HUKUK GENEL KURULU 2004/1-294 E.N. , 2004/320 K. N.

İlgili Kavramlar
HAZİNENİN ECRİMİSİL TALEBİ
ECRİMİSİL
GÖREV

2886 s. DevletİhaleK/9, 13, 75
2709 s. AY/13, 36

ÖZET

Hazine dilerse seçimlik hakkını kullanarak 2886 sayılı Kanunun 75. maddesinde sözü edilen komisyonu oluşturmadan ihbarname veya ihtarname düzenlemeden ve bunu şagile tebliğ etmeden yani idari bir işlem yapmadan doğrudan doğruya genel mahkemede, genel hükümlere göre el atmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil istemine ilişkin dava açabilir.



Taraflar arasındaki “men’i müdahale, kal ve ecrimisil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Menderes Asliye Hukuk Mahkemesince men’i müdahale ve kal davasının reddine, ecrimisil talebinin İdari yargının görevli olması nedeniyle görev yönünden reddine dair verilen 24.12.2002 gün ve 2002/53 E- 838 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15.05.2003 gün ve 2003/5106-5924 sayılı ilamı ile; (...Dava, çaplı yere elatmanın önlenmesi yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere göre, davacı idarenin çap kaydına üstünlük tanınmak suretiyle elatmanın önlenmesi ve yıkım kararı verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Ne var ki, haksız fiil tazminatı niteliğindeki ecrimisil isteği bakımından adli yargı yerinin görevli olduğu düşünülmeksizin yanılgılı gerekçeyle idare mahkemesinin görevli olduğundan bahisle, dava dilekçesinin yargı yeri yönünden reddine karar verilmesi doğru değildir. Davacı idare vekilinin temyiz itirazları yerindedir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı Hazine, 2385 Ada, 2 Parsel sayılı, Jandarma Genel Komutanlığına tahsisli taşınmaza davalının kaçak konut inşa etmek suretiyle el attığını ileri sürerek, el atmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteğinde bulunmuş, mahkemenin “el atmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinin kabulüne, ecrimisil istemine ilişkin davada ise, 2886 sayılı Yasanın 75. maddesi uyarınca işin idari yargıyı ilgilendirdiğinden söz edilerek dilekçenin görev yönünden reddine” dair verdiği karar yukarıda açıklanan nedenle Özel Dairece bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Bilindiği gibi, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle işgal tazminatı, hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararında “...fuzuli işgalin kiraya benzetilemeyeceği; .....haksız bir eylem sayılması gerektiği... bir zarar meydana gelirse bunun tazmin ettirileceği, ...Medeni Kanunun (eski) 908 inci maddesi anlamında zilyedin faydalanmasından doğan bir istem olduğu...” vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır.
a) Haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklindeki olumlu zarar,
b) Kullanmadan doğan olumlu zarar,
c) Malik yada zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir.
Yargıtay’ın ilgili tüm Daireleri ve Hukuk Genel Kurulu, kararlarında özetlenen bu ilkeleri esas almışlardır. Bu durumda ecrimisilin tahsili için genel mahkemelerde genel hükümlere göre dava açılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır.
Eldeki davada Hazinenin davacı olması nedeniyle, olayın 1.1.1984 tarihinde yürürlüğe giren 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75 inci maddesi açısından irdelenmesine gelince;
Anılan maddede, “Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan malların gerçek ve tüzel kişilerce işgali üzerine fuzuli şağilden bu Kanunun 9. maddesinde ki yerlerden (Ticaret Odası, Sanayi Odası, borsa veya bilirkişilerden) sorulmak suretiyle 13. maddede gösterilen komisyonca (ilgili idare memurunun başkanlığında en az bir uzman veya maliye memuru) takdir ve tespit edilerek ecrimisil isteneceği, ecrimisil talep edilebilmesi için Hazinenin işgalden dolayı bir zarara uğramış olmasının gerekmediği ve fuzuli şagilin kusurunun aranmayacağı, ecrimisilin fuzuli şagil tarafından rızaen ödenmemesi halinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunacağı, işgal edilen taşınmazın, idarenin talebi üzerine bulunduğu yer mülkiye amirince en geç 15 gün içinde tahliye ettirilerek idareye teslim edileceği” hükmü öngörülmüştür.
Uyuşmazlık Mahkemesinin 20.02.1989 tarih 2/1 sayılı ilke kararında da “2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75. maddesi uyarınca, fuzuli şagilden istenecek ecrimisilin belirlenmesi ve istenmesi üzerine açılacak davaların çözüm yerinin, ecrimisilin belirlenmesi ve işgalciden istenilmesi işlemlerinin idari niteliği nedeniyle idari yargı yeri olduğu” açıklanmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında olayın dava açısından incelenmesinde; davacı Hazinenin dava açamayacağı, dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı ileri sürülmüş, çoğunluk aşağıdaki gerekçeyle bu görüşe katılmamıştır.
Gerçekten de; 2886 sayılı Kanunun 75. maddesine göre Hazinece ecrimisil ihbarnamesinin düzenlenip tebliği işleminden sonra, ihbarnamenin iptali, ecrimisil gerekip gerekmediği veya fazla talep edildiği iddiasına dayalı işlem ve davaların idari nitelikte bulunduğu, çözüm yerinin idari yargı olduğu kuşkusuzdur.
Uyuşmazlık, Hazine tarafından 2886 sayılı Kanunun 75. maddesine göre ecrimisil tespit edilmeksizin ecrimisil ihbarnamesi gönderme yolu tercih edilmeden doğrudan doğruya genel hükümlere göre genel mahkemelerde Hazine tarafından fuzuli şagile karşı dava açılıp açılamayacağı, anılan maddenin Hazinenin seçimlik hakkını ortadan kaldırıp kaldırmadığı noktasındadır.
Bilindiği gibi, dava hakkı Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Anayasamızın 13.10.2001 gün 4709 sayılı Kanun ile değişik 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz”
Yine Anayasanın 13.10.2001 gün 4709 sayılı Kanun ile değişik 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” hükümleri bulunmaktadır.
Konu bir temel hakkın kullanılması ile ilgilidir. 2886 sayılı Kanunun 75 ve diğer maddelerinde ecrimisil ihbarnamesinin tebliğinden önce veya 2886 sayılı Kanunun hiç uygulanmadığı hallerde Genel Mahkemelerde ecrimisil davasının açılamayacağı konusunda Kanun ile konulmuş sınırlayıcı bir hüküm bulunmadığından, T.C. Anayasasının 36 ve 13. madde hükümleri de gözetildiğinde somut olayın özelliği itibariyle davacı Hazinenin dava hakkının bulunduğunun kabulü zorunludur.
Ecrimisil istemi iki şekilde düzenlenmiştir.
1- 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75. maddesi ile ecrimisil alacağı için hazineye özel bir tespit, tahsil ve tahliye imkanı tanınmış olup, hazine isterse 75. madde uyarınca tespit ettiği ecrimisili ihtarname veya ihbarname ile fuzuli şagile tebliğ edip, rızaen ödenmemesi halinde 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edebilir, taşınmazın bulunduğu yer mülkiye amirince fuzuli şagili tahliye ettirebilir. Ancak bu durumda, ortada idari bir işlem söz konusu olacağından, idari işlemin iptali talebi idari yargıda görülür.
2- Hazine dilerse seçimlik hakkını kullanarak 2886 sayılı Kanunun 75. maddesinde sözü edilen komisyonu oluşturmadan ihbarname veya ihtarname düzenlemeden ve bunu şagile tebliğ etmeden yani idari bir işlem yapmadan doğrudan doğruya genel mahkemede, genel hükümlere göre el atmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil istemine ilişkin dava açabilir.
Somut olayda olduğu gibi Hazine seçimlik hakkını dava yolu ile kullanmış ise hakim gerekli araştırma ve soruşturmayı yaparak sonucuna göre karar vermek zorundadır. Mülkiyet uyuşmazlıklarına ilişkin davalarda genel mahkemelerce verilen el atmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil kararları icra dairelerince infaz edilerek tahsil yoluna gidilecektir.
Hazinenin ecrimisil alacağı bir kamu alacağı ise de, bu alacak kamu ilişkisinden (hukukundan) değil haksız eylemden kaynaklanan haksız işgal tazminatıdır. Nitekim, 6183 sayılı Kanunun 1. maddesinde kanun koyucu aynı düşünceyi benimsemek suretiyle “Devlet, vilayet hususi idareleri ve belediyelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğan alacaklarının bu kanun kapsamında olmadığını” açıkça belirtmiştir.
Öte yandan, 2886 sayılı Kanunun 75. maddesi ile getirilen bu imkanın bir zorunluluk olarak yorumlanması doğru değildir. Hazinenin ecrimisil isteyebilmesi için genel mahkemeye dava açma zorunda olmaması, bu konuda idari işlem düzenleme ve böylece sorunun idari yargıda çözümlenmesi zorunluluğu olarak düşünülmemelidir.
Somut olayda, sadece ecrimisil isteği yer almamış onun yanında, el atmanın önlenmesi ve yıkım isteğiyle birlikte haksız eylemden kaynaklanan bir tazminat istenmiştir. Hazine seçimlilik hakkını kullanarak doğrudan doğruya genel mahkemeye dava açmıştır. Esasen, Hazineyi bu olanaktan alıkoyan bir yasal hüküm de bulunmamaktadır. Yasa koyucu başka türlü düşünseydi, 2886 sayılı Kanunun 75. maddesinde, ecrimisilin genel yargı yolu ile takip ve dava edilemeyeceğini de düzenlerdi.
Diğer taraftan, haksız eylemden kaynaklanan bir alacağın dava edilmesinde hukuksal yararın varlığı tartışılamaz bir gerçektir. Özellikle, el atmanın önlenmesi ve yıkım ya da başka bir dava ile ecrimisil istenmesi halinde, ecrimisille ilgili davayı idari yargıya göndermek; genel mahkemedeki davaları bekletici sorun saymak, ecirimisilin tahsilinin uzunca bir süre sürüncemede kalması sonucunu doğurur. Hazinenin hukuksal yararı ecrimisilin diğer isteklerle birlikte sonuca bağlanmasındadır.
Nitekim, Hukuk Genel Kurulu da 2886 sayılı Kanunun 1.1.1984 yılında yürürlüğe girmesinden sonra intikal eden işlerde, ecrimisil taleplerinin ihbarname ya da ihtarname şartına bağlı olmadığını, Hazinenin beş yıllık süreye ilişkin olarak ecrimisil isteyebileceğini karara bağlamış, görev hususuna değinmemiştir (H.G.K. 2.4.1986 tarih 1985/3-150 E, 1986/347 K ve H.G.K. 15.11.1985 tarih 1984/3-154 E, 1985/913 K).
Eldeki davada idari anlamda alınmış bir karar yapılmış idari bir işlem ya da eylem bulunmadığı gibi, komisyon da oluşturulmamıştır.Mahkemece, bu husus gözetilmeksizin ecrimisil isteminde idari yargının görevli olduğundan söz edilerek, görevsizlik kararı verilmiş olması yerinde görülmemiş olup, bu husus Hukuk Genel Kurulunun 25.2.2004 tarih 2004/1-120 E, 96 K sayılı kararında da aynen benimsenerek ecrimisil isteminde de adli yargının görevli olduğu açıkça vurgulanmıştır.
Tüm bu nedenlerle Hukuk Genel kurulunca da benimsenen, ecrimisil isteği yönünden de gerekli araştırma ve soruşturma yapılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğine değinen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, mahkemece önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.06.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
1) YASAL DÜZENLEME
Uyuşmazlık, Hazinenin Adliye Mahkemelerinde ecrimisil davası açıp açamayacağı noktasında toplanmaktadır.
2886 sayılı yasanın 75. maddesinin ilk iki hükmü aşağıya alınmıştır:
“Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malların, gerçek ve tüzel kişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden, bu kanunun 9. maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle, 13. maddesinde gösterilen komisyonca takdir ve tespit edilecek ecrimisil istenir. Ecrimisil talep edilebilmesi için, Hazinenin işgalden dolayı bir zarara uğramış olması gerekmez ve fuzuli şagilin kusuru aranmaz.
Ecrimisil fuzuli şagil tarafından rızaen ödenmez ise, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun Hükümlerine göre tahsil olunur”
2886 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırılan 2490 sayılı yasının 67. maddesi uyarınca Hazinenin açtığı ecrimisil davaları, Adliye Mahkemelerinde görülmekte ve çözümlenmekte idi. Yukarıda zikredilen 2886 sayılı yasanın 75. maddesi ise bu konuda özel bir düzenleme getirmiş bulunmaktadır; buna göre ecrimisil talep edilebilmesi için, Hazinenin işgalden dolayı bir zarara uğramış olması gerekmeyecek ve fuzuli şagilin kusuru aranmayacaktır. Oysa Adli Mahkemelerde açılan ecrimisil davalarında, ilgili yasa ve İçtihatları Birleştirme Kararları gereğince davacının (Hazine de olsa) işgalden ötürü zarara uğradığının ispatı yanında davalının (fuzuli şagilin) kusuru aranacaktır.
2) 2886 SAYILI YASANIN HÜKÜMET TEKLİFİNDE HAZİNENİN ECRİMİSİLE HAK KAZANABİLMESİ İÇİN “dava açma şartı” YASALAŞAN METİNDEN ÇIKARILMIŞTIR.
Devlet İhale Yasa tasarısına ilişkin hükümet teklifinde ecirimisil istenebilmesi için Hazinenin dava açması öngörülmüştür. Nitekim, 75. maddeye ilişkin hükümet teklifi şu hükmü içermekte idi: Madde 75, fıkra 2: “Komisyonca takdir ve tespit edilecek ecrimisil, fuzuli şagil tarafından rızaen ödenmez ise hükmen tahsil edilir” (Milli Güvenlik Konseyi, S.Sayısı: 638, sh.29) Gerçekten de hükümet teklifinde şu hükümlere de yer verilmiştir. “Ecrimisil fuzuli şagil tarafından rızaen ödenmediği takdirde, hükmen tahsili için dava açılmakla birlikte...” “Mahkemece hükmolunan ecrimisil, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsilil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur”
Buna karşın yasalaşan metinde dava açma şartı kaldırılmış ve sadece Hazinenin talep etmesi yeterli görülmüştür. Bu durum 2886 sayılı yasanın 75. maddesinin gerekçesinde açıkça belirtilmiştir: “Danışma Meslisi metninin 76. maddesinde, ecrimisilin hükme bağlandıktan sonra 6183 sayıl Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunacağı belirtilmiş ise de yeniden yazılan maddenin 2. fıkrasında ecrimisilin fuzuli şagil tarafından rızaen ödenmediği takdirde dava açma cihetine gidilmeyerek diğer Devlet alacaklarında olduğu gibi ecrimisil de, Devlete ait yerin işgali, tasarruf edilmesi, ondan yararlanılması sonucu ortaya çıkan kira benzeri bir Devlet alacağı olduğundan bu alacağın da diğer vergi, resim, harç gibi Amme Alacaklarının tahsilinde uygulanan esaslara göre tahsil edilmesi sağlanmıştır”(Bkz. Milli Güvenlik Konseyi, S. Sayısı: 638, sh.11).
3) HUKUKSAL YARAR
Davacının (hazenin), ecrimisil davasını Adliye Mahkemelerinde açabilmesi için, hukuksal yararı bulunmalıdır. Bir başka anlatımla, hazinenin ecrimisile yönelik hakkına kavuşabilmesi için mahkemenin bir kararına muhtaç olmalıdır.
Eğer davacı (hazine), mahkemeye başvurup bir ilam almadan başka bir yol ile de hakkına aynı güvenle kavuşabilmekte ise, artık dava açmakta hukuksal yarar yok demektir. Buna rağmen dava açılırsa, davanın, dava şartı yokluğundan (usulden, mesmu olmadığından) ötürü reddedilmelidir.
Hazine, 2886 sayılı yasanın 75. maddesinin kendisine tanıdığı olağanüstü olanaklarla ve de Usul Hukukunun yüklediği külfetler (keşif, tanık, ispat, zamanaşımı def’i) olmaksızın ecrimisile yönelik amacına daha güvenli bir şekilde ulaşabildiğine göre, hukuksal yararı yok demektir. O halde öncelikle ecrimisile yönelik istem, dava şartı yokluğundan (usulden) reddedilmelidir. (Bkz.Kuru, Baki:Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. baskı, İst.2001, sh.1363 vd.).
4) ÖZEL DÜZENLEME VARKEN GENEL HÜKÜMLER UYGULANMAZ
Gerek maddi hukuk alanında ve gerekse usul ve icra hukuku alanında özel hükümlerin genel hükümlere göre önceliği vardır. Örneğin, yasada özel takip imkanı bulunan hallerde davacının genel hükümlere göre icra takibi yapması kabul edilemez (4. HD. 21.1.2002; 9624/569) Başka örnekler:
Projeye aykırı inşaatın yıkılabilmesi için, konuttaki insan ve eşyanın tahliyesine ilişkin davaların
Sulh Hakimlerince karar bağlanmasına olanak veren 6785 sayılı yasa, 3194 sayılı İmar Yasasanın 43/A maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bu son yasanın 32/son maddesi bu görevi Belediye Encümeni veya İl İdare Kurulu Kararını müteakip Belediye ve Valiliklere vermiştir. Adli Yargıda bu tür bir davanın görülmesi yasa hükmüne göre mümkün olmadığından davanın reddine karar vermek gerekir (14. HD. 22.10.2001; 7065/7032; 14. HD. 16.9.2002; 4887/5276)
5) HUMK. mad. 7 AÇISINDAN OLAYIN İRDELENMESİ
HUMK. mad. 7 hükmüne göre: “Diğer bir mahkeme yahut idari makam veya yargı merciinin görevine giren bir dava veya iş kendisine arz olunan mahkeme, duruşma yapmadan görevsizlik kararı verilebileceği gibi davanın her safhasında kendiliğinden görevli olmadığına da karar verir”
Hazinenin ecrimisil istemi, 2886 sayılı Yasa mad.75/1 uyarınca idari bir makamın görevine verilmiş bulunmaktadır. Sözüedilen idari makam (komisyon)ın takdir ve tespit ettiği ecrimisilin ödenmemesi halinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur (2886 sayılı yasa, mad.75/2)
Görüldüğü üzere görev kesin olarak idari bir makama verilmiştir ve Adli Yargının bu konuda (seçime dayalı) hiçbir görevi bulunmamaktadır. Nasıl Hazine vergi için yükümlü hakkında mahkemeye başvurup tespit ve tahsil yoluna başvuramıyor, yöntemine uygun olarak takdir ve tahsil ediyorsa, aynı şekilde ecrimisil için de mahkemeye başvuramaz ve fakat özel yasada öngörüldüğü şekilde tespit ve takdir edildikten sonra tahsili cihetine gidebilecektir. Burada Hazineye tanınmış seçimlik yetkiden ise hukuksal anlamda asla sözedilemez.
O halde bu açıdan bakıldığında mahkemenin görevsizlik kararı vermesi de gündeme gelecektir.
6) KAMU ALACAKLARININ TAHSİLİNDE GÖREVLİ MERCİLER
Kamu alacağı, kamu alacağını/ecrimisili doğuran olay ile doğmaktadır. Ancak, ecrimisilin fuzuli şagil yönünden belli bir borç haline gelebilmesi komisyonca (2886 SK. mad.75/1) takdir ve tespit işlemi ile olmaktadır. Kamu borcunun idare tarafından belirlenmesi halinde, bu işlemin kamu borçlusuna (fuzuli şagile) tebliğ edilmesi gerekir. Çünkü, dava açma süresi yükümlendirme işleminin tebliğ tarihinden itibaren başlamaktadır.
Kamu alacağı olan (ecrimisilin) ödenmesi ise, ilgili komisyonca takdir-tebliğ-tahakkuk aşamalarından geçtikten sonra mümkün olmaktadır. Hazinenin bu yetkilerini kullanıp kullanmama konusunda herhangi bir “takdir” seçeneği bulunmamaktadır. Zira kamu alacakları, kamu hukukundan doğmaktadır ve kamu hukuku kurullarına tabi olmaktadır (Onar, Sıddık Sami: İdare Hukukunun Umumi Esasları, C.111, 3. bası, İst. 1966, sh.1645).
Adliye mahkemeleri özel hukuktan doğan alacaklar için görevli sayılmışlardır. Kamu alacaklarının (örneğin Devletin vergi alacağı veya olayda olduğu üzere ecrimisil alacağının) araştırılması ve soruşturulması Adliye mahkemelerine ait olmadığı gibi, takibi de İİK’na göre değil ve fakat 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanuna göre yapılır.
7) HAZİNENİN DAVALIDAN TALEP ETTİĞİ ECRİMİSİL, “KAMU ALACAĞI” MAHİYETİNDEDİR.
a) GENEL OLARAK KAMU ALACAĞI
Kamu alacağı, 6183 sayılı yasadaki usule göre tahsil olanağı bulunan her türlü alacakları kapsar. Alacak, kamu geliri niteliğinde olabileceği gibi, özel veya kamu hizmeti karşılığı da olabilir. Yeter ki, 6183 sayılı yasa gereğince ödetilmesinin olanaklı bulunduğu gerek niteliğinden gerekse herhangi bir yasa hükmünden anlaşılmış olsun (Şimşek, Edip: Amme Alacakları Tahsil Usulü Kanun Şerhi, Ank.1990, sh.57).
b) ECRİMİSİL ALACAKLARI, KAMU ALACAĞI NİTELİĞİNDEDİR. ÇÜNKÜ;
aa) Ecrimisil alacakları idari işlemlerle tahsil edilmektedir (2886 SK. mad. 75/1). Nitekim, tarh-tebliğ-tahakkuk ve tahsil aşamalarında, kamu borçlusunun karşısında Devlet kamu gücünü kullanarak yer almaktadır.
bb) Ayrıca, devletin özel mülkiyetinde ya da hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerin hiçbir sözleşmeye dayanmaksızın fuzuli işgali nedeniyle doğan bir alacaktır.
cc) Kaldı ki, 6183 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre “Muhtelif kanunlarda Tahsili Emval Kanununa göre tahsil edileceği bildirilen her çeşit alacak hakkında da bu kanun hükümleri tatbik olunur,”
denmektedir.
dd) Tüm bunlara ek olarak, ecrimisil alacaklarının tahakkuk aşamasındaki uyuşmazlıklara idare, tahsil aşamasındaki uyuşmazlıklara da vergi mahkemelerinde bakılması ve bu kararların kanun yolu mahkemesinin Danıştay olması da ecrimisil alacaklarının kamu alacağı niteliğinde olduğunu göstermektedir.
ee) Ayrıca yukarıda 2 nolu bent altında verilen bilgilere bakılmalıdır.
8) SONUÇ
Yukarıdan beri açıklandığı üzere yerel mahkeme kararı onanmalıdır. Aksine oluşan çoğunluk kararına bu nedenle katılmıyorum.
Yargıtay 3. Hukuk Daire Başkanı Nihat YAVUZ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder