yönündeki direnme kararı doğru olmakla birlikte, işin esasına yönelik olan davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 19.Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 21.03.2007 gününde oyçokluğu ile karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-8301231810376443112?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/8301231810376443112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-200719-132-e-n.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8301231810376443112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8301231810376443112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-200719-132-e-n.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2007/19-132  E. N. , 2007/153 K. N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-111433219101589510</id><published>2009-05-09T09:02:00.001+03:00</published><updated>2009-05-09T09:05:39.052+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='velayet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Medeni Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='boşanma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='maddi tazminat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manevi tazminat'/><title type='text'>2. Hukuk Dairesi 2006/10111 E. N. , 2007/4490 K. N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;BOŞANMA&lt;br /&gt;MADDİ TAZMİNAT&lt;br /&gt;MANEVİ TAZMİNAT&lt;br /&gt;VELAYET&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Toplanan delillerden davacı-davalı annenin çocukların eğitim ve gelişimine ilişkin amacı aşan davranışlarda bulunduğu, bu durumun pedogok raporu ile belirlendiği anlaşılmıştır. Bu nedenle müşterek çocukların velayetinin davalı-davacı babaya bırakılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki davanın birleştirilerek yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün * duruşmalı temyiz eden Turan Oduncular ile vekili Av. Canan Şener, temyiz eden karşı taraf Esra Oduncular vekili Av. Zuhal Altanay geldi. Davacı vekili "biz temyizimizden vazgeçiyoruz" dedi. Okunan ifadesi onaylattırıldı, imzası alındı. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&lt;br /&gt;1-Davacı-davalı kadın vekili katılma yoluyla temyizinden murafaa sırasında feragat ettiğinden temyiz isteğinin feragat nedeniyle reddine,&lt;br /&gt;2-Davalı-davacı kocanın temyizinin incelenmesine gelince;&lt;br /&gt;A-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacı kocanın aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.&lt;br /&gt;B-Tarafların tesbit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecesine  paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında * davacı-davalı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat çoktur. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Borçlar Kanununun 42 ve  44. maddesi hükmü  dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK.md.174/1)  ve manevi (TMK .md. 174/2) tazminat taktiri gerekir. &lt;br /&gt;Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.&lt;br /&gt;C-Toplanan delillerden davacı-davalı annenin çocukların eğitim ve gelişimine ilişkin amacı aşan davranışlarda bulunduğu, bu durumun pedogok raporu ile belirlendiği anlaşılmıştır. Bu nedenle müşterek çocukların velayetinin davalı-davacı babaya bırakılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.&lt;br /&gt;SONUÇ:Temyiz edilen hükmün 2/B-C bendinde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, davalı-davacı kocanın diğer temyiz itirazlarının 2/A bendinde gösterilen nedenlerle ONANMASINA, davacı-davalı kadının temyiz itirazlarının 1.bentte gösterilen nedenlerle REDDİNE, duruşma için takdir olunan 500 YTL. vekalet ücretnin Esra'dan alınıp Turan'a verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 20.03.02.2007&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-111433219101589510?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/111433219101589510/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/2-hukuk-dairesi-200610111-e-n-20074490.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/111433219101589510'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/111433219101589510'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/2-hukuk-dairesi-200610111-e-n-20074490.html' title='2. Hukuk Dairesi 2006/10111 E. N. , 2007/4490 K. N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-6362283545126346821</id><published>2009-05-09T08:56:00.004+03:00</published><updated>2009-05-09T09:06:04.124+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ceza Muhakemeleri Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2. Ceza Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hükmün açıklanmasının geri bırakılması'/><title type='text'>2. Ceza Dairesi 2009/23448 E. N. , 2009/12196 K. N</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmü kesinleşmediği halde infaza verilen bu hükümlülüğe ilişkin kesinleşmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair kararın hukuken geçersiz olduğu belirlenmekle, hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa’nın 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.nun 231.maddesi uyarınca; hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Dosya incelenerek gereği düşünüldü;&lt;br /&gt;Sanık hakkında 765 sayılı TCK.nun 492/2 ve devamı maddeleri uyarınca hükmolunan hapis cezasının 647 Sayılı Kanunun 4.maddesi uyarınca paraya çevrilmesi karşısında; hükmün temyizi mümkün olduğu kabul edilerek mahkemenin 14.03.2008 tarihli temyiz isteminin reddine ilişkin kararın kaldırılmasına karar verilmek suretiyle yapılan incelemede;&lt;br /&gt;Sanık hakkında 27.12.2007 tarihinde verilen mahkumiyet hükmü kesinleşmediği halde infaza verilen bu hükümlülüğe ilişkin Antalya C.Başsavcılığının talebi üzerine mahkemece 11.04.2008 tarihinde verilen kesinleşmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair kararın hukuken geçersiz olduğu belirlenmekle,&lt;br /&gt;Hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa’nın 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.nun 231.maddesi uyarınca; hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, &lt;br /&gt;Bozmayı gerektirmiş sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 11.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-6362283545126346821?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/6362283545126346821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/2-ceza-dairesi-200923448-e-n-200912196.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6362283545126346821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6362283545126346821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/2-ceza-dairesi-200923448-e-n-200912196.html' title='2. Ceza Dairesi 2009/23448 E. N. , 2009/12196 K. N'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-1176178670944600845</id><published>2009-05-05T22:58:00.002+03:00</published><updated>2009-05-05T23:04:29.430+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kamulaştırma Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamulaştırma bedeli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamulaştırmasız elatma'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2006/5-291 E. N., 2006/267 K.N</title><content type='html'>Hukuk Genel Kurulu 2006/5-291 E., 2006/267 K.&lt;br /&gt;*  KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN TESPİTİ &lt;br /&gt;*  2942 S. KAMULAŞTIRMA KANUNU [ Madde 11 ] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Kamulaştırmasız el koyma nedeniyle bedel davalarında Kamulaştırma Kanunu'nun bedel tespitine ilişkin hükümleri kıyasen uygulanmakla birlikte; geçerli kabul edilen ilk bilirkişi raporuna tarafların itiraz etmeleri halinde, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması olanaklı değildir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;"İçtihat Metni"&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki "kamulaştırmasız elatma nedeniyle tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Kartal Üçüncü Asliye Hukuk Mahkemesi)'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 14.10.2003 gün ve 2002/844-2003/790 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Beşinci Hukuk Dairesinin 20.09.2004 gün ve 8726-8576 sayılı ilamı ile, (...Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece bilirkişi incelemeleri yaptırılmıştır. Dava konusu taşınmazın arsa niteliğinde kabulü ile emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesi yöntem itibariyle doğrudur. Ancak; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı bölgeden Dairemize intikal eden dava dosyalarında taşınmazın niteliği, özellikleri de dikkate alındığında m2 birim bedelinin, değerlendirme tarihi itibariyle 200.000.000 TL'yi geçemeyeceği gözetilmeden, daha yüksek değer biçen bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda fazla bedele hükmedilmesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temyiz Eden: Davalı vekili &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, kamulaştırması el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı vekili; tapuda müvekkilinin paydaş olduğu İstanbul ili, Kartal ilçesi, Şamandıra mahallesi 6829 ada 11 parsel sayılı ve arsa niteliğindeki taşınmaza davalı idarece yol yapılmak suretiyle kamulaştırması el atıldığını ileri sürerek, 46.161.000.000 TL kamulaştırması el koyma karşılığının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı idare vekili; talep edilen bedelin çok yüksek olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemenin, "arsa niteliğindeki taşınmaza 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 11/3-g maddesi uyarınca emsal karşılaştırması yapılarak metrekarede 250.000.000 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporlarının usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle "davanın kısmen kabulüne" dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Mahkemece "dava konusu taşınmazla aynı bölgede bulunan taşınmazlara metrekarede 200.000.000 TL değer biçildiğine ilişkin dosyada bilgi ve belge bulunmadığı gibi, aksine aynı yerde bulunan bir başka taşınmaz için biçilen 250.000.000 TL/m2 bedel esas alınmak suretiyle hükmedilip kesinleşen karar gözönüne alındığında, dava konusu taşınmaz için takdir edilen bedelin çevre parsellerle de uyumlu olduğunun anlaşıldığı" gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; kamulaştırması el koyma karşılığının, arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması sonucu 250.000.000 TL/m2 değer biçen bilirkişi kurulu raporu esas alınarak mı, yoksa bozma ilamında işaret edilen, aynı bölgeden temyizen intikal eden dava dosyalarında belirlenen bedeller gözönüne alınarak en fazla 200.000.000 TL/m2 değer üzerinden mi hüküm altına alınması gerektiği noktasında toplanmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği ve 16.05.1956 gün 1/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere, usulü dairesinde verilmiş bir kamulaştırma kararı olmadan ve bedeli ödenmeden taşınmazına el konulan kimse, ilgili kamu tüzel kişisi aleyhine el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, değer karşılığının verilmesini de isteyebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamulaştırmasız el atma halinde kamu kurumu, Kamulaştırma Kanunu'na uygun hareket etmeden, ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Bu bakımdan dava, mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. (11.02.1959 gün E: 1958/17, K: 1959/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinden) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, kamulaştırmasız el koyma olgusunun kabul edilebilmesi için, kamulaştırma ile el koyma yetkisi kendisine tanınmış olan gerçek veya özel ve kamu tüzelkişiliği olan kimsenin, kamu yararı gerektirdiği için el koymuş olması gerekir. (Ali Arcak - Edip Doğrusöz, Kamulaştırması Elkoyma, Ankara 1992, S: 20) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamulaştırması el koyma nedeniyle ister el atmanın önlenmesi davası, isterse yer bedeli veya tazminat ya da ecrimisil davası açılmış olsun, davacının iddiasının araştırılması bilirkişi incelemesine bağlıdır. (Age, Ankara 1992, S: 55) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada, bilirkişilerin taşınmazın değerinin tespitine ilişkin değer biçme esaslarını düzenleyen herhangi bir yasal düzenleme mevcut değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, öteden beri Yargıtay İçtihatlarında kamulaştırma hukukunda olduğu gibi, Kamulaştırma Kanunu'nun 11. maddesinde öngörülen emsal incelemesindeki ilkeler aranmaktadır. (Üçüncü Hukuk Dairesi 16.03.1976 gün, E: 1813, K: 2654; Dördüncü Hukuk Dairesi 10.02.1972 gün, E: 10300, K: 1001; Beşinci Hukuk Dairesi, 14.11.1985 gün, E: 11780, K: 12446) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun değer tespiti esaslarını düzenleyen 11. maddesinde; Taşınmazın cins ve nevinin, yüzölçümünün, kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurların, her unsurun ayrı ayrı değerinin, vergi beyanının, kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerinin, özellikle arsalarda kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerinin ve bedelin tespitinde etkili olacak değer objektif ölçütlerin esas alınarak taşınmaz bedelinin takdiri gerektiği öngörülmüştür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanunun lafzı ve ruhu gözönüne alındığında; ana ilke, taşınmazın gerçek değerinin tespit edilmesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16.05.1956 gün ve 1/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, taşınmazına el konulan kimse, mülkiyet hakkının kamu tüzel kişiliğine devrine razı olarak, taşınmaz malın bedelini dava ettiği takdirde ödenecek bedel, taşınmazın dava tarihindeki değeri olacaktır. Dolayısıyla kamulaştırması el koyma nedeniyle tazminat davalarında da amaç, taşınmazın gerçek değerinin tespiti olup, kamulaştırma ile denklik sağlanabilmesi için Kamulaştırma Kanunu'nun değer tespitine ilişkin hükümleri uygulanmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan ayrı, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu Tasarısı gerekçesinde, 11. maddede sayılan ölçütlerin Anayasa'nın 46. maddesindeki unsurlar gözö-nünde tutularak düzenlendiği belirtildiğinden, kamulaştırmasız el koyma nedeniyle bedel davalarında 11. maddedeki esaslara göre bedel tespitinin taraflar açısından Anayasal güvence teşkil edeceği açıktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemle vurgulanmalıdır ki, kamulaştırmasız el koyma nedeniyle bedel davalarında Kamulaştırma Kanunu'nun bedel tespitine ilişkin hükümleri kıyasen uygulanmakla birlikte; geçerli kabul edilen ilk bilirkişi raporuna tarafların itiraz etmeleri halinde, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması olanaklı değildir. (YHGK'nın 05.05.2004 gün, E: 2004/5-270, K: 2004/261 sayılı kararı) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm açıklamalar ışığında somut durum değerlendirildiğinde; hükme dayanak yapılan ve dava konusu taşınmaza metrekarede 250.000.000 TL değer biçen ilk bilirkişi kurulu raporu gerekçeli olup, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 11. maddesinde öngörülen ilkeler esas alınarak düzenlenmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine, bilirkişi raporunda taşınmaza biçilen değerin, aynı mevkide bulunan diğer taşınmazlar için hükmedilip kesinleşen bedellerle de uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar mahkemece ikinci kez bilirkişi incelemesi yaptırılmış ise de; aynı usulle düzenlenen ikinci bilirkişi raporu ilk raporu teyit ettiğinden, bu husus sonuca etkili görülmemiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu hale göre; 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun bedel tespitine ilişkin 11/3-g maddesi hükümleri kıyasen uygulanmak suretiyle, emsal karşılaştırması sonucu taşınmaza metrekarede 250.000.000 TL değer biçen bilirkişi kurulu raporu esas alınarak, kamulaştırmasız el koyma karşılığına hükmedilmesi usul ve yasaya uygundur. Direnme kararı bu nedenle onanmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle (ONANMASINA), 03.05.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-1176178670944600845?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/1176178670944600845/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-20065-291-e-n.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1176178670944600845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1176178670944600845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-20065-291-e-n.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2006/5-291 E. N., 2006/267 K.N'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-8693336293510160060</id><published>2009-05-05T22:39:00.001+03:00</published><updated>2009-05-05T22:41:16.413+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal sigortalar kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ssk maaşı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haczedilmezlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='12. Hukuk Dairesi'/><title type='text'>12. Hukuk Dairesi 2008/23592 E.N , 2009/3307 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;SİGORTA YARDIMLARI&lt;br /&gt;NAFAKA ALACAĞI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Borçlunun SSK'dan almakta olduğu emekli maaşının dörtte birinin haczedilmesine karar verilmiştir. 506 Sayılı kanunun 121.maddesi gereğince anılan kurumdan alınan gelir ve aylıkların nafaka borçları dışında haczi mümkün değildir. 5510 Sayılı Yasa ile getirilen yeni düzenleme ile haczedilmezlik hükmünde herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borçlunun SSK'dan almakta olduğu emekli maaşının dörtte birinin haczedilmesine karar verilmiştir. 506 Sayılı kanunun 121.maddesi gereğince anılan kurumdan alınan gelir ve aylıkların nafaka borçları dışında haczi mümkün değildir. 5510 Sayılı Yasa ile getirilen yeni düzenleme ile haczedilmezlik hükmünde herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir. (5510 Sayılı Kanunun 93. Maddesi değişik 1. Fıkrası 17.4.2008-5754/56 md.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itibarla, borçlunun haczedilmezlik şikayetinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yasanın anılan maddeleri gözetilmeksizin davanın reddine dair hüküm tesisi isabetsizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ  : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 19.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-8693336293510160060?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/8693336293510160060/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-200823592-en-20093307.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8693336293510160060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8693336293510160060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-200823592-en-20093307.html' title='12. Hukuk Dairesi 2008/23592 E.N , 2009/3307 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-8304635690869570265</id><published>2009-05-05T22:36:00.001+03:00</published><updated>2009-05-05T22:37:58.385+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avukatlık Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vekalet ücreti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='12. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HUMK'/><title type='text'>12. Hukuk Dairesi 2009/1556 E.N , 2009/3273 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;VEKALET ÜCRETİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İlamdaki vekalet ücreti vekille asil arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirdiğinden vekil ancak alacaklı asil adına vekalet ücreti alacağını borçludan isteyebilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Borçlu S.. E..'ın temyiz itirazlarının incelenmesinde;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk karar süresi geçtikten sonra temyiz edilmiştir. Bu nedenle temyiz isteğinin reddine ilişkin son karar İİK.nun 365 ve HUMK.nun 432.maddeLeri gereği yasaya uygun bulunmakla ONANMASINA, 14,00 TL. Temyiz harcının mahsubuna 1,60 TL harcın temyiz edenden alınmasına,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Borçlu Halk Bankası vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUMK.nun 423/6. maddesinde avukatlık ücreti, yargılama giderleri arasında sayılmıştır. Aynı Yasanın 424. Maddesinde de yargılama gideri olarak hükmolunan avukatlık ücretinin ancak (yargılamanın tarafları) arasında geçerli olacağı belirtilmiştir. Ayrıca, 1136 Sayılı Avukatlık Yasası'nın 164/son maddesinde; (dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir.) hükmüne yer verilmiştir. Bu hüküm vekil ile müvekkil arasında çıkacak ve iç ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıkları düzenlemek amacıyla öngörülmüştür. (HGK. 07.04.2004 Tarih ve 2004/12-213 esas, 2004/215 karar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut olayda alacaklı, müvekkili S.. E.., lehine hükmedilen vekalet ücretini kendi adına, karşı taraf olan T. Halk Bankası'ndan genel haciz yoluyla talep etmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere ilamdaki vekalet ücreti vekille asil arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirdiğinden vekil ancak alacaklı asil adına vekalet ücreti alacağını borçludan isteyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklanan nedenlerle, Mahkemece itirazın kaldırılması isteminin reddi yerine kabulüne dair hüküm tesisi isabetsizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ  : Borçlulardan Halk Bankası vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda 2 nolu bentde yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 19.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-8304635690869570265?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/8304635690869570265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-20091556-en-20093273.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8304635690869570265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8304635690869570265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/12-hukuk-dairesi-20091556-en-20093273.html' title='12. Hukuk Dairesi 2009/1556 E.N , 2009/3273 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-9018121650243788209</id><published>2009-05-05T22:25:00.001+03:00</published><updated>2009-05-05T22:27:45.666+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ceza Muhakemeleri Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='11. Ceza Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hükmün açıklanmasının geri bırakılması'/><title type='text'>11. Ceza Dairesi 2008/15927 E.N , 2009/742 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK&lt;br /&gt;HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına" dair ek kararına karşı yapılan başvuru; temyiz niteliğinde bulunmayıp itiraz niteliğinde olduğundan, hükümlü müdafiinin bu karara yönelik vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 264/2. maddesi uyarınca hükümlü müdafiinin başvurusunun itiraz dilekçesi olarak kabulü ile gereğinin mahallinde takdir ve ifasına, 10.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmi belgede sahtecilik suçundan hükümlü V... E......'nun  mahkumiyetine ilişkin Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinin 09.09.2003 gün ve 2003/93 Esas, 2003/260 sayılı kararı ile verilen ve kesinleşin hükmün, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa ile değişik CMK. nun 231/5. maddesi uyarınca duruşma açılarak yapılan Yeniden değerlendirme sunucunda; hükmün  açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına   dair TARSUS Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 27.05.2008 gün ve 2003/93 Esas, 2003/260 sayılı ek kararın Yargıtay'ca incelenmesi hükümlü müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığının onama isteyen 16.07.2008 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle  incelenerek gereği görüşüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.02.2009 gün ve 250/13 sayılı kararında da açıklandığı üzere; 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun geçici 1/2. maddesinde "Bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş ve infaz edilmekte olan mahkûmiyet kararları hakkında, lehe kanun hükümleri, hükmü veren mahkemece 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98 ilâ 101 inci maddeleri dikkate alınmak ve dosya üzerinden incelenmek suretiyle belirlenir. Ancak, hükmün konusunun herhangi bir inceleme, araştırma, delil tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmesi halinde inceleme, duruşma açılmak suretiyle yapılabilir." hükmüyle 5275 sayılı Kanunun 98 ilâ 101. maddelerine atıfta bulunulduğu, anılan Kanunun 101/3. maddesinde ise, Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay'dan başka mahkemeler tarafından verilmiş olan bu kararlara karşı itiraz yoluna gidilebileceğinin hükme bağlandığı ve bu kapsamdaki kararların duruşma yapılarak verilmesinin bu kararlara karşı başvurulacak itiraz yasa yolunu değiştirmeyeceğinden, Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinin  27.05.2008 gün ve 2003/93 Esas, 2003/260 sayılı "hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına" dair ek kararına karşı yapılan başvuru; temyiz niteliğinde bulunmayıp itiraz niteliğinde olduğundan, hükümlü müdafiinin bu karara yönelik vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 264/2. maddesi uyarınca hükümlü müdafiinin başvurusunun itiraz dilekçesi olarak kabulü ile gereğinin mahallinde takdir ve ifasına, 10.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-9018121650243788209?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/9018121650243788209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/11-ceza-dairesi-200815927-en-2009742-kn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/9018121650243788209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/9018121650243788209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/11-ceza-dairesi-200815927-en-2009742-kn.html' title='11. Ceza Dairesi 2008/15927 E.N , 2009/742 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-6097717767262932160</id><published>2009-05-05T22:18:00.001+03:00</published><updated>2009-05-05T22:20:46.312+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aciz belgesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='15. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarrufun iptali'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><title type='text'>15. Hukuk Dairesi 2006/4872 E.N , 2007/836 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;ACİZ BELGESİ&lt;br /&gt;TASARRUFUN İPTALİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Somut olayda borçlu hakkında alınmış kesin aciz belgesi ibraz edilememiş ise de; Tapu Sicil Müdürlükleri ve Trafik Şube Müdürlüğüne yazılan yazılara verilen cevaplardan adına taşınmaz ve araç kaydının bulunmadığı, Emekli Sandığı'ndan aldığı maaşına konulan haczin borcu karşılamakta çok yetersiz kaldığı, borçlunun birlikte oturduğu eşinin evinde 14.11.2003 tarihinde yapılan hacizde haczedilip muhafaza altına alınan menkul malların toplam kıymeti 1.180,00 YTL olup kesinleşen alacak miktarından çok az olduğu anlaşıldığından borçlunun aciz halinin sabit olduğu ve 14.11.2003 tarihli haciz tutanağının geçici aciz belgesi niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahalli mahkemesinden verilen hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca tasarrufun iptâli istemine ilişkindir. Mahkemece aciz vesikası yokluğu nedeniyle davanın reddine dair verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İİK.nun 277 ve müteakip maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptâli davasının koşullarından birisi de davaya dayanak yapılan icra dosyasında borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunmasıdır. (İİK.mad.277/1) İptal davasını elinde geçici (İİK.mad.105) veya kesin (İİK.mad.143) aciz belgesi bulunan alacaklılar açabilir. Bu hal dava koşulu olduğundan bulunup bulunmadığı görevi gereği mahkemece kendiliğinden gözetilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut olayda borçlu hakkında alınmış kesin aciz belgesi ibraz edilememiş ise de; Tapu Sicil Müdürlükleri ve Trafik Şube Müdürlüğüne yazılan yazılara verilen cevaplardan adına taşınmaz ve araç kaydının bulunmadığı, Emekli Sandığı'ndan aldığı maaşına konulan haczin borcu karşılamakta çok yetersiz kaldığı, borçlunun birlikte oturduğu eşinin evinde 14.11.2003 tarihinde yapılan hacizde haczedilip muhafaza altına alınan menkul malların toplam kıymeti 1.180,00 YTL olup kesinleşen alacak miktarından çok az olduğu anlaşıldığından borçlunun aciz halinin sabit olduğu ve 14.11.2003 tarihli haciz tutanağının geçici aciz belgesi niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.&lt;br /&gt;Bu durumda mahkemece, aciz belgesi ibrazı koşulu gerçekleştiğinden işin esasının incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 13.02.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-6097717767262932160?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/6097717767262932160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/15-hukuk-dairesi-20064872-en-2007836-kn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6097717767262932160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/6097717767262932160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/15-hukuk-dairesi-20064872-en-2007836-kn.html' title='15. Hukuk Dairesi 2006/4872 E.N , 2007/836 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-8784115813385979506</id><published>2009-05-05T22:15:00.000+03:00</published><updated>2009-05-05T22:17:55.083+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ihtiyati haciz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='davadan feragat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='17. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarrufun iptali'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='icra takibi'/><title type='text'>17. Hukuk Dairesi 2007/2161 E.N , 2007/1883 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FERAGAT&lt;br /&gt;İHTİYATİ HACİZ&lt;br /&gt;TASARRUFUN İPTALİ DAVASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;HÜKÜMDEN SONRA KARAR KESİNLEŞMEDEN YAPILAN FERAGAT GEÇERLİDİR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TASARRUFUN İPTALİ DAVASI KABULLE SONUÇLANDIĞI TAKDİRDE, ALACAKLI TARAFINDAN BAŞLATILACAK BİR İCRA TAKİBİ OLAMAYACAĞINDAN İHTİYATİ HACZİN DEVAMINA KARAR VERİLEMEZ.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasında görülen tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda: Davanın kabulüne ilişkin (İzmir Beşinci Asliye Ticaret Mah-kemesi)'nden verilen 19.10.2006 gün ve 664/508 sayılı hüküm davacılardan Y... K... Bankası ve G... Bankası ile tüm davalılar tarafından temyiz edilmiş ve temyiz isteğinin süresinde olduğu tespit edildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı Y... K... Bankası vekili, davalılar İsmail, Cüneyt ve Şafak hakkında İzmir Ondördüncü İcra Müdürlüğü'nün 2003/885 sayılı takip dosyasıyla 9.976.436 USD alacaklı olduklarını, takibin kesinleştiğini, alacaklarını teminen aldıkları ihtiyati haciz kararının icra dosyasında uygulandığını, borçlu şirketin borcu karşılamaya yeterli malvarlığının bulunamadığını, icra dosyasındaki haciz tutanaklarının İİK'nın 105. maddesi uyarınca geçici aciz belgesi niteliğinde olduğunu, bu arada davalılar İsmail, Cüneyt ve Şafak ile dava dışı Ayla'nın iştiraken malik bulundukları sekiz adet taşınmazı davalılar A... Ltd. Şti. ile Hakkı'ya sattıklarını, tüm bu işlemlerin mal kaçırmaya yönelik olduğunu, çünkü davalılar arasındaki satışın akit tablolarından da anlaşılacağı üzere, gerçek değerlerinin çok altında yapıldığını, ayrıca davalı A... Ltd. Şti.'nin kurucu ortaklarının davalı Şafak ile dava dışı Ayla olup, Ayla'nın davalılar İsmail, Cüneyt ve Şafak'ın anneleri olduğunu, başka bir anlatımla davalıların iştiraken malik oldukları taşınmazları yine kendi şirketlerinin üzerine geçirdiklerini, davalı Hakkı'nın ise, davalılar İsmail, Cüneyt ve Şafak'ın kurucusu ve ortağı oldukları asıl kredi borçlusu C... A.Ş.'nin iş yaptığı bir inşaat firmasının hakim ortağı bulunduğunu ve C... ailesini yakından tanıdığını belirterek adı geçen taşınmazların satışına ilişkin tasarrufların İİK'nın 277 ve BK'nın 18. maddeleri uyarınca iptallerini talep etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalılar İsmail, Cüneyt ve Şafak ile davalı A... Ltd. Şti. vekilleri davanın reddini istemiş, diğer davalı Hakkı vekili ise, iptal davasının koşullarının oluşmadığını, ilgili taşınmazların kendilerine yapılan satışının gerçek olduğunu, davacının elinde aciz vesikası da bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı G... Bankası A.Ş. vekilinin İzmir Asliye Birinci Ticaret Mahkemesinin 2005/493 Esas sayılı dosyasında; davacı K... A.Ş. (yeni Y... K... Bankası) vekilinin İzmir Asliye Beşinci Ticaret Mahkemesi'nin 2005/132 Esas sayılı dosyasında aynı davalılar aleyhine, aynı sebeplere ve aynı taşınmazların satışlarına dayalı tasarrufların iptallerine ilişkin açmış oldukları dava dosyaları bu dosya ile birleştirilerek yargılamaya devam edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece yapılan yargılama sonunda, ana dosya ile birleşen dosyalardaki davaların KABULÜNE, davalılar İsmail, Cüneyt ve Şafak ile dava dışı Ayla'nın iştiraken malik bulundukları M... ili, 1. Bölge, T... Mah.'de kain 1199 ada, 22, 23, 24 ve 25 nolu parsellerle, aynı il 2. Bölge A... Mah.'de kain 339 ada 20 ve 27 nolu parsellerdeki davalılar İsmail, Cüneyt ve Şafak hisselerinin davalı A... Ltd. Şti.'ye devrini öngören 16.10.2001 tarihli satışa ilişkin tasarruf ile yine aynı kişilerin malik bulundukları M... ili S... Mah.'de kain 651 ada 24 parsel sayılı taşınmazın (A) Blok, zemin kat, (13) ve (14) nolu dükkanların 13.09.2001 tarihinde davalı Hakkı'ya yapılan satışlarıyla ilgili olarak aynı davalıların hisseleri bakımından yapılan tasarrufların İİK'nın 277 ve devamı maddeleri uyarınca İPTALLERİNE, ilgili icra dosyaları için davacılara takip konusu yapılan alacakları ve fer'ilerine yetecek miktarda cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmiş, hüküm davacılar Y... K... ve G... Bankası vekilleri ile diğer tüm davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Davalılar A... Ltd. Şti. temsilcisi ile İsmail, Cüneyt ve Şafak vekil&lt;br /&gt;lerinin temyiz istemleri yönünden yapılan incelemede;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı şirket temsilcisinin 27.03.2007 tarihli ve davalılar vekilinin aynı tarihli dilekçeleri ile temyiz isteğinden vazgeçtiklerini bildirdikleri ve temyizden feragatle yetkili oldukları anlaşıldığından temyiz istemlerinin vazgeçme nedeniyle reddi gerekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Davacılar Y... K... ve G... Bankası vekillerinin temyiz istemleri yö&lt;br /&gt;nünden yapılan incelemede;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a- Davacı banka vekillerinin 27.03.2007 tarihli dilekçeleri ile dava konusu 1199 ada 22, 23, 24 ve 25 parsel sayılı taşınmazlar ile 339 ada 20 ve 27 parsel sayılı taşınmazlar hakkındaki davalarından feragat ettiklerini bildirdiklerinden, vekaletnamelerde davadan feragate yetkileri de bulunduğundan, vaki feragat nedeniyle bu taşınmazlar hakkında bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.&lt;br /&gt;b- Davacı bankalar vekillerinin 2003/664 Esas sayılı dosya ile ilgili olarak verilen karara ilişkin ve 651 ada 24 parsel sayılı ana taşınmaz üzerindeki (13) ve (14) nolu dükkanlar yönündeki temyiz istemlerine gelince;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasarrufun iptali davalarında dava kabulle sonuçlandığı takdirde, alacaklı tarafından başlatılacak bir icra takibi olmayacağı hususu gözden kaçırılarak taşınmazlar üzerine konmuş olan ihtiyati haczin kararın kesinleşmesine kadar devamına ilişkin olarak hüküm fıkrasının 7. sayfasının (h) nolu paragrafından sonraki "mevcut ihtiyati haczin kararın kesinleşmesine kadar devamına" tümcesi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebi ise de, bu yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, hüküm fıkrasındaki bu tümcenin HUMK'nın 438/7. maddesi uyarınca hükümden çıkartılarak hükmün düzeltilmiş bu haliyle onanması gerekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Davalı Hakkı vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan incelemede;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, davalı Hakkı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b- Ancak; davalı Hakkı'nın taraf olduğu ve iptaline karar verilen tasarruflardaki müddeabihin toplam değeri üzerinden oranlama yapılarak  yargılama giderleri, harç ve vekalet ücreti yönünden bu oranla sorumlu tutulması gerekirken, taraf olmadığı diğer tasarruflardaki müddeabihlerin de toplam değerleri üzerinden harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinden diğer davalılarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle, davalılar A... Ltd. Şti ile davalılar İsmail, Cüneyt ve Şafak vekillerinin temyiz istemlerinin vazgeçme nedeniyle REDDİNE, (2) nolu bendin (a) işaretli paragrafında yazılı nedenlerle davacılar Y... K... ve G... Bankası vekillerinin temyiz istemlerinin belirtilen (1199 ada 22, 23, 24 ve 25 nolu parseller ile 339 ada 20 ve 27 nolu parseller) taşınmazlarla ilgili olarak ve davadan vazgeçme nedeniyle kabulleri ile bu yönden bir karar verilmek üzere hükmün BOZULMASINA, (2) nolu bendin (b) işaretli paragrafında yazılı nedenlerle ve belirtilen (651 ada 24 nolu parseldeki 13 ve 14 nolu dükkanlar) taşınmazlarla ilgili olarak hükmün düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, (3) nolu bendin (a) işaretli paragrafında yazılı nedenlerle, davalı Hakkı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (3) nolu bendin (b) işaretli paragrafında yazılı nedenlerle davalı Hakkı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile bu yöndeki hükmün (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine, 31.05.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-8784115813385979506?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/8784115813385979506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/17-hukuk-dairesi-20072161-en-20071883.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8784115813385979506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8784115813385979506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/17-hukuk-dairesi-20072161-en-20071883.html' title='17. Hukuk Dairesi 2007/2161 E.N , 2007/1883 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-564881662022838133</id><published>2009-05-04T16:28:00.001+03:00</published><updated>2009-05-04T16:31:27.277+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='karar düzeltme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HUMK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='davanın açılmamış sayılması'/><title type='text'>2. Hukuk Dairesi 2008/3391 E.N , 2008/7968 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o DOSYANIN İŞLEMDEN KALDIRILMASI&lt;br /&gt;o KARAR DÜZELTME&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;KARAR DÜZELTME İNCELEMESİNİN SONUÇLANMASI BEKLENMEDEN YENİDEN DURUŞMA AÇILMASI VE DAVACI VEKİLİNİN USULSÜZ OLARAK AÇILAN DURUŞMAYA DAVET EDİLMESİ GELMEMESİ ÜZERİNE DOSYANIN İŞLEMDEN KALDIRILMASI VE BİLAHARE AÇILMAMIŞ SAYILMASINA KARAR VERİLMESİ USUL VE YASAYA AYKIRIDIR,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda, mahalli mahkemece verilen nüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hüküm, davacıfann temyizi üzerine Yargıtay'ca 22.01,2007 tarihinde kısmen onanmış, kısmen bozulmuştur. Yargıtay Kararına karşı karar düzeltme yolu açık olup, bozma aleyhine olan davalı Enline, Yargıtay kararına karş 05.03.2007 tarihinde karar düzeltme talep etmiş, bu talep Yargıtay'ca 'süresinde olmadığından" 11.06.2007 tarihinde reddedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karar düzeltme yolu açık olan işlerde, taraflardan birinin bozma karanna karşı karar düzeltme yoluna başvurması halinde; mahkemenin, taraflarr bozmadan sonra duruşmaya kendiliğinden davet edebilmesi (HUMK m. 429/2) için karar düzeltme incelemesinin sonuçlanmasını beklemesi gerekir. Bu incelemenin sonucu beklenmeden mahkemece; taraflara duruşma davetiyesi çıkartılması usule aykındır. Olayda, Yargıtay'ın temyiz incelemesi sonucu verdiği karara karşı, taraflardan biri karar düzeltme talep ettiği halde, mahkemece bu incelemenin sonucu beklenmeden dosya yeniden esasa kaydedilerek 28.02,2Û07 tarihinde tensip düzenlenmiş ve taraflar duruşmaya davet edilmiş ve davacının 04,07.2007 tarihli duruşmaya gelmemesi üzerine, aynı tarihte dosyanın işlemden kaldırılmasına; 08.10.2007 tarihinde de. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 409/5. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, karar düzeltme incelemesinin sonuçlanması beklenmeden yeniden duruşma açılması ve davacı vekilinin usulsüz olarak açılan duruşmaya davet edilmesi, gelmemesi üzerine dosyanın işlemden kaldırılması ve bilahare açılmamış sayılmasına karar verilmesi usu] ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç; Hükmün yukanda açıklanan sebeple (BOZULMASINA), temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün İçinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04,06,2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-564881662022838133?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/564881662022838133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/2-hukuk-dairesi-20083391-en-20087968-kn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/564881662022838133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/564881662022838133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/2-hukuk-dairesi-20083391-en-20087968-kn.html' title='2. Hukuk Dairesi 2008/3391 E.N , 2008/7968 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-3985114304678286129</id><published>2009-05-04T16:12:00.002+03:00</published><updated>2009-05-04T16:27:13.719+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='1. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='imar uygulaması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Medeni Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hükmen tescil'/><title type='text'>1. Hukuk Dairesi 2007/12245 E.N , 2008/3822 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o HÜKMEN TESCİL&lt;br /&gt;o İMAR UYGULAMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;DAVACI TESCİL İLAMI İLE TAŞINMAZIN MÜLKİYETİNİ EDİNDİĞİ HALDE, BU KARAR DAHA SİCİLE YANSITILMADAN, İMAR UYGULAMASI SONUCA OLUŞAN İMAR PARSELLERİNİN DAVALI HAZİNE ADTNA TESCİL EDİLDİĞİ ANLAŞILMIŞTIR. BU NEDENLE, TESCİL İLAMI VE DAYANAĞI HARİTA, DAVAYA KONA YERG UYGULANARAK İLAMIN KAPSAMINDA KALAN YERLERİN DAVACI ADINA TESCİLİNE KARAR VERİLMELİDİR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasında görülen davada;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacr, hükmen adtna tesciline karar verilen dava konusu taşınmazların kararın infazından önce dava dışı belediye tarafından yapılan imar uygulaması sonucu davalı Hâzine adına tescil edilmiş olduğunu, bu nedenle hükmün infazının gerçekleştirilemediğini ileri sürerek tapu iptali ve tescili isteğinde bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı Hazine, davanın reddini savunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, dava konusu taşınmazda imar uygulaması İle yeni mülkiyet durumunun oluştuğu, imar uygulaması İşleminin klarf yargı yerinde iptal edilmediği sürece davanın dinlenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.&lt;br /&gt;Karar, davaa vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; tetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, tapu İptali ve tescili İsteklerine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacının Hazine'nin de taraf olduğu tescil ilamına dayanarak imar ile oluşan parsel kayıtlarının iptaliyle adına tesciline karar verilmesini istediği anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de davaanın Hazine'nin de taraf olduğu tescil Hamı ile Türk Medeni Kanunu'nun 705. maddesi uyarınca taşınmazın mülkiyetini edindiği halde, bu kararın sicile yansıtılmadiği, daha sonra çekişme konusu taşınmazların bulunduğu alanın imar uygulamasına tabi tutulduğu ve yeni imar parsellerinin oluştuğu görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, ilk yapılan imar uygulamasının İdare Mahkemesince iptal edildiği, ilgili idarece, İdare Mahkemesinin iptal karan gözetilerek bilahare aynı yerde ikinci imar uygulamasının yapıldığı ve buna dair işlemin kesinleşmek suretiyle yeni geometrik ve mülkiyet durumlarının oluşarak sicile yansıtıldığı belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noksanın tamamlanması yoluyla getirtilen Seyhan Kadastro Müdürlüğümün 15.11-2007 tarihli yazısında, tescil hükmünün imar işlemine tabi tutulan ve dava konusu edilen taşınmazları kapsadığı belirtilmistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacının İddiası, imar işleminin usulsüz yapıldığına ilişkin olmayıp, tescil ilamı gereğince İmarla oluşan hak durumunun kendisine ait olduğuna ilişkindir. Başka bir anlatımla, yolsun tescile dayanılarak istekte bulunduğu görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda, mahkemece yapılacak iş, tescil ilamı ve dayanağı haritanın yerine uygulanması suretiyle kapsamının keşfen saptanması, dava konusu edilen taşınmazların (İmar parsellerinin) tescil ilamı kapsamında kalıp kalmadığının duraksamaya yer verilmeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması, tescil hükmü kapsamında kaldığının anlaşılması halinde imarla oluşan Hazine paylarının İptali İle davacı adına tesciline karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olmasf doğru değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK'nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), ahnan peşin haran temyiz edene geri verilmesine, 26.03,2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-3985114304678286129?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/3985114304678286129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/1-hukuk-dairesi-200712245-en-20083822.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3985114304678286129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3985114304678286129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/1-hukuk-dairesi-200712245-en-20083822.html' title='1. Hukuk Dairesi 2007/12245 E.N , 2008/3822 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-8712421764498013591</id><published>2009-05-04T15:12:00.002+03:00</published><updated>2009-05-04T15:23:26.027+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vekalet sözleşmesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Borçlar Kanunu'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2007/13-828 E.N. , 2007/818 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;AVUKATLIK HUKUKU&lt;br /&gt;VEKALET SÖZLEŞMESİ&lt;br /&gt;VEKALET  SÖZLEŞMESİNİN TARAFLARI BORÇLARI VE HAKLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(BK m. 386, 389, 390, 392, 394)  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Vekil, vekil edenin talimatı doğrultusunda ve iyi bir suretle vekaleti ifa ile yükümlüdür.  Vekil, müvekkilinin talebi üzerine yapmış olduğu için hesabını vermeye ve bu yönden dolayı her nam ile olursa olsun almış olduğu şeyi müvekkile ödemeye ve zimmetinde kalan paranın da faizini vermeye mecburdur.  Müvekkilinde, vekilin vekalet görevini ifa ederken yaptığı masraşarı vermesi, vekilin üstlendiği borçlardan onu kurtarması ve vekilin ücretini ödemesi gerekir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 22. Hukuk  Mahkemesince asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne dair verilen 22.12.2005 gün ve 2005/6 Yargıtay Kararları 2023 432 sayılı kararın incelenmesi taraflar vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 27.11.2006 gün ve 2006/12701-15675 sayılı ilamı ile, (...Davacı, davalının avukatı olduğunu, vekili olarak açıp neticelendirdiği davası sonucu verilen karar Ankara 7. İcra Müdürlüğünün 2002/3587 sayılı dosyası ile takibe koyduğunu, borçludan 18.211.000.000 lira tahsil ettiğinibildiripavukatlık ücretini kestikten sonra kendisine 17.000.000.000 lira ödeyip ibraname aldığını, ancak daha sonra davalının icradan 27.788.250.000 lira tahsil ettiğini öğrendiğini bildirip eksik ödenen 9.577.250.000 liranın işlemiş 1.436.550.000 lira faiziyle ve dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle tahsilini istemiştir. Davalı, icradan 27.658.250.000 lira tahsil edip, davacıya 22.000.000.000 lira ödeyip ibra aldığını, kalan kısmını hak etiği ücretine karşılık kestiğini, davacının pek çok davasını takip edip &lt;br /&gt;masraflarını da kendisinin yaptığını bildirerek davanın reddini savunmuş, karşı davasında da; davacının vekili olarak takip edip sonuçlandırdığı dava ve icra takiplerinde hiçbir kusuru olmadığı halde kendisini Cumhuriyet Savcılığına, Maliyeye &lt;br /&gt;şikayet ettiği gibi haksız olarak azil ettiğini bundan da üzüntü duyduğunu bildirip 5.000.000.000 TL manevi tazminat ile ödenmeyen bakiye 1.577.270.000 lira ücret alacağının tahsilini istemiştir. Mahkemece, asıl davanın reddine, karşı davada &lt;br /&gt;ise 719.920.000 lira bakiye ücret alacağı ile 5.000.000.000 lira manevi tazminatın davacı-karşı davalıdan tahsiline karar verilmiş, davacı karşı davalının temyizi üzerine dairemizce temyiz edenin diğer itirazlarının red edilerek, karar manevi tazminat şartları oluşmadığından reddi gerektiği gerekçesi ile bozulmuştur. Bu kez her iki taraf karar düzeltme isteminde bulunmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Temyiz ilamında belirtilen gerektirici nedenler karşısında ve özellikle davacı karşı davalının temyiz talebi karşı davayı da kapsadığı gibi, harçta yatırıldığı anlaşıldığından, davalı karşı davacının maddi hatanın düzeltilmesi talebini içeren ve dairemizce karar düzeltme talebi olarak değerlendirilen itirazlarına göre davalı karşı davacının karar düzeltme taleplerinin reddi gerekir. &lt;br /&gt;2-Taraflar arasıdaki ilişki vekalet sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, yasal dayanağı BK 386 ve devamı maddeleridir. Vekil, vekil edenin talimatı doğrultusunda ve iyi bir surette vekaleti ifa ile mükelleftir. (BK 389390 md.) Vekil müvekkilinin talebi üzerine yapmış olduğu işin hesabını vermeye ve bu cihetten dolayı her nam ile olursa olsun almış olduğu şeyi müvekkile tediyeye ve zimmetinde kalan paranın da faizini vermeye mecburdur. (BK 392 md.) Müvekkilinde, vekilin vekalet görevini ifa ederken yaptığı masraşarı vermesi, vekilin üstlendiği borçlardan onu kurtarması ve vekilin ücretini ödemesi gerekir. (BK 394, md.) Dosya kapsamından davalıkarşı davacı avukatın, davacı-karşı davalının vekili olarak Ankara 7. İcra Müdürlüğünün2002/358 sayılı dosyasından 12.1.2004 tarihinde 27.788.250.000 lira aldığı, vekil edenine bir &lt;br /&gt;miktar ödemeyaptığı, 13.1.2004 tarihli ibranameyi aldığı, daha sonra davacı-karşı davalı tarafından 24.1.2004 tarihinde vekillikten azil edildiği, Cumhuriyet Savcılığına, Baroya, maliyeye eksik ödeme yaptığından bahisle şikayet edildiği hususları taraflar arasında çekişmesiz olduğu gibi dosya kapsamı ile de sabittir. Davacı-karşı davalı vekil eden, vekili olan davalı-karşı davacının icra dosyasından aldığı paranın hesabını vermediği ve kendisine eksik olarak 17.000.000.000 lira ödediği iddiası ile bu davayı açmıştır. Davalı-karşı davacı, ise, davacıya önce 18.000.000.000 lira daha sonra da 4.000.000.000 lira olmak üzere 22.000.000.000 lira ödeme yaptığını, kalan kısmı ise yaptığı masraşar ile vekalet ücreti alacağına karşılık tuttuğunu ve ödemediğini, ücreti vekalet alacağından doğan bakiye alacağı da olduğunu savunup, karşı dava açmıştır. Uyuşmazlığın çözümü için davalı-karşı davacı avukatın öncelikle yasaya uygun şekilde vekil edenine hesap verdiğini ve ödeme yaptığını kanıtlaması gerekir. Davalı-karşı davacı bu savunmasını ispat için &lt;br /&gt;13.1.2004 tarihli ibranameye dayanmıştır. Bu ibranamede, icra dosyasından ne miktar para çekildiği, ibra edene ne miktar ödeme yapıldığı, kesilen paranın miktarı ve ne için kesildiği hususlarında hangi bir açıklama bulunmamaktadır.İbranamealtına verilen "vekil eden iş sahibine 18.250.000.000 lira ödeyip, 5.000.000.000 lira &lt;br /&gt;avukat uhdesinde kaldığını, bu 5.000.000.000 liradan 4.000.000.000 liranın 20.1.2004 tarihinde vekil edene ödendiğine" dair şerhlerin ibranamenin düzenlenmesinden daha sonraki tarihlerde yazıldığı ve altlarındaki imzaların davalı-karşı davacı avukatın eşine ait olduğu, davalı-karşı davacı avukatın 23.3.2005 tarihli layihası ve 27.5.2004 tarihli Ankara Barosu başkanlığına verdiği dilekçesinde açıkça belirtildiğinden, bu şerhler altında iş sahibinin imzası bulunmadığından, ibranameyi veren davacı-karşı davalıyı bağlamaz. Bu haliyle ibraname davalı-karşı davacının iddia ve savunmasını doğrulamaya yeterli değildir. Bu nedenlerle ibranameye itibar edilemez. Davacı-karşı davalı 19.7.2005 tarihli layihasında önce 13.250.000.000 lira, tüm beyanlarında da daha sonra 4.000.000.000 lira olmak üzere kendisine yapıldığını kabul ettiği 17.250.000.000 lira dışında ödeme yaptığını, davalı-karşı davacı başkaca bir delil getirip isbat edememiştir. &lt;br /&gt;Yine davalı-karşı davacı 22.000.000.000 lira ödeme yaptığını iddia etmesine rağmen, mahkemenin yapılan ödemeyi 22.250.000.000 lira olarak kabul etmesi de doğru değildir. Davalı-karşı davacı, 17.250.000.000 liradan fazla ve iddia ettiği miktarda ödeme yaptığını ibraz ettiği delillerle kanıtlayamamış ise de, cevap layihası ve karşı dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı anlaşıldığından davalı-karşı davacıya karşı tarafa yaptığı ödemenin miktarı konusunda yemin teklif etme hakkı olduğu hatırlatılarak, hasıl olacak sonuca uygun olarak asıl dava ve karşı dava hakkında karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle delillerin takdirinde hata yapılarak, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bu nedenle de bozulması gerekirken, zuhulen bu hususun gözden kaçırıldığı bu kez yapılan incele&lt;br /&gt;Yargıtay Kararları2025 me ile anlaşıldığından, davacı-karşı davalının karar düzeltme talebi kabul edilmeli ve dairemiz kararı, eski bozma sebebine ilaveten bu nedenle de bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEMYİZ EDEN: Davacı-karşı davalı vekili &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUKUK GENEL KURULU KARARI &lt;br /&gt;Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği &lt;br /&gt;anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle, davalı-karşı davacının 22.000.000.000 TL ödediğini savunmuş ve fakat davacı-karşı davalının 17.250.000.000 TL aldığını ileri sürmüş olmasına, bu iki rakam arasındaki farkı oluşturan 4.750.000.000 TL’nin ödendiğini yazılı belge ile kanıtlayamayan davalı-karşı davacının, bu miktar ödeme yönünden karşı tarafa yemin teklif etme hakkına sahip bulunmasına göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire Bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davacı-karşı davalı TU vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 7.11.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-8712421764498013591?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/8712421764498013591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-200713-828-en.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8712421764498013591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8712421764498013591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-200713-828-en.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2007/13-828 E.N. , 2007/818 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-5508030053783853912</id><published>2009-05-04T14:58:00.003+03:00</published><updated>2009-05-04T15:11:00.236+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bozmadan sonra yeni hüküm kurulması'/><title type='text'>Hukuk Genel Kurulu 2007/9-840 E. N. , 2007/831 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;İŞ HUKUKU&lt;br /&gt;YARGITAY BOZMASINDAN ÖNCE VAROLMAYAN BELGELERE DAYANARAK HÜKÜM KURMANIN İÇERİĞİ&lt;br /&gt;YENİ HÜKÜM&lt;br /&gt;DİRENME KARARI&lt;br /&gt;(4046 SY m. 22) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bozma öncesi var olmayan bir kısım belgelerin incelenmesi sonucunda verilen  karar, usul ve yasaya uygun bir direnme kararı olmayıp, bozma çevresinde yapılan araştırma sonucunda oluşturulan yeni bir hüküm  niteliğindedir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki "İşçilik alacağı" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kocaeli 3. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.06.2006 gün ve 122-355 sayılı kararın incelenme davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 07.05.2007 gün 2006/27528 -2007/14334 sayılı ilamı ile; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-style:italic;"&gt;...Bilirkişi tarafından davacının kapsam dışı personel olduğu belirlenmiştir. Davalı özelleşmeye tabi kamu kuruluşudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacının kapsam dışı personelolduğunun saptanması halinde uyuşmazlık mahkemesinin 22.01.1996 tarih 1995/1 esas 1996/1 sayılı ilke kararı gereği davanın idari yargı yerinde görülmesi gerekir. Mahkemece bu görev hususu tartışılmadan işin esasına girilerek hüküm kurulma hatalıdır...&lt;/span&gt;) gerekçesiyle bozularak dosya mahalline geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonucunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEMYİZ EDEN: Davalı vekili &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUKUK GENEL KURULU KARARI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Davacı, davalıya ait işyerinin özelleştirilmesi sonucunda 4046 Sayılı Kanunun 22. maddesi uyarınca nakle tabi tutulduğunu belirterek; fazla çalışma ücretinin ve harcırah bedelinin hüküm altına alınması istemiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, fazla çalışma alacağının kabulüne dair verilen karar, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.&lt;br /&gt;Bozma sonrasında; çalışıldığı belirtilen işyerine ait hisse satış sözleşmesi, hisse senedi devir, ferağa ve kabul beyannamesi ile Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın 2004 yılı özelleştirme uygulamalarını gösterir belge getirtilip, yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda karar verilmiştir. Bozma öncesi var olmayan bir kısım belgelerin incelenmesi sonucunda verilen karar usul yasaya uygun bir direnme kararı olmayıp, bozma çerçevesinde yapılan araştırma sonucu oluşturulan yeni bir hüküm niteliğindedir. Belirtilen nedenlerle, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 9. HUKUK DAİRESİNE gönderilmesine, 07.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-5508030053783853912?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/5508030053783853912/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-20079-840-e-n.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/5508030053783853912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/5508030053783853912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-20079-840-e-n.html' title='Hukuk Genel Kurulu 2007/9-840 E. N. , 2007/831 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-5401083281982328694</id><published>2009-05-04T14:16:00.002+03:00</published><updated>2009-05-04T14:57:55.952+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuk Genel Kurulu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='işverenin sorumluluğu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iş kazası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='işyeri kavramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İş Kanunu'/><title type='text'>Hukuk Genel kurulu 2005/10-444 E.N. 2005/499 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;İŞ HUKUKU&lt;br /&gt;İŞÇİNİN YIKANDIĞI YER&lt;br /&gt;İŞYERİ KAVRAMI&lt;br /&gt;İŞ KAZASI&lt;br /&gt;İŞVERENİN GÖREV VE SORUMLULUĞU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İşyerinde geceleri de kalarak çalışan sigortalı işçiler için işverenin özel yıkama yeri hazırlamadığı ve kazalı işçinin zorunlu olarak dereye girerek yıkandığı dikkate alındığında olanın iş kazası olduğu sonucuna varılmalıdır. Olayın çalışma saati dışında meydana gelmiş olması bu sonucu değiştirmeyecektir.  İşçinin kişisel vücut temizliğinin yapıldığı yıkanma yerlerinin de yasal yönden işyeri kabul edileceğinde kuşku yoktur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki “Rücuan Alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Eskipazar Asliye Hukuk İş Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 20.02.2004 gün ve 2001/145 E. 2004/42 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 25.11.2004 gün ve 2004/9396-10877 sayılı ilamı ile; (&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Yasanın 5, 11 ve 26. maddeleridir. Kurum, sigortalının ölüm olayını iş kazası olarak kabul etmiş ve ölen kişinin hak sahiplerine gelir bağlayarak işbu dava ile rücuan tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkeme olayın iş kazası olmadığından bahisle davanın reddine karar vermiş ise de, varılan sonucun dosya kapsamıyla belirlenen maddi olgu ile çeliştiği ve bu nedenle isabetsiz bulunduğu görülmüştür. 506 Sayılı Yasanın iş kazasını tanımlayan 11. maddesi sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen ve sigortalıyı bedence arızaya uğratan olayların iş kazası olduğunu hüküm altına almıştır. Aynı yasanın 5. maddesi ise işyerinin tanımını yapmakta ve işyeri ile işyerine bağlı yerlerin ve eklentilerin işyeri tanımı içinde kabul edilmesi gerektiğini kurala bağlamıştır. Buna göre yıkanma yerleri yani sigortalıların kişisel vücut temizliğinin yapıldığı yerlerin işyeri olarak kabul edilmesi belirtilen maddedeki kural gereğidir. Somut olayda işverenin işyerinde çalışan ve geceleri de işyerinde kalan sigortalılar için özel yıkanma yerleri hazırlamadığı bu nedenle kazalı sigortalının zorunlu olarak işyerinde bulunan dereye girerek yıkandığı bu nedenle Kanunun 11 ve 5. maddeleri kapsamında iş kazası olduğu ve çalışma saati dışında sigortalının yıkanmış olmasının sonuca etkili bulunmadığı gözetilmeden yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Mahkemece yapılacak iş, olayın iş kazası olduğunu kabul ederek, yargılama sırasında ileri sürülen davalıların miras bırakanı KY'nin asıl işinin kum eleme ve üretim işi olduğu, dava dışı MG'ye bir kısım onarım işlerini verdiği ve ölen sigortalının M'nin işçisi olduğu yönündeki itirazları, 506 Sayılı Yasanın 87. maddesi kapsamında ele alarak tartışmak, davalıların miras bırakanı K'nın aynı kanunun 4. maddesi anlamında işveren sıfatına sahip olup olmadığı üzerinde durmak, K ile M arasındaki hukuki ilişkinin hizmet akdine mi, İstisna akdine mi dayandığını Kurum ve işyeri kayıtları getirtilmek suretiyle araştırmak, şayet M'nin işveren olduğu sonucuna varılırsa Kurumca adı geçen kişiye de husumet yöneltilmesi için davacıya mehil vermek ve yargılamaya iştiraki ile deliller toplandıktan sonra varılacak sonuca göre karar vermekten ibarettir. O halde, davacı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...&lt;/span&gt;) Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEMYİZ EDEN: Davacı vekili Hukuk &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARAR Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozmakararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 06.07.2005 gününde, oybirliği ile karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-5401083281982328694?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/5401083281982328694/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-200510-444-en.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/5401083281982328694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/5401083281982328694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/hukuk-genel-kurulu-200510-444-en.html' title='Hukuk Genel kurulu 2005/10-444 E.N. 2005/499 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-5302058062099099050</id><published>2009-05-04T11:23:00.002+03:00</published><updated>2009-05-04T11:32:45.627+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='1. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aktif dava ehliyeti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Medeni Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='muris muvazaası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tapu Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Borçlar Kanunu'/><title type='text'>1. HUKUK DAİRESİ  2007/10825 E.N. , 2008/1589 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;MURİS MUVAZAASI&lt;br /&gt;DAVACILIK SIFATI&lt;br /&gt;TEMLİK TARİHİNDE MİRASÇI OLMAYAN KİŞİNİN HAKLARI&lt;br /&gt;MK m. 706, BK m. 213 ve Tapu Kanunu m. 260;1.04.1974 tarih 1/2 Sayılı YİBK) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun benimsediği uygulamaya  göre,  temlikten sonra miras bırakanın evlendiği kişinin muris muvazaasına dayanan davayı açması mümkündür. Bu nedenle dava açanın temlik tarihinde mirasçı olmadığından söz edilerek davanın reddedilmesi isabetli olmamıştır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasında görülen davada; Davacı, miras bırakanı eşi Hasan'ın evlenmeden bir gün önce çekişme konusu taşınmazlarını, mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak ilk eşinden olma davalı kızlarına temlik ettiğini ileri sürerek miras payı oranında tapu iptali ve tescili isteğinde bulunmuştur. &lt;br /&gt;Davalılar, murisin hür iradesi ile tasarrufta bulunduğunu, mal kaçırma kastıyla hareket etmediğini, öz evlatlarına karşı vecibelerini yerine getirmek arzusu ile temliki işlemi yaptığını, davacı ile evliliğine rızalarını aldığını belirterek, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, evlilik nedeni ile edinilebilecek hakların evlilik aktinden sonra doğacağı, çekişme konusu taşınmazların evlilik aktinden önce yapılmış olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 12.02.2008 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekiller ile temyiz edilen vs. vekili geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARAR &lt;br /&gt;Daya, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir. Mankemece, davanın reddine karar verilmiştir. &lt;br /&gt;Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davalıların miras bırakanın ilk eşinden olma kızları, davacının ise, ikinci eşi olduğu, miras bırakanın çekişme konusu taşınmazlarını 01.06.2000 tarihinde satış suretiyle davalı kızlarına temlik ettiği ve temlikten bir gün sonra 02.06.2000 tarihinde davacı ile evlendiği, davacının, davalılara yapılan temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre Borçlar Kanunu’nun 18.maddesi ve 01.04.1974tarih 1/2 Sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararında ifadesini bulan muris muvazaası hukuksal nedenine dayanıldığı açıktır. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancakmirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih 1/2 Sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunu’nun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbi- tini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sonu olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesinde büyük önem taşınmaktadır. Öte yandan miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını, mirasçıları arasında hoşgörü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur. O halde miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığıüzerindedurulması, mirasbırakandan tüm mirasçılarına intikal eden, taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı, yoksa mal kaçırma amacının mı üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur. Mahkemece, davacının temlik tarihinde mirasçı sıfatı taşımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, temlik tarihinden bir gün sonra miras bırakanla evlenmekle murisin ölüm tarihinde ve terekenin açılması ile davacının mirasçılık sıfatı kazandığı kuşkusuzdur. Bu durumda,Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.03.2000 tarih, 2000/126 esas, 2000/143 sayılı kararında belirtildiği üzere, miras bırakanın temlikten sonra evlendiği kişi tarafından muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptali ve tescili davası açabileceği öngörülmüştür. Hemen belirtilmelidir ki, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan iptal ve tescil davalarında davacının yapacağı iş, kendisinden değil terekeden mal kaçırılmak için taşınmazın muvazaalı temlik edildiğini, murisin ölüm tarihinde ve dava tarihinde kendisinin de mirasçı olduğunu ispat etmekten ibarettir. Bu itibarla iptal, tescil davasının açıldığı ve miras bırakanın ölüm tarihinde mirasçı olan bir kişinin temlik tarihinde mirasçı olup olmadığının aranmasına gerek olmayıp, durumun davanın açıldığı ve miras bırakanın ölüm tarihine göre değerlendirilmesi gerekir. Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde işin esasına girilmesi, tarafların delillerinin eksiksiz toplanması, gerekli araştırma ve incelemenin yapılması sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davacının temliki işlemin yapıldığı tarihte mirasçı olmadığından söz edilerek yazılı olduğu üzere. davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Davacının, temyizitirazı yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.12.2007 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 550.00'şer YTL duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 12.02.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-5302058062099099050?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/5302058062099099050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/1-hukuk-dairesi-200710825-en-20081589.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/5302058062099099050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/5302058062099099050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/1-hukuk-dairesi-200710825-en-20081589.html' title='1. HUKUK DAİRESİ  2007/10825 E.N. , 2008/1589 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-3346557033846172578</id><published>2009-05-04T11:20:00.001+03:00</published><updated>2009-05-04T11:23:03.545+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='1. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='davadan feragat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HUMK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kesin hüküm'/><title type='text'>1. Hukuk Dairesi 2007/9740 E.N. , 2007/11187 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;DAVADAN FERAGAT&lt;br /&gt;KESİN HÜKÜM&lt;br /&gt;DAVANIN HER AŞAMASINDA FERAGAT EDİLEBİLECEĞİ KURALI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Feragat kesin hükmün sonucunu doğurur. Bu nedenle davanın her aşamasında hüküm kesinleşinceye kadar davadan feragat edilebilir.&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasında görülen davada; &lt;br /&gt;Davacı, kayden paydaşı olduğu çekişme konusu taşınmaza, davalının haklı bir nedeni olmaksızın kullanmak suretiyle elattığını ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğinde bulunmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı, davanın reddini savunmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARAR &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava,çaplıtaşınmazaelatmanınönlenmesiveecrimisilisteklerine ilişkindir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı vekilinin, vekaletnamesindeki feragat yetkisine dayanarak karardan sonra 8.5.2007 tarihli dilekçesiyle davadan feragat ettiği anlaşılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği üzere; feragat kafi hükmün hukuki neticelerini doğurur ve davanın her aşamasında başka bir ifadeyle yargılama sonuçlanıp hüküm kesinleşinceye kadar davadan feragat edilebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde, mahkemece feragat nedeniyle bir karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle olunca, davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, hükmün feragat nedeniyle bir karar verilmek üzere HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.11.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-3346557033846172578?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/3346557033846172578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/1-hukuk-dairesi-20079740-en-200711187.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3346557033846172578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/3346557033846172578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/1-hukuk-dairesi-20079740-en-200711187.html' title='1. Hukuk Dairesi 2007/9740 E.N. , 2007/11187 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-7416578923673556732</id><published>2009-05-03T13:54:00.001+03:00</published><updated>2009-05-03T13:58:51.180+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='21. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istihkak iddiası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İcra İflas Kanunu'/><title type='text'>21. Hukuk Dairesi 2006/12344 E.N , 2007/6279 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN İSTİHKAK İDDİASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Haciz, uygulanan iş yerinin tapu ve vergi kaydı davalı 3.kişi adınadır. Hacizde hazır bulunan davalı şirket yetkilisi A... Birinci borçlunun kuzeni olduğunu ve muhtelif faturalar karşılığında borçludan mal satın aldıklarını bildirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borç 29.01.2004-18.06.2004 tarihleri arasında alacaklı yanca borçluya satılan mal bedelleri için düzenlenen fatura ve çeklerden kaynaklanmaktadır. Borcun doğumandan sonra borçlunun borca batık halini akrabalık dolayısıyla bilebilecek durumda bulunan davalı 3.kişi şirket temsilcileri tarafından şirket adına borçlunun mal varlığının büyük bir kısmının devralınması İİK. 44.maddesi anlamında ticari işletme devridir. Nitekim güçlü delil niteliğinde bulunan ve Dairemizin 22.12.2005 gün ve 2005/7637 Esas, 2005/13721 Karar sayılı ilamı ile onanan karar düzeltme aşamasından da geçerek kesinleşen Ankara 14.İcra Mahkemesinin  2004/848 Esas ve 2005/318 Karar sayılı 23.05.2005 günlü kararı ile bir başka takip alacaklısı R.T.'un davalılar hakkında açtığı dava kabul edilerek 3.kişinin istihkak iddiası kaldırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borçlu ile davalı 3.kişi arasındaki ilişki ticari işletme devri niteliği taşıdığından İİK.'nun 44 ve B.K. 179.maddelerinin uygulanması gerektiği açıkça ortadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anılan maddede öngörülen koşulların yerine getirildiği iddia ve isbat edilmemiştir. Gerçekten borçlunun devri kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirerek ilan ettiği ve mal beyanı verdiğine ilişkin dosyada hiç bir kanıt yoktur. Bu durumda devir alacaklıların haklarını etkilemeyeceği gibi devralan davalıda B.K. 179.maddesi gereği işletmenin borçlarından sorumlu bulunduğundan mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davacı (alacaklı) vekili tarafından istenmiş, mahkemece ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar verilmiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyuşmazlık İİK. 99 ve devamı maddelerine dayalı alacaklı tarafından açılan 3.kişinin istihkak iddiasının reddi istemine ilişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haciz, uygulanan iş yerinin tapu ve vergi kaydı davalı 3.kişi adınadır. Hacizde hazır bulunan davalı şirket yetkilisi A... Birinci borçlunun kuzeni olduğunu ve muhtelif faturalar karşılığında borçludan mal satın aldıklarını bildirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borç 29.01.2004-18.06.2004 tarihleri arasında alacaklı yanca borçluya satılan mal bedelleri için düzenlenen fatura ve çeklerden kaynaklanmaktadır. Borcun doğumandan sonra borçlunun borca batık halini akrabalık dolayısıyla bilebilecek durumda bulunan davalı 3.kişi şirket temsilcileri tarafından şirket adına borçlunun mal varlığının büyük bir kısmının devralınması İİK. 44.maddesi anlamında ticari işletme devridir. Nitekim güçlü delil niteliğinde bulunan ve Dairemizin 22.12.2005 gün ve 2005/7637 Esas, 2005/13721 Karar sayılı ilamı ile onanan karar düzeltme aşamasından da geçerek kesinleşen Ankara 14.İcra Mahkemesinin  2004/848 Esas ve 2005/318 Karar sayılı 23.05.2005 günlü kararı ile bir başka takip alacaklısı R.T.'un davalılar hakkında açtığı dava kabul edilerek 3.kişinin istihkak iddiası kaldırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borçlu ile davalı 3.kişi arasındaki ilişki ticari işletme devri niteliği taşıdığından İİK.'nun 44 ve B.K. 179.maddelerinin uygulanması gerektiği açıkça ortadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anılan maddede öngörülen koşulların yerine getirildiği iddia ve isbat edilmemiştir. Gerçekten borçlunun devri kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirerek ilan ettiği ve mal beyanı verdiğine ilişkin dosyada hiç bir kanıt yoktur. Bu durumda devir alacaklıların haklarını etkilemeyeceği gibi devralan davalıda B.K. 179.maddesi gereği işletmenin borçlarından sorumlu bulunduğundan mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde, davacı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ: Kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene iadesine, 10.04.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-7416578923673556732?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/7416578923673556732/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/21-hukuk-dairesi-200612344-en-20076279.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/7416578923673556732'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/7416578923673556732'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/21-hukuk-dairesi-200612344-en-20076279.html' title='21. Hukuk Dairesi 2006/12344 E.N , 2007/6279 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-8022898694734659696</id><published>2009-05-03T13:51:00.002+03:00</published><updated>2009-05-03T13:54:09.424+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KEY'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='21. Hukuk Dairesi'/><title type='text'>21. Hukuk Dairesi 2006/8338 E.N , 2006/13448 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o GECİKME ZAMMI&lt;br /&gt;o TASARRUFU TEŞVİK PRİMİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;3417 sayılı Yasa'nın 4. maddesi işverenlerin işçilerin ücretlerinden yapacakları tasarruf kesintileri ile sağlayacakları işveren katkılarını tahakkuk ettirerek ücret ödemesinin yapıldığı ayı takip eden ayın sonuna kadar T.C. Ziraat Bankasında işçiler adına açtıracakları "Tasarruf Teşvik Hesabı'na" yatıracaklarını hüküm altına almış 7. maddesi ile de işverenler tarafından Tasarrufu Teşvik Kesintileri Aylık Bildirim Formlarının zamanında Ziraat Bankasına gönderilmemesi ve kesinti ve katkı tutarlarının ödenmemesi halinde Kurumun re'sen veya ilgililerin başvurusu halinde 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri uyarınca tahsil olunarak alınacak gecikme zammı ile birlikte ilgili banka hesabına yatırılacağı öngörülmüştür. Bu yasal düzenlemeden davalı Sosyal Sigortalar Kurumunun işverence Ziraat Bankasına yatırılmayan fonlar ile yoksun kalınan nemalardan doğrudan sorumlu olduğu sonucuna varılamaz. Kurumun sorumluluğu ancak; davacının dava açmadan önce kuruma müracaat edip kesinti ve katkı tutarlarının işverence Bankaya yatırılmadığını belirterek harekete geçmesini istemesi buna rağmen Kurumun yasal görevini yapmaması halinde söz konusu olacaktır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı, tasarrufu teşvik primlerinin ise giriş tarihinden itibaren %7 gecikme zammı ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan  ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı, davalı işverenlere ait işyerinde 01.10.1994-15.2.2001 tarihleri arasında  hizmet aktiyle çalışmasına rağmen bu döneme ilişkin tasarruf teşvik primlerinin ilgili bankaya yatırılmadığını belirterek tasarruf teşvik primleri ve nema alacağının davalı işverenler ile  davalı Kurumdan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de davalı Kurum yönünden varılan sonuç doğru olmamıştır. 3417 sayılı Yasa'nın 4. maddesi işverenlerin işçilerin ücretlerinden yapacakları tasarruf kesintileri ile sağlayacakları işveren katkılarını tahakkuk ettirerek ücret ödemesinin yapıldığı ayı takip eden ayın sonuna kadar T.C. Ziraat Bankasında işçiler adına açtıracakları "Tasarruf Teşvik Hesabı'na" yatıracaklarını hüküm altına almış 7. maddesi ile de işverenler tarafından Tasarrufu Teşvik Kesintileri Aylık Bildirim Formlarının zamanında Ziraat Bankasına gönderilmemesi ve kesinti ve katkı tutarlarının ödenmemesi halinde Kurumun re'sen veya ilgililerin başvurusu halinde 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri uyarınca tahsil olunarak alınacak gecikme zammı ile birlikte ilgili banka hesabına yatırılacağı öngörülmüştür. Bu yasal düzenlemeden davalı Sosyal Sigortalar Kurumunun işverence Ziraat Bankasına yatırılmayan fonlar ile yoksun kalınan nemalardan doğrudan sorumlu olduğu sonucuna varılamaz. Kurumun sorumluluğu ancak; davacının dava açmadan önce kuruma müracaat edip kesinti ve katkı tutarlarının işverence Bankaya yatırılmadığını belirterek harekete geçmesini istemesi buna rağmen Kurumun yasal görevini yapmaması halinde söz konusu olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davalı Kurumun işverenin tasarruf kesintisini katkı payı ile birlikte Ziraat Bankası'ndaki hesaba yatırılıp yatırılmadığını re'sen öğrenme imkanı bulunmamaktadır. Dosyada davacının davalı Kuruma bu yönde bir başvurusu olduğuna ilişkin bilgi ve belgede  yer almamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasal sürede Ziraat Bankasına yatırılmayan fon ve yoksun kalınan nema alacaklarının borçlusu işverendir. Anılan gerekçelerle davalı Kuruma yöneltilen davanın reddi yerine kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.    &lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;O halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan  temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 28.11.2006  gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-8022898694734659696?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/8022898694734659696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/21-hukuk-dairesi-20068338-en-200613448.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8022898694734659696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8022898694734659696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/21-hukuk-dairesi-20068338-en-200613448.html' title='21. Hukuk Dairesi 2006/8338 E.N , 2006/13448 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-1392544703478394317</id><published>2009-05-03T13:48:00.001+03:00</published><updated>2009-05-03T13:51:17.145+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadastro Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tapu tescili'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='20. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2b'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öncesi orman olan yerler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tapu iptali'/><title type='text'>20. Hukuk Dairesi 2008/12930 E.N , 2008/17818 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o TAPU İPTAL VE TESCİL&lt;br /&gt;o ÖNCESİ ORMAN OLAN YERLER&lt;br /&gt;o 2-B UYGULAMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;TAPU MALİKLERİNE TAPU KAYDINA DAYALI OLARAK 10 YIL İÇİNDE DAVA AÇMA HAKKI 3373 SAYILI YASA İLE GETİRİLMİŞ VE BU YASANIN GERİYE YÜRÜYECEĞİ VE ÖNCEKİ YASALARA GÖRE KESİNLEŞEN KADASTRO İŞLEMLERİNE UYGULANACAĞINA İLİŞKİN BİR HÜKÜM DE BULUNMAMAKTA, AYRICA ORMAN KADASTROSUNUN KESİNLEŞMESİNİN ÜZERİNDEN DE 10 YIL GEÇMİŞ BULUNMAKTADIR. 2/B UYGULAMASI YENİ BİR KADASTRO İŞLEMİ OLMADIĞINDAN, YENİ BİR DAVA AÇMA HAKKI KAZANDIRMAZ- ORMAN OLAN TAŞINMAZLARIN TOPRAK TEVZİ YOLUYLA DAĞITILACAĞINA İLİŞKİN BİR HÜKÜM DE BULUNMAMAKTADIR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacılar vekili, Hazine adına ham toprak niteliği ile tapuda kayıtlı olan ve üzerinde 2/B madde sahasında kaldığı konusunda şerh bulunan Hasanbeyli Köyü 2294 parsel sayılı 25.605 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ile bu parselin etrafında bulunan taşınmazın murisleri adına olan Mart 1932 tarih 7 ve Kasım 1944 tarih 219 numaralı tapu kayıtları ile 295 nolu vergi kaydı kapsamında bulunduğunu belirterek tapu kaydı iptali ile bitişiğindeki taşınmaz ile adlarına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava, 2/B madde sahasında kalan tapu iptali ve bitişiğindeki tapuda kayıtlı olmayan yerle birlikte tapuya tescile ilişkindir.&lt;br /&gt;Yörede 1979 yılında yapılan orman kadastro çalışması ile 10.12.1996 tarihinde ilan edilen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı toprak tevzi yoluyla oluşan Kasım 1944 tarih 219 nolu (20 dönüm miktarlı, kuzeyi Ahmet, diğer hudutları ise çalılık olan) ve Mart 1932 tarih 7 nolu (15 dönüm miktarlı, Kuzeyi Ahmet oğlu Mustafa, güneyi Celal, batısı Salih oğlu Ahmet, doğusu çalılık olan 1771 sayılı Yasa gereğince oluşan) tapu kayıtlarına dayanarak 2294 sayılı parselin bir bölümü ile bitişiğindeki orrtıan kadastro sınırları içinde bulunan taşınmazın bir bölümünün adına tescilini istemektedir. 02.01.2008 tarihli orman bilirkişi raporu ekindeki krokide 1 nolu 15.673.31 m2 ve 2 nolu 3.695.30 m2 yüzölçümündeki taşınmazların yörede 1979 tarihinde ilan edilen orman kadastro çalışmasında orman sınırları içinde kaldığı orman ve fen bilirkişi raporlarından anlaşıldığı gibi, bu konu taıtaflann da kabulündedir. Dava tapuya dayalı olarak tapu kaydının iptali ve te$cil harici bırakılan ormanlık alanın adlarına tescili talebini içermekle birlikte, davanın sonucunda kurulacak hüküm orman tahdidinin de iptalini gerektirmektedir. Davalı taşınmazların bulunduğu yerde ilk orman kadastrosu 1744 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılmış ve dava konusu taşınmazlar orman sınırları içine alınarak ilan edilmiş, süresi içinde davacı veya üçüncü kişilerce itiraz edilmediğinden işlem kesinleşmiştir. Tapu maliklerine tapu kaydına dayalı olarak 10 yıllık süre içinde dava açma hakkı, 28.05.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3373 sayılı Yasa ile getirildiğinden, bu hak, ancak 3373 sayılı Y&amp;sa'nın yürürlüğünden sonra yapılan orman kadastro işlemlerine karşı kullanılabilir. Sözü edilen yasanın geriye yürüyeceği ve bu yasa ile tapu sahiplerine tanınan 10 yıllık sürenin önceki yasaların yürürlüğü sırasında kesinleşen orman kadastro işlemlerine de uygulanacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığı gibi, orman kadastrosunun kesinleşme tarihi gözönünde bulundurulduğunda, 10 yıllık süre de çoktan geçmiştir. Orman kadastrosunun kesinleşmesinden yıllar sonra 1996 yılında kesinleşen orman kadastro çalışmasının aplikasyonu ve 2/B madde uygulaması yapılmış ve taşınmazın bir bölümü 2/B madde uygulamasına konu olmuştur. Ancak bu işlem yeni bir kadastro işlemi değildir ve davacılara veya başka kişilere yeni bir dava açma hakkı kazandırmaz. Kaldı ki, davacının dayandığı Kasım 1944 tarih 219 nolu tevzi tapusunun çekişmeli taşınmaza uyduğu kabul edilmiş ise de, tek sabit sınır olan kuzeydeki Ahmet yerinin neresi olduğu belirlenemediğinden, bu kaydın dava konusu yerleri kapsadığı düşünülemeyeceği gibi, orman olan taşınmazların toprak tevzi yoluyla dağıtılacağı konusunda yasalarda bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Yasa'nın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Yasa'nın 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamaz. Bu nedenlerle mahkemece davanın reddi yolunda kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığından, davacıların temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak, davalı Hazine ile Çevre ve Orman Bakanlığı tek vekil ile kendilerini temsil ettirdiklerine, davanın niteliğinin de aynı olduğu gözönüne alındığında Hazine ve Çevre ve Orman Bakanlığı yararına ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmesi doğru görülmemiştir. Bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu nedenle, 14.02.2008 günlü kararın 4 ve 5. bentlerin hükümden çıkartılarak bunun yerine "davalı Çevre ve Orman Bakanlığı ile Hazine kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tari-fesi'ne göre 500.00 YTL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı Hazine ile Çevre ve Orman Bakanlığı'na verilmesine" cümlesinin eklenmesi sureti ile hükmün HYUY'nin 438/7. maddesi gereğince düzeltilmesine ve bu şekliyle hükmün (ONANMASINA), 18.12.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-1392544703478394317?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/1392544703478394317/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/20-hukuk-dairesi-200812930-en-200817818.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1392544703478394317'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/1392544703478394317'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/20-hukuk-dairesi-200812930-en-200817818.html' title='20. Hukuk Dairesi 2008/12930 E.N , 2008/17818 K.N.'/><author><name>Çetin Zorlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12465786173129309709</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8953721922926625493.post-8756615759024802981</id><published>2009-05-03T13:46:00.001+03:00</published><updated>2009-05-03T13:47:54.211+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kesin delil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Ticaret Kanunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='19. Hukuk Dairesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ticari defterler'/><title type='text'>19. Hukuk Dairesi 2008/4338 E.N , 2008/11341 K.N.</title><content type='html'>İlgili Kavramlar&lt;br /&gt;o TİCRARİ DEFTERLER&lt;br /&gt;o KESİN DELİL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;DAVALI TARAF DURUŞMALARA GELMEMEKLE DAVAYI İNKAR ETMİŞTİR. DAVACININ USULÜNE UYGUN TUTULMAYAN TİCARİ DEFTERLERİ LEHİNE DELİL OLMAZ. ANCAK, DAVACI TİCARİ DEFTERLERE DAYANDIĞINA GÖRE, DAVALI TARAFIN TİCARİ DEFTERLERİ DE İNCELENMELİ, SONUCUNA GÖRE KARAR VERİLMELİDİR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İçtihat Metni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davacı vekili, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan bakiye alacak için girişilen icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep ve dava etmiştir.&lt;br /&gt;Davalı, davaya cevap vermemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre davacının, davalıdan 6.134.00 YIL alacağı bulunduğu, davalının takipte temerrüde düştüğü, alacak likit olmakla birlikte itirazın haksız ve kötüniyetle yapıldığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.&lt;br /&gt;1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin tebligata ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Davacı, davalıya sattığını iddia ettiği malların bedelini alamadığını ileri sürerek dava açmış, davalı taraf duruşmalara gelmemekle davayı inkar etmiştir. Bu durumda, davacının iddiasını kesin delillerle kanıtlaması gerekir. Davacı defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı bilirkişi incelemesi ile saptandığından, lehine delil teşkil etmeyeceği yasa hükmü gereğidir. Ne var ki, davacı, tarafların ticari defterlerine delil olarak dayandığından ve taraflar da tacir olduğuna göre, davalının ticari defterlerinin de incelenmesi ve deliller hep birlikte değerlendirilerek uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece davalı defterleri incelenmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile, (2) sayılı bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına (BOZULMASINA), bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 21.11.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8953721922926625493-8756615759024802981?l=emsalkararlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/feeds/8756615759024802981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/19-hukuk-dairesi-20084338-en-200811341.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8756615759024802981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8953721922926625493/posts/default/8756615759024802981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://emsalkararlar.blogspot.com/2009/05/19-hukuk-dairesi-20084338-en-200811341.html' title='19. Hukuk Dairesi 2008/4338 E.N , 2008/1
